Tarih

28 Eylül 1538

Osmanlı Donanması ile Haçlı Donanması arasındaki Preveze Deniz Muharebesi, Osmanlı galibiyetiyle sonuçlandı

28 Eylül 1538

28 Eylül Tarihte Bugün  Miladi takvime göre yılın 271.günü

 

Olaylar

Hızır Reis
Barbaros Hayreddin Paşa Barbaros Hayreddin'in Louvre Müzesi'nde bulunan portresi 25. Osmanlı Kaptan-ı Deryâsı Görev süresi
6 Nisan 1534 - 28 Haziran 1546 Hükümdar Kanuni Sultan Süleyman Yerine geldiği Kemankeş Ahmed Paşa Yerine gelen Sokullu Mehmed Paşa Cezâyir Sultanı
(Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı) Görev süresi
1518-1534 Hükümdar Yavuz Sultan Selim
Kanuni Sultan Süleyman Yerine geldiği Barbaros Oruç Reis Yerine gelen Makam kaldırıldı Kişisel bilgiler Doğum Yakub oğlu Hızır
y. 1478
Midilli, Osmanlı İmparatorluğu Ölüm 5 Temmuz 1546 (68 yaşında)
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu Defin yeri Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi, Beşiktaş, İstanbul, Türkiye
41°02′31″K 29°00′25″D Milliyeti Türk Akraba(lar) Kardeşleri: Oruç Reis, İshak Reis, İlyas Reis Çocuk(lar) Kara Hasan Paşa Ebeveyn(ler) Sipahi Yakub Ağa (baba)
Katerina Hatun (anne) Mesleği Denizci, asker Dini İslam Askerî hizmeti Takma adı Barbaros, Hayreddin Bağlılığı Osmanlı İmparatorluğu Hizmet yılları y. 1500–1546 Rütbesi Kaptan-ı deryâ Komutası Osmanlı donanması Çatışma/savaşları

Hızır Reis veya bilinen adıyla Barbaros Hayreddin Paşa (d. y. 1478, Midilli – ö. 5 Temmuz 1546, İstanbul), Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk kaptan paşası ve 25. kaptan-ı deryâsı olan denizci ve askerdir.[1] 16. yüzyılın ilk yarısında gerçekleştirdiği askerî seferlerle Akdeniz'de Osmanlı egemenliğini pekiştirdi. Ayrıca Osmanlı Devleti'nin deniz politikasına ve Tersane-i Amire'ye nizam verdi.

1478 yılı civarında Osmanlı hâkimiyetindeki Midilli'de doğan Hızır Reis, denizcilik kariyerine ağabeyi Oruç'un yanında korsan olarak başladı. 1516'da kardeşler Cezayir'i İspanyollardan ele geçirdi ve Oruç Reis kendisini Cezayir'in sultanı ilan etti. Oruç'un 1518'deki ölümünün ardından Hızır, ağabeyinin "Barbaros" lakabını miras aldı ve Cezayir sultanı oldu. Hızır Reis'e "dinin hayırlısı" anlamına gelen Hayreddin adını, Osmanlı Devleti'ne yaptığı hizmetlerden dolayı dönemin padişahı Yavuz Sultan Selim verdi. Barbaros ismi ise aslında ağabeyi Oruç Reis'e aittir, ama onun ölümünden sonra Hızır Reis tarafından da kullanılmıştır. Bazı tarihçiler bu ismin Oruç Reis'e kızıla çalan sakalı yüzünden verildiğini (İtalyanca; barba: sakal, rossa: kızıl) söylerken, Halil İnalcık bu ismin "Baba Oruç" lakabının bozulmasından oluşmuş olabileceğini söylemektedir.

Barbaros Hayreddin Paşa'nın kullandığı sancak nişanı.

Üst kısımda "Ve uḣrâ tuhibbûnehâ(s) nasrun mina(A)llâhi ve fethun karîb(un)(k) ve beşşiri-lmu/minîn(e)" (Seveceğiniz başka bir kazanç daha var: Allah'tan bir yardım ve yakın bir fetih. Müminleri müjdele!) şeklindeki Saff Suresi'nin 13. ayeti ve "Ya Muhammed" ifadesi bulunmaktadır.

Alt kısımda göbekte Zülfikar kılıcı ve bunun dört köşesinde ise, İslam'ın temsili olan hilal şekillerinin içerisinde sırasıyla sağ üst, sol üst, sağ alt ve sol altta Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali isimleri, yani Dört Halife'nin isimleri yazmaktadır.

Kılıcın kabza kısmına yakın duran beyaz el ise "Pençe-i Ali Aba"dır. Muhammed, Fatıma, Ali, Hasan ve Hüseyin'i temsil eder.

Denizciler için hayati öneme sahip olan rüzgârın Birleşik İsrail Krallığı'nın kralı ve İslam'da peygamber kabul edilen Süleyman'ın emrine verildiğine inanıldığından, en aşağıda Davud'un Yıldızı bulunmaktadır.

1533'te Barbaros Hızır Reis, Kanuni Sultan Süleyman tarafından Osmanlı donanmasına kaptan-ı deryâ olarak atandı. Aynı yıl Fransa'da bir elçiliğe başkanlık etti, 1535'te ise Tunus'u fethetti. 1538'de Preveze'de Haçlı birliklerine karşı büyük ve kesin bir zafer elde etti ve 1540'larda Fransızlarla ortak seferler düzenledi. Barbaros Hayreddin, 1546'ta Osmanlı başkenti İstanbul'da öldü. Mezarı İstanbul'un Beşiktaş ilçesindeki Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi'nde bulunmaktadır.

