25 Eylül Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 268. günü
Olaylar
- 1396 - Yıldırım Bayezid, Niğbolu Zaferi'ni elde etti.
-
Niğbolu Muharebesi
Avrupa'da Osmanlı savaşları ve Haçlı Seferleri

Jean Colombe'un Muharebeyi tasvir eden çizimi y. (1475) Tarih 25 Eylül 1396 BölgeNiğbolu, Osmanlı İmparatorluğu
Sonuç Kesin Osmanlı zaferi Taraflar
43°42′21″K 24°53′45″D
Kutsal Roma İmparatorluğu
Bohemya Krallığı
Savoy Dükalığı
Fransa Krallığı
Burgonya Düklüğü
Macaristan Krallığı
Erdel Voyvodalığı
Hırvatistan Krallığı
Eflak
Hospitalier Şövalyeleri
Venedik Cumhuriyeti
Ceneviz Cumhuriyeti
İkinci Bulgar İmparatorluğu
Polonya Krallığı
Kastilya Krallığı
Aragon Krallığı
Navarra Krallığı
Töton Tarikatı Devleti
Bizans İmparatorluğu
İngiltere Krallığı
Komutanlar ve liderler
I. Bayezid
Çandarlı Ali Paşa
Evrenos Bey
Stefan Lazarević
Mustafa Çelebi
Süleyman Çelebi Sigismund
Korkusuz Jean (esir)
Stibor of Stiboricz
Eu Kontu Philippe (esir)
Jean Le Maingre (esir)
Enguerrand VII (esir)
Jean de Vienne (öldü)
Jean de Carrouges (öldü)
I. Mirça
II. Stephen Lacković Güçler- 25.000 asker
- 20.000 Osmanlı askeri (10.000 süvari], 10.000 piyade)
- 5.000 Sırp süvarisi
- 10.000 asker
- 51.000-53.000 asker
- 10.000-12.000 Macar
- 10.000 Fransız, İngiliz ve Burgonyalı
- 10.000 Eflak
- 6.000 Alman
- 15.000 piyade - Hollandalılar, Çekler, İspanyollar, İtalyanlar, Polonyalılar, İskoçlar ve İsviçreliler ve Venedik Cenova ve St. John Şövalyeleri'nden deniz desteği
34.000-36.000 ölü
3.000 esir (300'ü ya da tamamı idam edildi)
12.000-14.000 asker kaçtı (Fransız ve Macar kuvvetlerinin imhasını gören I. Mircea, emrindeki 10.000 askeriyle savaş alanından ayrıldı Macar kuvvetlerinin başında olan Sigismund ise hayatta kalabilen birkaç bin askeriyle (2.000-4.000) Tuna Nehri üzerindeki gemilerle savaş alanından kurtulabildi.Niğbolu Muharebesi (Bulgarca: Битка при Никопол, Bitka pri Nikopol; İngilizce: the Battle of Nicopolis, Fransızca: la Bataille de Nicopolis, Macarca: Nikápolyi Csata, Rumence: Bătălia de la Nicopole), 25 Eylül 1396'da Sultan Yıldırım Bayezid liderliğindeki Osmanlı ordusunun Burgonya Dukalığı veliahtı ve asilzadelerinin liderliğini üstlendiği, ayrıca Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu, Fransa, Eflak, Lehistan, İngiltere Krallığı, Macaristan Krallığı, İskoçya Krallığı, Venedik Cumhuriyeti, Ceneviz Cumhuriyeti, Hospitalier Şövalyeleri askerlerinden oluşan bir Haçlı ordusuyla, Tuna Nehri üzerinde bulunan Niğbolu Kalesi yakınlarında gerçekleşen ve Osmanlı kuvvetlerinin kesin zaferiyle sonuçlanmış bir muharebedir. Bu muharebe aynı zamanda Avrupa tarihçiliğinde, Niğbolu Haçlı Seferi diye de anılır ve Orta Çağ'ın son büyük Haçlı Seferi olarak nitelendirilmektedir. Bazı kaynaklarda savaşın tarihi 28 Eylül olarak verilmiştir.