Hayatı

İTÜ Denizcilik Fakültesi'ndeki Barbaros Hayreddin Paşa büstü

Barbaros Hayreddin Paşa'nın İTÜ Denizcilik Fakültesi'ndeki büstü

Barbaros Hayreddin Paşa, Selanik'in Vardar Ağalarından ve Midilli fatihlerinden Türk veya Arnavut kökenli bir sipahi olan Vardarlı Yakup Ağa ile ada halkından Rum bir kadın olan Katerina'nın dört oğlundan biri olarak 1470'li yıllarda Midilli Adası'nda doğdu. Kendisine verilen "Barbaros" lakabı, İtalyancadaki "kızıl sakal" anlamındaki "barba rossa"dan gelir.

Oruç Reis, genç yaşta kardeşi İlyas ile birlikte deniz ticareti yaparken, Ege Denizi'nde Rodos Şövalyeleri'ne tutsak düştü. Serbest kaldıktan sonra, yaşadığı olayın etkisiyle tüccar yerine korsan olmaya karar verdi. Bir süre sonra kardeşi Hızır Reis de ticareti bırakıp ona katıldı. Akdeniz kıyılarına deniz akınları düzenleyip ganimetler elde ettiler. Tunus'taki Cerbe Adası'nı üs olarak kullanan Hızır Reis ve ağabeyi Oruç Reis'in ünü bütün Akdeniz'e yayıldı. İki kardeş, Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak Tunus'taki Halkü'l-Vaâd (La Gaulette) liman kalesini kullanmaya başladı. Hızır ve Oruç, ele geçirdikleri ganimetin beşte birini Tunus sultanına veriyorlar, kalan malları da Tunus pazarında satıyorlardı.

Hızır ve Oruç, 1516'da ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi armağan olarak Piri Reis himayesinde Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim'e gönderdi. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim de onlara, verdikleri desteğin bir ifadesi olarak çeşitli armağanlar yolladı. Oruç Reis ve Hızır Reis, ağabeyleri İshak'ın da kendilerine katılmasından sonra korsanlıkla yetinmeyip Kuzey Afrika'da toprak edinmeye başladılar. 1516'da İspanyol karşıtı bir grup tarafından Cezayir'e yerleştiler ve şehrin idarecilerini kanlı bir darbe ile elimine ettiler. Ancak İspanyollar ile olan savaşlarında Oruç Reis'in ölmesi, Hızır'ı da zor durumda bırakmıştı.

Gönüllü kuvvetleriyle merkezî bir devletin desteği olmadan tutunamayacağını anlayan Hızır Reis, tekrar İstanbul'a elçiler yollayarak başkentin tâbiyetine girdi. Ancak, Cezayir halkının aleyhine dönmesi, Hayreddin'i şehri terk ettirip Jijel'e çekilmeye zorlayacaktı. Burada üslenerek korsanlığa devam edecek ve güçlendikten sonra 1525'te Cezayir'i yeniden ele geçirmeyi başaracaktı. Ertesi yıl Jijel'e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria'yı yenilgiye uğrattı.

1529 yılında gerçekleşen iki olay, Hızır ve arkadaşları için çok önemli sonuçlar doğuracaktı. Bunlardan biri Aydın Reis'in Habsburg Amirali Portuondo'yu mağlup etmesi, bir diğeri ise Cezayir'in karşısındaki Habsburg Hisarı'nın (Peñón de Argel) ele geçirilmesiydi ki; bu, hem şehri Habsburg toplarının hedefi olmaktan çıkarmış, hem de bir dalgakıran yapılarak kötü bir liman olan Cezayir'in geliştirilmesine olanak sağlamıştır.

Bu esnada Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman'ın Alman Seferi (1532) sırasında Andrea Doria'nın Mora kıyılarına saldırması, Osmanlıları güç duruma düşürdü. Bunun üzerine Kanuni, Hızır Reis'i İstanbul'a çağırdı ve 1533'te kendisini Osmanlı donanmasının başına kaptan-ı derya (Osmanlıca: قپودان دریا, romanize: Kapudân-ı Deryâ) olarak atadı.

Yavuz Sultan Selim dönemi

Barbaros Hayreddin Paşa'nın 1580 yılında yapılmış yağlı boya portresi

Hızır ve Oruç, 1516'da ele geçirdikleri yüklü bir gemiyi armağan olarak Piri Reis himayesinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim'e gönderdiler. Bunun üzerine Yavuz Sultan Selim de onlara, verdiği desteğin bir ifadesi olarak armağanlar yolladı. Oruç Reis ve Hızır Reis, ağabeyleri İshak'ın da kendilerine katılmasından sonra korsanlıkla yetinmeyip Kuzey Afrika'da toprak edinmeye başladılar. 1516-1517'de İspanyollara karşı savaştılar ve Tenes ve Tlemsen kentlerini ele geçirerek Cezayir'i denetimlerine aldılar. Oruç Reis, Cezayir hükümdarı ilan edildi. İspanyollar ertesi yıl Cezayir'i geri almak için Araplarla birleşerek saldırıya geçti. Bu savaşta Hızır Reis'in ağabeyleri olan İshak Reis ve Oruç Reis öldürüldü.