Savaş öncesi
Haçlı seferine hazırlık
1394'te Bulgar Çarı İvan Şişman'ın geçici başkenti olan Niğbolu, Türk ordusunca fethedilerek Osmanlı Devleti'ne katılmıştı. Şişman'ın kardeşi İvan Srtasimis hâlâ Vidin Kalesi'ni elinde tutmakta idi, ne var ki Osmanlı Devleti'ne yıllık haraç ödeyen bir vasal devlet statüsüne girmişti. Macaristan Krallığı ile Osmanlı Devleti arasında bulunan tampon devletler Osmanlı hakimiyetine girmiş ve bu iki devlet sınır komşusu olmuşlardı. Venedik Cumhuriyeti, Dalmaçya kıyılarında ve Mora'da bulunan kolonilerin ve ticari üs olarak kullandığı limanların Türkler'in eline geçip Venedik'in Adriyatik Denizi, İyon Denizi ve Ege Denizi'ndeki egemenliğini ortadan kaldıracağından endişe etmekteydi. Ceneviz Cumhuriyeti ise Osmanlı Devleti'nin Boğazlar ve Tuna Nehri üzerindeki hakimiyetinin Karadeniz'deki ticaret üsleri olan Kefe, Amasra ve Sinop'u tehdit edeceğini, hatta I. Bayezid'in kuşatıp ablukaya aldığı İstanbul'un karşısında bulunan Galata'yı fethedeceğinden kuşkulanmaktaydı.
1394'te Papalık hala birbirine rakip ikiye bölünmüş durumdaydı ve bir Papa Fransa'da Avignon'da diğeri ise Roma'da bulunmaktaydı. Avignon piskoposu IX. Boniface, bir beyanname yayınlayarak Türkler'e karşı yeni bir haçlı seferi başlattığını ilan etti. İngiltere ve Fransa krallıkları birbirleriyle yaptıkları ufak aralıklarla çok uzun süren Yüz Yıl Savaşı'nın bir barış aralığında idiler ve İngiliz Kralı II. Richard ve Fransız Kralı VI. Charles bir haçlı seferinin finansmanını sağlama hususunda anlaşabilmişlerdi. Fransız Kralı delegeleri Kutsal Roma imparatoru Sigismund ile 1393'ten beri böyle haçlı seferi için müzakereler yapmaktaydılar.
Yapılan ilk plana göre Norman-İngiliz John of Gaunt, Fransız Orleans Dükü Louis ve Burgunya Dükü Cesur Filip 1395'te sefere başlayacaklar, ondan sonra Fransız Kralı VI. Charles ve İngiltere Kralı II. Richard onları 1396'da takip edecekti. Ancak bu plan 1396 başında bir kenara bırakılıp Neversli Korkusuz Jean çoğunluğu Burgundili süvarilerden oluşan 6.000 Fransız askeri ile sefere başladı. Almanya'da Renanya-Palatina, Bavyera ve Nürnberg, Korkusuz Jean'ın emrine 3.000 asker tahsis etti. Sigismund ise imparatorluğundan 4.000 ve Macaristan'dan 1.000 olmak üzere 5.000 kişi ile sefere katıldı. Korkusuz Jean komutanlığındaki kuvvetler, Temmuz 1396'da Buda'ya ulaşarak Sigismund'un komutanlığı altındaki güçlerle birleştiler. Bu kuvvetlerin hepsi Katolik olmakla beraber Ortodoks Hristiyan olan Eflak Kralı Mirça ve ordusu da bu haçlı seferine katılmak için çok mücadele verdi.
Haçlı ordusunun planı ve ilerleyişi
Niğbolu Muharebesi sırasında Kral Sigismund
Haçlı ordusunun stratejik planı Buda'da kararlaştırıldı. Sigismund, Osmanlıların hemen toplanabilen ordularla hücum edeceğini ummaktaydı ve Eflak Kralı Mirça böyle durumlarda Osmanlı eyalet ordularına karşı bazı başarılar sağlamıştı. Fakat bu seferde beklenen olmadı. Ama sonunda ordunun Tuna Nehri'ni takip ederek ilerlemesi ve Karadeniz'de toplanan donanma güçlerinin de Tuna'ya girerek destek sağlamasına karar verildi.
Haçlı ordusu Tuna'nın sol kıyısını takip ederek öncü Macar ordusu, sonra Fransızlar, Burgundililer, Kral Sigismund, ana Macar ve Alman ordularının artçılığı düzeniyle yürüyüşe geçtiler. Bir diğer Macar ordusu ise Karpatları geçerek Eflak'a inip Eflak Kralının rakibini Erdel'den atmayı başardı. Eflak Kralı Mirça ise Tuna ağzından giren Haçlı donanmasının yanından doğudan ilerledi. Haçlılar Osmanlı garnizonlarının bulunduğu bazı kalelere hücum ettiler. Bunlar arasında Osmanlı devleti vasalı olan Bulgar Kralı'nın kardeşinin elinde bulunan Vidin kalesi de bulunuyordu. Vidin iç kalesinde direnme yapan Voynuklardan oluşan Osmanlı güçleri iç kale alınınca katliamdan geçirildi ve 200-300 Fransız bu kazanımdan dolayı şövalye olarak ilan edildiler. Tuna kenarında çift kale duvarlı Rahova kalesi ise bir nehir geçiş yolunu savunmaktaydı. Osmanlı garnizon komutanı Kral Sigismund'a bir elçi göndererek askerlerine dokunulmazsa silahlarını bırakıp kaleyi teslim edebileceğini bildirdi ve Kral Sigsmund bunu kabul etti. Fakat diğer Haçlılar, özellikle Fransız ve Burgunyalı prens ve soylular, bunu kabul etmeyip şehirdeki hem Müslüman hem de Ortodoks Hristiyan olanların çoğunu katlettiler ve kendilerine göre bir seçim yaparak büyük grup işe yarayanları esir olarak yanlarına aldılar.
10 Eylül'de Venedik, Ceneviz ve St. Jean Şövalyeleri gemilerinden oluşan Haçlı donanması Tuna'dan gelerek Niğbolu kalesi önünde demir attılar. Niğbolu çok önemli bir nehir geçiş noktası ve nehir limanı idi; nehre bakan bir sarp kayalığın üzerinde çok korunaklı bir kaleye sahipti. Kale yeniden tamir görmüştü ve çok iyi donanımlı bir Türk garnizon kuvveti kalede bulunmaktaydı. Kale komutanı çok tecrübeli Doğan Bey idi. Önce Fransız ve Burgonyalı askerler karadan gelip kalenin yakınlarında kamp kurdular. Kral Sigismund ve ordusu ise kalenin öbür tarafında şehrin karşında kampa girdiler. Fransız ve Burgonyalılar birkaç merdiven taşımaktaydılar ve Macarların ise lağım kazma birlikleri vardı. Her iki grup da kuşatma için gerekli silahların ellerinde bulunmadığından şikayetçi idi; halbuki nehirde demirli donanmada birçok mancınık ve benzeri kuşatma için gerekli savaş aletleri bulunmaktaydı, kara ordularından kimse bunları istemeyi düşünmemişti. Kaleye hücum edip alma yerine, uzun bir kuşatma ile kaleyi ablukaya alıp yiyecek ve içecek bitinceye kadar bekleme taktiği tercih edildi. Haçlı komutanları Osmanlı Sultanı'nın Haçlı istilasından haberdar olmadığını; olsa bile bu uzak kaleye yetişme imkânı olmadığını düşünmekte idiler ve bu nedenle güneye devamlı bir keşif birliği göndermekten kaçınmışlardı.
Osmanlı ordusunun savaş alanına gelişi
1396 yılına ait Kuşatma altındaki Niğbolu kalesi gösteren minyatür, Topkapı Sarayı, İstanbul
Yıldırım Bayezid'in 1395'te İstanbul'u ikinci defa kuşatmakta iken yeni bir Haçlı ordusu hakkında haberi oldu. Osmanlı istihbaratı iyi çalışmıştı. Esasen İstanbul Boğazı'ndan geçen ve Haçlı donanmasına iştirak edecek olan gemiler görülmekteydi. Ayrıca Bizans İmparatoru II. Manuil'in Macar kralına gönderdiği Yıldırım'ın Haçlı ordusundan haberdar olduğuna dair mesaj da Osmanlıların eline geçmişti. Haçlı ordusu Buda'ya eriştiği zaman Yıldırım, İstanbul kuşatmasını çoktan bırakmış bulunuyordu. Gazi Evranos Bey komutasındaki akıncılar hemen ilerlemişler ve Osmanlı ordusunun güzergâhı için keşif yapmaya başlamışlardı. Bayezid İstanbul'un ablukası için az sayıda birlikleri geri bıraktı ve bu yüzden Bizanslılar donanmalarını Tuna'ya gönderemediler.