Hızır Reis, Yavuz Sultan Selim adına para bastırıp hutbe okutarak ona bağlılığını bildirdi. Yavuz Sultan Selim de bunun üzerine Hızır Reis'i Cezayir Beylerbeyliği'ne atayarak koruması altına aldı. Bunun üzerine önce Tunus ve Tilimsan Beyleri birleşerek Cezayir'e yürüdüler. Cezayir şehri dışındaki toprakları alıp Cezayir içindeki halkı ayaklandırdılar. Ayaklanmayı bastıran Hızır Reis, beyleri durdurdu.

1519'da Cezayir'e gelen İspanyol donanmasını mağlup etti. Ama Cezayir halkının durumu ve Tunus Beyi ile yapılan savaşın iyi netice vermemesi üzerine gemileri ve kendine bağlı reislerle Cezayir'i bırakıp Cezayir kentinin doğusunda bulunan, bir Akdeniz sahil kenti olan Cicel'e çekildi.[17]

Barbaros'un Kaptan-ı Derya "Hayreddin" olması

Barbaros Hayreddin Paşa'nın 16. yüzyıl'da Avrupa'da yapılmış, elinde tuttuğu üç uçlu mızrak “Trident” ile denizlerin hâkimi ve tanrısı Poseidon olarak betimlenmiş bir portresi.

Hızır Reis 1520-1525 arasında Avrupa'nın Akdeniz kıyılarını vurarak büyük ganimetler elde etti. 1525'te Cezayir'i yeniden ele geçirdi. Ertesi yıl Jijel'e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria'yı yenilgiye uğrattı. Kanuni Sultan Süleyman'ın Alman seferi sırasında Andrea Doria'nın Mora kıyılarına saldırması Osmanlıları güç duruma düşürdü. Bunun üzerine Kanuni, Hızır Reis'i İstanbul'a çağırdı ve 1533'te Yavuz Sultan Selim'in "Hayreddin" adını verdiği Hızır Reis'i Osmanlı donanmasının başına (kaptan-ı derya) atadı.

I. Süleyman ve Barbaros Hayreddin, Süleymannâme

Hayreddin Paşa 1534'te Akdeniz'e açıldı ve İtalya kıyılarına seferler düzenleyip Tunus'u ele geçirdi. Ancak Andrea Doria komutasındaki Haçlı donanması karşısında ertesi yıl Tunus'u bırakmak zorunda kaldı ve İstanbul'a döndü. 1536'da daha güçlü bir donanmayla yeniden Akdeniz'e açılan Barbaros, İtalya kıyılarını vurdu ve Ege Denizi'ndeki Venedik adalarını Osmanlı topraklarına kattı.

Preveze Deniz Savaşı

Ana madde: Preveze Deniz Savaşı

I. Süleyman'ın Hızır Hayreddin Paşa'yı kabulü (1533)

Osmanlıların Akdeniz'deki denetiminin artması üzerine, Papalık, Venedik, Ceneviz, Malta, İspanya ve Portekiz gemilerinden oluşan bir "Haçlı donanması" kuruldu ve başına Andrea Doria getirildi. Osmanlı donanması ile Haçlı donanması 1538'de Arta Körfezi önlerinde karşılaştı. Haçlıların 600'den fazla gemisi vardı. Bunun 308'i harp teknesi olup, 120'si en büyük oturak gemileriydi. Haçlılar donanmaya on binlerce forsadan başka 60 bin asker bindirmişlerdi. Hayreddin Paşa komutasında ise 122 kadırga ve forsalar dışında 20 bin asker vardı. Toplamı 80 bin kişiyi bulan bir deniz savaşı daha önce hiç görülmemişti. Savaş sonucunda haçlı donanması 128 gemisini kaybetmiş, 29'u da Osmanlı denizcileri tarafından ele geçirilmişti. Hayreddin Paşa hiçbir gemisini kaybetmezken 400 kadar leventi savaşta ölmüştü. Hayreddin Paşa, tarihe Preveze Deniz Savaşı olarak geçen savaşın mutlak galibiyetini Osmanlı Devleti'ne kazandıran Kaptan-ı Derya olarak adını tarihe yazdıracaktı. Bu zafer Osmanlı Devleti'nin Akdeniz'deki egemenliğini pekiştirdi.

Barbaros Hayreddin Paşa komutasındaki Osmanlı donanması 1543'te Fransa, Toulon limanında. Matrakçı Nasuh'un eseri.

Kutsal Roma-Cermen İmparatoru Şarlken, Preveze'nin öcünü almak için 1541'de Cezayir'e saldırdıysa da başarılı olamadı. Bu arada Fransa Kralı I. François, Şarlken'e karşı Osmanlılardan yardım isteyince Kanuni, Barbaros'u Fransa'nın Akdeniz kıyılarına gönderdi. Barbaros, Toulon'da Fransız donanmasıyla birleşerek 1543'te Nice'i aldı (Nice Kuşatması). Ertesi yıl İstanbul'a dönen Barbaros Hayreddin Paşa, 4 Temmuz 1546'da burada öldü, Beşiktaş'taki türbesine defnedildi.

Etkileri

Barbaros Hayreddin Paşa Türbesi, Beşiktaş.

Osmanlı Devleti'nin kaptan paşaları, hil'atlerini Barbaros'un Beşiktaş'taki türbesinde giyerlerdi, bu törende dua edilir ve fakir fukaraya yemek verilirdi.

Sefere çıkan veya tatbikata giden Türk savaş gemileri -günümüzde dahi- bu türbenin önünden geçerken Barbaros'u top atışıyla selamlarlar.

Barbaros Hayreddin Paşa'nın anısına 1941-1943'te İstanbul'un Beşiktaş semtinde dikilen Barbaros Anıtı, ünlü heykelciler Ali Hadi Bara ile Zühtü Müridoğlu tarafından yapılmıştır. Heykelin arkasında Yahya Kemal Beyatlı'nın şu dizeleri yazılıdır:

Deniz ufkunda bu top sesleri nereden geliyor?

Barbaros, belki, donanmayla seferden geliyor!

Adalar'dan mı? Tunus'dan mı, Cezayir'den mi?

Hür ufuklarda donanmış iki yüz pare gemi

Yeni doğmuş aya baktıkları yerden geliyor;

O mübarek gemiler hangi seherden geliyor?

Beşiktaş'taki Kadıköy iskelesine Beşiktaş Barbaros Hayrettin Paşa İskelesi adı verildi ve mimarlar Erkan İnce ile M. Hilmi Şenalp tarafından Osmanlı mimarisi tarzında yenilendi.

Türk donanmasındaki muhtelif gemilere adı verildi.

Muharebelerinin kronolojisi

Barbaros Hayreddin Paşa’nın İstanbul Deniz Müzesi’ndeki büstü

  • Oruç Reis'in Ege Denizi'nde Rodos Şövalyelerine tutsak düşmesi, kardeşi İlyas Reis'in ölmesi.
  • 1510: Oruç Reis serbest kaldıktan sonra, yaşadığı olayın etkisiyle tüccar yerine korsan olmaya karar verdi.
  • Oruç Reis, Akdeniz kıyılarına akınlar düzenledi ve ganimetler elde etti.
  • Hızır Reis ticareti bırakarak Cerbe Adası'na gelip ağası (ağabeyi) Oruç Reis ile beraber korsanlığa başladı.
  • 1512: İki kardeş Tunus Sultanı Muhammed ile anlaşarak Tunus'taki Halkü'l-Vaâd (La Gaulette) limanını kullanmaya başladı.
  • 1516-1517: İspanyollara karşı savaştı ve Tenes, Tlemsen ve Oran kentlerini ele geçirerek Cezayir'i denetimlerine aldılar.
  • 1517: Oruç Reis Cezayir hükümdarı ilan edildi.
  • 1518: İspanyollar Cezayir'i geri almak için Araplarla birleşerek saldırıya geçtiler. Bu savaşta kardeşleri İshak Reis ve Oruç Reis öldüler.
  • 1518: Yavuz Sultan Selim, Hızır Reis'i Cezayir Beylerbeyliği'ne atayarak koruması altına aldı.
  • 1519: Hızır Reis, İspanya donanmasını yenilgiye uğrattı.
  • Cezayir'i bırakarak Şerşel Adaları'na çekildi.
  • 1520-1525: arasında Avrupa'nın Akdeniz kıyılarını vurarak büyük ganimetler elde etti.
  • 1530: Cezayir'i yeniden ele geçirdi.
  • 1531: Jijel'e baskın düzenleyen Cenevizli Amiral Andrea Doria'yı yenilgiye uğrattı.
  • 1534: Akdeniz'e açıldı ve İtalya kıyılarına seferler düzenledi.
  • 1534:Tunus'u ele geçirdi. Ancak Haçlı donanması karşısında Tunus'u bırakmak zorunda kaldı.
  • 1536: Daha güçlü bir donanmayla İtalya kıyılarını vurdu.
  • 1536: Ege Denizi'ndeki Venedik adalarını Osmanlı topraklarına kattı.
  • 1536: Otranto’yu fethederek İtalya’ya ayak bastı.
  • 1538: Preveze Deniz Savaşı'nda Haçlı donanmasını yendi.
  • 1543: Toulon'da Fransız donanmasıyla birleşerek Kutsal Roma Germen İttifakını yenerek Nice'i aldı.

İçinde bulunduğu savaşlar listesi

Kitapları

Gazavat-ı Hayrettin Paşa'nın tam metni vikikaynakta yer almaktadır

Gazavat-ı Hayrettin Paşa - Türk Edebiyat tarihinin ilk otobiyografi denemesidir. Eserin baş tarafında da belirtildiği gibi Barbaros Hayreddin Paşa biyografisini Seyyid Muradi'ye yazdırmıştır. Kanuni Sultan Süleyman bir gün Barbaros Hayreddin'i huzuruna çağırmış ve ferman etmiş: "Bre Hayrettin bir kulun ömrüne bu kadar az zamanda bu kadar çok fütuhat düşmez. Bana ister manzum ister mensur bir eser yaz ben de hazine-i amiremde saklayayım ki bizden sonra gelecek nesillere ibret ve ders olsun." Bu ferman üzerine kendi söylemiş, Seyyid Muradi yazmıştır. Ayrıca Gaye-el Mûna diye bir kitap daha yazdı.

 

Patrona Halil İsyanı
Patrona Halil İsyanının Fransız ressam Jean-Baptiste van Mour tarafından yapılmış resmi. Tarih 28 Eylül - 1 Ekim 1730 Bölge

İstanbul

Sonuç Taraflar Osmanlı Devleti Patrona Halil Çetesi Komutanlar ve liderler III. Ahmet
I. Mahmut Patrona Halil

1730-1732 Osmanlı-Safevî Savaşı

ayrıca bkz.: Osmanlı-İran Savaşları

Patrona Halil'in Jean Baptiste Vanmour tarafından 28 Şubat 1730 tarihinde yapılmış portresi

Patrona Halil İsyanı, Osmanlı Devleti'ndeki Lale Devri'nin sonunu getiren ayaklanmadır. Patrona Halil idaresindeki ayaklanma 28 Eylül 1730'da başlayıp günlerce sürmüştür. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa idam edilmiş; Sultan III. Ahmed tahttan indirilmiş, yerine yeğeni I. Mahmud tahta geçirilmiş ve böylece Lâle Devri sona erdirilmiştir.