Yıldırım Bayezid, Rumeli eyaleti ordularının düşmana hücum etmemesini ve Osmanlı ordusunun Edirne ve Filibe arasında toplanması emrini vermişti. Tecrübeli Sadrazam Kara Timurtaş Paşa tarafından organize edilen Rumeli ve Anadolu eyalet orduları büyük bir hızla burada toplanmaya başladılar ve Meriç kıyısına hemen vasıl oldular. Vasal devletlerden de önemli katkı sağlayanlar oldu. Özellikle Sırplar Stefan Lazarević komutasında Filibe'ye geldi ve ana Osmanlı ordusu ile Şipka Geçidi güneyinde birleşti. Ana Osmanlı ordusu ise toplanma mevkiinden Ağustos sonunda hızla yola çıkıp 20 Eylülde Sıpka Geçidi'nden geçip 21-22 Eylül'de Tırnova'ya vardı. Burada ilk defa bir Haçlı keşif birliği ile karşılaştılar. Osmanlı keşif birlikleri ise Niğbolu'ya yetişip Haçlı ordularının kale önünde ordugahta olduklarını gördüler. 24 Eylül'de Yıldırım Bayezid ve ana Osmanlı ordusu Niğbolu'nun birkaç kilometre güneyine geldi ve Yıldırım'ın otağı burada bir tepe üzerine kuruldu.
Osmanlı tarihçileri ana ordunun Niğbolu önüne varışının akşam üstü olduğunu yazmaktadırlar. Ordu kampı kurulana kadar Yıldırım'ın karanlıktan faydalanarak kale duvarları önüne geldiğini, Doğan Bey'e bağırarak sabaha kadar direnmesini emrettiğini, Doğan Bey'in kalede yeterince yiyeceği olduğunu için morallerin iyi olduğunu bildirdiği ve Sultan'ın kale önüne geldiği için hiç yenilgi imkânı olmadığını söylediğini yazarlar.
Savaşın gelişmesi
Niğbolu Muharebesi haritası
Niğbolu Muharebesi - Fransız Milli Kütüphanesi arşivi
Yıldırım Bayezid Edirne'den Tuna Nehri kıyısında bulunan Niğbolu Kalesine 24 saat gibi kısa bir sürede ordusuyla beraber ulaştı. Adına yaraşır bir süratle gelen Sultan Yıldırım Bayezid, Divanı toplayarak durum değerlendirmesi yaptı.
Deneyimli komutanlardan bazıları kalabalık Haçlı ordusunu korkutmak suretiyle bozguna uğratmaktan yana tavır takınmış ve hatta elde bulunan develeri Balkanlardaki halkların pek görmediklerini belirterek bu hayvanları kullanarak haçlıları bozguna uğratabileceklerini ifade etmişlerdir. Yıldırım Bayezid ise böyle bir saldırıyı mertçe bulmadığı için reddetmiştir. 25 Eylül 1396 günü kendinden aşırı emin Haçlı birlikleri Osmanlı süvarilerinin amansız akını karşısında bozguna uğramış adeta bir baskın yemişlerdir.
Savaşın başlarında tepeden tırnağa zırhlı seçkin Hospitalier Şövalyeleri Osmanlıların öncü birliklerine kayıplar verdirmiş, onları kovalamak için ilerledikçe Türk askerlerinin daha önceden yerlere sapladıkları kazıkların olduğu bölgeye gelmişler ve atlarla ilerlemenin mümkün olmadığını görünce atlarından inmişlerdir. Ancak ağır zırhlı olduklarından dolayı çabucak yorulmuşlardır. Böylece Türk ordusunun savaş planı tam anlamıyla devreye girmiş, tepelerin ve ağaçlıkların olduğu yerde konuşlanan Türk ordusunun asıl gücü savaşa dahil olunca şövalyelerin Jean de Vienne gibi ünlü komutanları da dahil tamamına yakını imha edilmiştir.
Savaş sonrası
Haçlı ordusunun geçtiği yerde Müslümanları ve hatta Ortodoksları katlettiğini öğrenen Yıldırım Bayezid çok öfkelendi. Soylular bir kenara ayrıldıktan sonra yere bir kazık çakıldı ve boyu bu kazıktan uzun olan tüm diğer esirler idam edildi. Niğbolu Muharebesi, Osmanlı'nın ilk zamanlarında esirlerin öldürüldüğü tek savaştır. Ancak çocuk yaştaki Haçlı askerlerinin canı bağışlandı ve onlar da Müslüman olarak yetiştirilmek üzere Türk ailelerine gönderildi. Soylular ise fidye karşılığı serbest bırakıldı.