Patrona Halil (d. 1690, Manastır – ö. 25 Kasım 1730, İstanbul), Osmanlı padişahı III. Ahmed'in tahttan inmesi ile sonuçlanan 1730 Patrona Halil İsyanı'nın önderi olan yeniçeri askeridir. Bu ayaklanmayla birlikte Lale Devri son bulmuştur.[1]

Patrona Halil'in Jean Baptiste Vanmour tarafından 28 Şubat 1730 tarihinde yapılmış portresi

Patrona Halil İsyanı

Ana madde: Patrona Halil İsyanı

Arnavut kökenli olan Horpeşteli (bugün Orestida kasabası) Halil, leventlik ve Rumeli'de yeniçerilik yapmıştı ve yakın hemşehrileri arasında "Patrona" lakabıyla anılmaktaydı. Patrona Osmanlı donanmasında gemilerin ikincisine verilen isimdir. Donanmada Kaptan-ı Derya'nın kullandığı gemiye Kapudane, ikinci gemiye Patrona, üçüncü gemiye Riyale denilirdi. Patrona Halil, Patrona gemisinde bir süre leventlik yaptığı için bu lakapla anılmıştır. İstanbul'da bir hamam tellaklığı veya esnaflık yaptığı da söylenmiştir. İstanbul meyhanelerine devam ettiği, devamlı içki içtiği ve ihtilal yandaşlarını da bu meyhanelerde tanıdığı bilinmektedir. Sadrazam Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın zevk ve sefaya düşkünlüğünün yanı sıra Yeniçerilerinin uzun süredir maaş alamaması ordu içerisinde huzursuzluğa neden olmuştu. "Şeriatın gereğini yerine getirmek" gerekçesi ile başlatılan bu isyanda, ekonominin bozulması, vergi yükünün artması, 12 senedir sadarette bulunan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın kadrolaşması ve buna karşı oluşan muhalif kadrolar, çoğunlukla laik eksene kayan yenilikler, 1730 İran seferinin bir türlü gerçekleşememesi ve alınan şehirlerin İranlılara satıldığı gibi rivayetlerin de katkısı vardır. Patrona Halil kendini ayaklanmaya elebaşılık etmeye kışkırtanların telkinleri ile öncelikle esnafı etkileyerek kepenk kapamalarını sağlamış, daha sonra yanına çektiği yeniçeriler ve bir kısım halkın da katılımı ile 28 Eylül 1730 tarihinde, daha sonra kendi adını alacak olan Patrona Halil İsyanı'nı başlatmıştır.

İsyanın planlanması ve isyan sonrasında aktif görevlerde bulunan Patrona, İstanbul'daki asayişin iyice bozulması, zulmün artması sonucu, yeni padişah I. Mahmud'un gönderdiği Şeyhülislam tarafından diğer asi liderler ile beraber " Dağılmaları yoksa akıbetlerinin kötü olacağı" konusunda uyarıldı. Toplanan liderler kendilerine bir Hüccet (senet/af senedi; yaptıklarından dolayı sorumlu tutulmayacaklarına dair devlet garantisi) istediler. Bunun üzerine İstanbul uleması, Sadrazam ve ilgili devlet ricalinin hazırladığı hüccet, I. Mahmut'a götürüldü ve o da "Ellerine verilen hüccet-i şer'iye gereği amel oluna" şeklinde bir Hatt-ı hümâyun yazdı. Ancak buna rağmen isyancılar devlet işlerine karışmaya, kargaşayı sürdürmeye devam edince devlet, Patrona Halil ve elebaşlarının ortadan kaldırılmasına karar verdi. Bunun için Pehlivan Halil Ağa yönetiminde özel bir ekip kuruldu. Yapılan ilk plana göre 25 Kasım 1730 tarihinde Patrona Halil ve elebaşları devam eden 1730-1732 Osmanlı-İran Savaşı'nı görüşmek üzere Sadrazamın konağına çağrıldı. Ancak kalabalık bir grup ile gelince kendisine dokunulamadı ve Hilat giydirilmek üzere Topkapı Sarayına gitmeye ikna edildi. Topkapı Sarayında Pehlivan Halil Ağa ve 30 adamı pusu kurmuş patrona ve diğer elebaşlarını bekliyorlardı. Asiler Soğukçeşme'den Topkapı Sarayına girince, bir işaret üzerine ortaya çıkan bu ekip, saray efradı pencerelerden seyrederken asilerin üzerine saldırdılar ve Patrona Halil dahil 18 elebaşını öldürdüler. (Başta Patrona Halil ve Muslu Beşe olmak üzere) İçerideki silah seslerini duyan dışarıdaki yandaşları kaçtı. (Emir Ali vb.) (Bu ekip daha sonra 27 Mart 1731'de I. Mahmut'a karşı bir isyan hareketine kalkıştıysa da bu isyan büyümeden engellenmiştir.) İstanbul sokaklarına çıkartılan tellallarla durumun normale döndüğü halka duyuruldu.

Popüler kültürdeki yeri

Ayaklanmanın nedeni

Ayaklanmanın sebebi, Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın açtığı zevk ve sefahat devrinden memnun olmayan, bu yapılanları israf olarak gören ve büyük bir ekonomik sıkıntı çeken bir kitle olmuştur. Nadir Şah'ın saldırısıyla yeniden başlayan İran savaşından olumsuz haberler gelmesi üzerine halk harekete geçmiş, camilerde ve diğer yerlerde propaganda yaparak ayaklanmanın zeminini oluşturmaya başlamıştı. Uzun zamandır maaşlarını alamayan Yeniçerilerin içerisinde de huzursuzluk belirmişti.