Niğbolu savaşında Türkleri ilk defa tanıyan ve Yıldırım Bayezid'in kumandanlığına ve kahramanlığına hayran kalan Korkusuz Jean, esaretten kurtulursa bir daha Türklere kılıç çekmeyeceğine dair yemin etmiştir. Fidye karşılığında serbest kaldıktan sonra Yıldırım Bayezid kendisini çağırarak
Ettiğin yemini sana iade ediyorum. Aksine eğer şerefini koruyan bir adam isen silahını al ve Hristiyanlığın bütün kuvvetlerini aleyhime topla. Böylece bana kazanmak için yeni fırsatlar tanımış olursun. Zira ben ancak Allah'ın dinini yaymak ve Onun rızasına kavuşmak için dünyaya Cihad yapmaya gelmişim.
demiştir.
Çok sonraları Timur, Ankara Savaşı'nı kazandıktan sonra Avrupa hükümdarlarına elçiler gönderecek ve onların yenemediği Bayezid'i kendisinin yendiğini övünerek bildirecekti.
Niğbolu Muharebesinden sonra Osmanlı akıncıları Macaristan içlerine kadar girerek pek çok ganimetle döndüler. Balkanlarda Osmanlıları yenmenin mümkün olmadığı ortaya çıktı. Vidin Prensliği de ilhak edilerek Bulgar Krallığı tamamen ortadan kaldırıldı.
Bu utanç verici yenilginin ardından Batı Avrupa devletleri, Osmanlılara karşı uzun bir süre bir daha benzer bir istila hareketine girişememişlerdir. Yıldırım Bayezid'in askeri başarısı, Balkanlardaki Osmanlı egemenliğini pekiştirmiş ve Osmanlıların İslam dünyasındaki gazi imajlarının ünü ve itibarının yayılmasını sağlamıştır. Örneğin Bayezid, Kahire'ye Memluk sultanına zafernâme mektuplarıyla birlikte esir alınan tepeden tırnağa ağır zırhlara bürünmüş haçlı şövalyelerinden bir kısmını göndermiştir. Bunun üzerine Kahire'de bulunan Abbâsi halifesi, I. Bayezid'e Sultan-ı İklim-i Rum unvanını vermiştir.
Niğbolu Savaşı'ndan sonra Yıldırım Bayezid, Bizans İmparatoru Manuil'e elçi göndererek haçlılarla işbirliği yaptığı gerekçesiyle İstanbul'u teslim etmesini istedi. 1391 yılından itibaren başkentin kuşatma altına alınması nedeniyle Manuil, Batı Avrupa devletlerinden askeri yardım istemişti. Ancak haçlı ordusunun hezimete uğramasından sonra imparatorun son ümidi de sönmüştü. Bayezid şehrin kuşatmasını artırarak ciddi bir baskı oluşturmuş ve ahaliyi açlıkla teslim olmaya zorlanmıştır. İmparator Manuel için bu baskıdan kurtuluş hiç beklenmedik şekilde doğudan gelecekti.
Savaşın Batı Avrupa'daki etkisi
Ağırlıklı olarak Batı Avrupa kuvvetlerinden oluşan Haçlı ordusunun Niğbolu Savaşı'nda Osmanlı karşısında hiç ummadığı bir hezimet yaşaması, Avrupa'da büyük bir şok etkisi yaratmıştır. Haçlı ordusuyla gelen Burgonya prenslerinin ve Fransız asilzadelerin bir kısmının ölmesi ve çoğunun esir edilmiş olması Burgonya ve Fransa'daki ailelerini müthiş bir paniğe ve travmaya uğratmıştır. Esir edilenler arasında Burgonya Dukalığı veliahtı, henüz yirmi iki yaşındaki Kont 'Korkusuz' Jean ile birlikte birçok yüksek dereceli Fransız ve Burgonyalı asilzade ve prensler bulunmaktaydı. Fransız-Burgonyalı soylular bir yıl boyunca Osmanlı başkenti Bursa’da esarette kalmışlardır.
Burgonya dükünün oğlu Jean'ın ve diğer soyluların esaretten kurtulup ülkelerine dönebilmeleri için iki yüz bin altın istendi. Sultan I. Bayezid, Jacques de Helly'i fidyeyi toplaması için Burgonya düküne ve Fransa kralına gönderdi. Bu müzakereler aynı zamanda Osmanlı ile Batı Avrupa devletleri arasında kurulan ilk "diplomatik" temas oldu. Burgonya ve Fransa'da toplanan para, savaştan bir yıl sonra Cenevizli ve Venedikli tacirler vasıtasıyla Osmanlı Devleti'ne teslim edilerek Kont Jean ile diğer asilzadeler ülkelerine dönebildiler.