Zamanın tarihini yazan Mehmed Raşid Efendi ve İsmail Asım Efendi, tepkilerin ve öfkelerin korkunç bir ayaklanmaya dönüşmesinde, halkın ekonomik sıkıntısına ve yüksek enflasyona rağmen geceli gündüzlü ziyafetlerin, Çırağan eğlencelerinin, sefere çıkmak istemeyen padişahla sadrazamının Davutpaşa Sarayı bahçelerine gidip bülbül dinlemelerinin başrolü olduğunu yazarlar. Tarihçi Şem'danî-zâde ise daha pratik bir anlatım ile ayaklanmaya neden olan Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'yı "mirasyedi meşreb, gece gündüz zevk u sürûr icad idüb halkı aldadacak şey lâzımdır deyû bayramlarda meydanlarda dolaplar, beşikler, atlıkarıncalar, salıncaklar kurdurub erkeklerle kadınları karışık salıncağa bindiren, salıncağa binub inerken hubbaz yiğidlere kadınları kucaklatdıran, hoş-seda ile şarkılar söylettiren" kişi olarak tarif eder. Topluluk tepkilerini halk ayaklanmasına döndürmeyi başaranlar, gerçekte Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın siyasi karşıtlarıydı.

Bu isyanın arkasında ilk kez imparatorlukta seküler yeniliklerin yapılmasının da katkısı olduğundan isyan süresince isyankarlar hep şeriattan söz etmişlerdir. Ayaklanmanın yöneticilerin aşırı tüketiminden kaynaklandığına dair iddialar da Nevşehirli Damat İbrahim Paşa ve diğer yöneticilerin muhallefat (ölenin bıraktığı mallar) kayıtlarının karşılaştırılmasıyla tutarsızdır. Bu dönem yöneticilerinin tüketim alışkanlıkları ve günlük yaşam harcamaları önceki dönemdekilerden pek farklı değildir. Bu arada, III. Ahmed'den önceki padişahların büyük kısmının Edirne'de ikamet etmiş olmaları ve bu süre içinde İstanbul'un bakımsız kalması ve III. Ahmed'in İstanbul'a yerleşmesi sonrası yapılan - belki biraz gösterişli ama çoğunluğu gerekli (?)- birçok yatırımın da dışarıdan aşırı harcamalar olarak değerlendirilebileceği unutulmamalıdır. Son olarak, her ne kadar Patrona Halil'in yönetici olarak belirgin özellikleri olsa da o dönem yönetim yapısı içinde, devlet içinde belli desteği olmadan bu tür bir isyan ve yönetim değişikliğinin yapılmasının neredeyse olanaksız olduğu da düşünülmelidir. Nitekim bu isyan sırasında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa'nın 1718-1730 seneleri arasındaki uzun süreli sadaret döneminde (Nevşehirli Damat İbrahim paşa öncesi, III. Ahmed 1703-1718 arası 15 senede 13 sadrazam değiştirmiştir) oluşturduğu kadrolara yönelik Kaymak Mustafa Paşa gibi umeranın ve seküler uygulamalara yönelik İspirzade Ahmet Efendi, Zülali Hasan Efendi gibi ulemanın ve yeniçerilerin isyancı yandaşlığı belirgindir.

İstanbul'da daha önce de birçok isyan olmuştur fakat Patrona Halil İsyanı, daha sonra sık sık tekrarlanan bir sendromu gösteren ilk isyandı: Askeri ve idari örgütlenmeyi Batılılaştırma çabası, resmi elitin bir kesimi tarafından ortaya atılmış, Batılı görgü kurallarının taklit edilmesine eşlik etmiş ve başka bir çıkar grubu tarafından kitleleri Batılılaşmaya karşı harekete geçirmek için kullanılmıştır. Devlet adamlarının siyasi entrikalarının arka planları bu ve benzer isyanların bir yönü olsa da, resmin tamamını görebilmek için kitlelerin yöneticilere, çevrenin merkeze kültürel yabancılaşması üzerinde de durmak gerekmektedir. Modernleşmenin ilerleyen aşamalarında bu yabancılaşma daha da artacaktır.

Ayaklanmanın idaresi ve gelişmesi

Halk isyanının elebaşı Horpeşteli Arnavut Halil, leventlik ve Rumeli'de yeniçerilik yapmıştı ve yakın hemşehrileri arasında "Patrona" (koramiral) lakabıyla anılmaktaydı. İstanbul'da bir ara hamam tellaklığı veya esnaflık yaptığı da söylenmektedir. İstanbul meyhanelerine devamlı giderek alkol aldığı ve ihtilal yoldaşlarını da bu meyhanelerde tanıdığı bilinmektedir. Patrona Halil'i kendini ayaklanmaya elebaşılık etmeye kışkırtanların telkinleri ile 1730 yaz sonunda bir ihtilalci kadro toplamış ve ilk ihtilal planlama toplantısı 25 Eylül 1730'da Mevlid Alayı günü yapılmıştır. Bu grupta başkan Patrona Halil; yardımcıları Muslu Beşe ve Emir Ali ve kolbaşı kurmaylar olarak Ali Usta, Karayılan, Çınar Ahmed, Oduncu Ahmed, Derviş Mehmed, Erzurumlu Mehmed, Küçük Muslu, Kutucu Halil adlarında daha çok "zorba" olarak adları çıkmış halk adamları bulunmaktaydı. Ayaklanmacılar 28 Eylül Perşembe günü bayrak açıp şeriat için herkesin bayrak altına gelmesini istediklerini bağırarak üç koldan şehirde yürüyüşe geçtiler. Kapalıçarşı'ya Bayezid Camii'nin Kaşıkçılar Kapısı tarafından yürüyüşe geçerek ayaklanmayı resmen başlattılar; çarşıya girip tüccarlara zorla dükkânlarını kapattırdılar ve çarşı girişlerini tutup kimsenin alışveriş için girememesini sağladılar. Birden yürüyüş kolları kalabalıklaşıp büyümeye başladı. Ana kolun hedefi Etmeydanı oldu ve isyancılar bu meydanı merkez seçtiler. Bir grup da Üsküdar'a geçip orada muzır çıkarmaya başladı. Asayişi sağlaması gereken Yeniçeri Ağası Hasan Paşa bu kargaşalığa önce müdahale eder göründü ise de kalabalık dallanıp budaklanınca korkup, kurtulma çaresini kaçıp saklanmakta buldu.

Sultan III. Ahmed ve sadrazam Damad İbrahim Paşa Üsküdar'da idiler. İstanbul Kaymakamı karşıya geçip gelişmeler hakkında bilgiler verdi. Karşılık olarak yapacakları kararlaştırmak için devlet adamları ve yüksek ulema Üsküdar'a çağrıldı ve Sancak-i Şerif Topkapı Sarayı'ndan çıkarılıp getirildi. O gece Sultan, Sadrazam ve devlet erkanı İstanbul'a geçip Topkapı Sarayı'na yerleştiler. Fakat o akşam Yeniçeriler ve Acemoğlanları da kazan kaldırıp, şeriat için yürüyüşe geçen ve geceyi sokaklarda geçiren halka katıldılar. 29 Eylül günü ayaklanmacılar İstanbul'un kontrolünü ellerine almışlardı. Patrona Halil yandaşlarına emirler verip yağmalar ve baskınlar düzenleyip isyana katılmayan veya isyancıların uygun görmedikleri kişilerin öldürülmelerine başlandı. Bu aranan ve kayıplara karışan kişiler arasında devrin ünlü şairi Nedim de bulunmaktaydı. Böylece Patrona bir terör havası yaratmayı ve kendine muhalif olacaklara gözdağı verip muhalefeti önlemeyi başardı. Etmeydanı'nda bulunan elebaşılar heyeti karargahına müderrisler getirip isteklerini fetvalar şekline dönüştürüp güya meşruiyet kazandılar. "Şeriat isteriz" yaygaralarıyla sokaklara dökülmüş halk güruhuna, tomruk ve zindan mahkûmlarının salınması ile katılanlar ve İstanbul'un bütün ayaktakımı öncülük ve liderlik etmeye başladı.

Bu gelişmeler üzerine Saray'dan gönderilen bir aracı ile Sultan III. Ahmet isyancıların ne istediklerinin sorulmasını istedi. Patrona Halil'in, Sadrazam Damat İbrahim Paşa ile birlikte 37 kişinin kellelerinin kesilmesini istediği belirtildi. Sultan duruma el koymak için Sancak-i Şerif'in açılmasını ve Müslümanların bu sancak altına çağrılmasını emretti. Bu emire uyan çok az sayıda kişi Patrona Halil'in devriyeleri tarafından hemen dağıtıldılar. Yeni Kaptan-ı Derya olarak atanan Abdi Paşa, Patrona ile şahsi bir görüşme yapıp uzlaşma yolları araştırdı; ama başarı kazanamadı.

Sadrazamın idamı

30 Eylül'de Topkapı Sarayı'nda yapılan toplantıda Zülali Hasan Efendi, sadrazamın idam edilmesini önerdi. Ulemanın fetvası da alınarak akşama doğru sadrazam ve damatları Mustafa Paşa ve Mehmed Paşa Kapılararası'nda boğduruldular. 1 Ekim sabahı, cesetleri öküz arabalarına konulup Saray'dan çıkartılıp isyancılara verildi. Ayaklanmacılar cesetleri İstanbul sokaklarında sürükleyip herkese gösterdiler.

Fakat, ayaklanmacılar arasında bu cesetlerden hiçbirinin İbrahim Paşa'ya ait olmadığına dair bir şüphe uyandı. Tekrar saraya bir yürüyüş başladı, Alay Köşkü önünde büyük bir kalabalık toplandı. Padişah pencereden görünmek zorunda kaldı.

III. Ahmed'in tahttan feragati ve I. Mahmut'un tahta geçişi

Ulemadan Zulalî Hasan Efendi ve İspirzade asilerle uzlaşmaya gönderildiler. Fakat Patrona Halil ve diğer isyancı başları, bu sefer de tüm isteklerini yerine getiren Sultan III. Ahmet'in tahtan indirilmesini istediler. Uzlaşma heyeti de Patrona Halil ile isyanın sona ermesinin ancak Sultan III. Ahmed'in tahttan inmesi ile mümkün olacağına anlaştılar. Kendisine ve ailesine zarar verilmemesi durumunda tahttan çekileceğini bildiren Sultan III. Ahmet, 30 Eylül gecesi yeğeni Şehzade Mahmud'u Kafes Köşkü'nden getirip önce alnından öptü; saltanata dair öğütlerde bulundu ve şehzadeleriyle birlikte yeni sultana biat etti.

I. Mahmud önce Hirka-i Saadet dairesinde namaz kılıp dua etti ve gece yarısından sonra iç biat törenine katılıp Saray halkının tebriklerini kabul etti. 2 Ekim, 1730'da İstanbul Osmanlı tahtına I. Mahmut'un geçtiğini ilan eden cülus topları ile uyandı. O gün Sadrazamlığa Silahdar Mehmed Paşa tayin edilmişti. Babüsaade önüne kurulan bir tahta oturan I. Mahmut için dış biat törenine hemen başlandı. Bu törende protokol ayaklanma liderlerinin uygunsuz giysi, hareket ve tavırları ile bir skandal oldu. Ön sırada baldırı çıplak Yeniçeri kıyafeti giyinmiş ve silahları kuşanmış olarak Patrona Halil, Muslu Beşe ve adamları yer almıştı.

Ayaklanmacılar hemen organize olmaya başladılar. Patrona Halil, İstanbul Kadısı olarak Müderris İbrahim'i, Yeniçeri Ağası olarak eski yoldaşı Nişli Kel Mehmed'i ve Sekbanbaşı olarak Urlu Murteza'yi atamıştı. Yeni Padişah, ayaklanmacıların hazırladığı listelere göre, en küçük görev olan kürsü şeyhliğine kadar, yeni atamalar yapmak zorunda kaldı. Hatta, Patrona'ya ayaklanmadan önce borç vermiş ve ayaklanma sırasında kredi sağlamış olan Yanaki adlı bir Rum kasap Boğdan Voyvodalığı'na bile kâğıt üzerinde atanmıştı.

6 Ekim 1730'da yeni Padişah için Eyüp'te yapılan kılıç alayında İstanbul halkı arasından geçip camide, İslam peygamberi Muhammed'in kılıcını kuşandı.

Ayaklanmanın sonrası ve sonuçlar

Asiler daha önceki devirden elde kalan en önemli binaların bulunduğu Saadabat'daki köşkleri yakıp küle döndürmeyi arzu etmekteydiler. Fakat I. Mahmud bu yangına izin vermedi. Ama yine de buraların yıkılmasına engel olamadı. I. Mahmud ayaklanma elebaşlarını birer görevle İstanbul'dan uzaklaştırmayı denedi. Patrona Halil Yeniçeri Ağası tarafından yapılan 10 bin altın maaşla nerede isterse vali olması teklifini reddedip; amacının mal, mülk ve unvan edinmek olmadığını, bozuk düzeni kaldırmanın ana hedefi olduğunu belirtti. Güvenilir adamları aracılığıyla I. Mahmut, Kapıkulu asker ocaklarındaki isyancıları ve Patrona Halil etrafındaki kalabalığı kendi safına çekmekte biraz başarı kazandı. Patrona Halil, Şeyhülislam ve kazaskerin kefil olmaları ile bu yoldaşlarının ayrılmasını kabul etti.

Fakat yine bir ay boyunca Patrona sık sık Etmeydanı karargahından ayrılıp silahlı olarak Sultan'ın huzuruna çıkıp istek ve önerilerde bulunmakta ve ayrıca çarşı pazarda denetimde bulunmaktaydı. Kasım 1730 ortasında (çoğu Arnavut asıllı olan) Patrona Halil erkanı ile kapıkulu askerleri arasında, özellikle Patrona Halil erkanına sağlanan ayrıcalıklardan doğan hoşnutsuzluk dolayısıyla, uyuşmazlıklar başladı. Bunu önlemek için Patrona Halil Sadaret Kaymakamı görevini yüklenmek istediğini Sultan'a bildirdi. Bunun zararını anlayan Sultan hemen Kaptan-ı Derya Canım Hoca Mehmed Paşa'ya bir plan hazırlatıp uygulamaya koydu. 23 Kasım'da genel gündemli bir Divan-ı Hümayun toplantısı hazırlanıp Patrona Halil ve bütün erkanı bu toplantıya çağrıldı. Burada 25 Kasım'da bir gizli toplantı yapılması kararlaştırıldı. Bu gizli toplantıya gelen Patrona, erkanı ve muhafızları birbirinden ayrıldı. Silahlarından arındırılan Patrona Halil ve erkanı Sünnet Odası'ndan alınarak bir baskınla öldürüldüler. Dışarıda bekleyen muhafızlar ise birer ikişer idam edildiler. Enderun avlusu ve Sofayı Hümayun bir savaş meydanına döndü. Patrona, erkanı ve muhafızlarının kelleleri ve cesetleri Saray'dan arabalarla çıkarılınca isyancı kalabalıkları da hemen dağıtıldı.

İstanbul sıkı bir denetime alındı. Özellikle hamamlarda çalışıp yaşayan Arnavutlar dağıtıldı. 2.000 kişi yakalanıp ya idam edildi ya da Anadolu'ya sürgüne gönderildi. Böylece 25 Kasım'dan hemen sonra Patrona Halil isyanı kalıntıları sona erdirilip I. Mahmud'un gerçek saltanatı başladı.

 

Doğumlar

 

Ölümler

 

 

  • Tatiller ve özel günler

  • Fırtına: Kestane Karası Fırtınası
  • Dünya Kuduz Günü
  • Uluslararası Bilgiye Evrensel Erişim Günü

 

 

Vikipedi

Yorumlar

Yorum Yap

E-posta adresiniz gizli tutulur
Yukarıdaki işlemin sonucunu yazın

Yorumunuz incelendikten sonra yayınlanacaktır.