Burgonyalı prens ve şövalyelerin esareti, Burgonya saray erkânında büyük bir şaşkınlık, utanç ve travmaya neden olmuştur. Ne var ki Kont Jean ülkesine döndüğünde babası tarafından bir savaş kahramanı gibi karşılanmıştır. Dük II. Filip (Philippe le Hardi vaya 'Cesur' Filip), oğlu Jean ile birlikte taht varisi olduğu Felemenk kentlerinde zafer yürüyüşleri düzenleyerek hanedanın zedelenen itibarını iade etmeye ve hezimeti unutturmaya çalışmıştır. Tüm bu gösterişli törenlere rağmen, Burgonyalıların hafızalarında ve tarih yazıcılığında Niğbolu Savaşı'nın acı hatırası çok derin izler bırakmış ve ‘yenilmez Türk tehdidi’ imgesi ve efsanesi oluşmaya başlamıştır. Örneğin Burgonyalı devlet adamı ve kronik yazarı Philippe de Mézières, Niğbolu Savaşı'nda yaşanan hezimete dair ağıt niteliğinde bir eser kaleme almıştır.
Bunun aksine devrin Osmanlı tarihçileri Niğbolu Muharebesi'ni önemli bir olay olarak görmemişler, çok kısa bir yer vererek sıradan zaferlerden birisi gibi tasvir etmişlerdir. Osmanlı tarihçiliği, Bayezid'in Timur karşısında yaşadığı Ankara Muharebesi'ndeki hezimete daha geniş yer vermiş ve etkisi uzun süre hissedilen çok daha önemli bir olay görmüşlerdir.
- 25.000 asker
- 1561 - Şehzade Bayezid idam edildi.
- 1911 - İtalya Krallığı, Osmanlı Devleti'ne savaş ilan etti.
- 1917 - Lev Troçki, Petrograd Sovyeti Başkanı seçildi.
- 1950 - Birleşmiş Milletler askerleri Kore'de Seul'u ele geçirdi. (Bkz. Kore Savaşı)
- 1974 - Bilim adamları, aerosol spreylerin ozon tabakasını tahrip ettiği konusunda uyarıda bulundu.
- 1993 - Karun Hazinesi, ABD'den Türkiye'ye geri getirildi.
- 2017 - Kürdistan Bölgesel Yönetimi bağımsızlık referandumu yapıldı.
Doğumlar
- 1358 - Ashikaga Yoshimitsu, Ashikaga şogunluğunun üçüncü şogunu (ö. 1408)
- 1711 - Qianlong, Çin'in Qing Hanedanı'nın 6. İmparatoru (ö. 1799)
- 1744 - II. Friedrich Wilhelm, Prusya Kralı (ö. 1797)
- 1772 - Feth Ali Şah Kaçar, İran'da egemenlik sürmüş Kaçar Hanedanı'nın 2. Hükümdarı (ö. 1834)
- 1929 - Sezer Sezin, Türk sinema ve tiyatro oyuncusu (ö. 2017)
- 1935 - Engin Cezzar, Türk yönetmen, tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu (ö. 2017)
- 1937 - Suzan Avcı, Türk sinema sanatçısı
- 1961 - Mehmet Aslantuğ, Türk sinema ve TV oyuncusu
- 1980 - Betül Demir, Türk pop müzik şarkıcısı
- 1986 - Nihan Tarhan, Türk oyuncu, model, seslendirme sanatçısı ve şarkıcı
Ölümler
- 1066 - Harald, 1047 ile 1066 yılları arası Norveç Kralı (d. 1015)
- 1333 - Morikuni, Kamakura şogunluğunun dokuzuncu ve son şogunu (d. 1301)
- 1506 - I. Felipe, 1482'den 1506'ya kadar Burgundiya dükü (d. 1478)
- 1534 - VII. Clemens, 19 Kasım 1523'ten ölüm tarihi olan 25 Eylül 1534'e kadar papalık yapmıştır (d. 1478)
- 1561 - Şehzade Bayezid, Osmanlı şehzade (I. Süleyman'ın Hürrem Sultan'dan olma üçüncü şehzadesi) (d. 1525)
-
Şehzade Bayezid
شهزاده بايزيد
Konya Kuşatması sırasında (1559) Şehzade Bayezid'i at sırtında gösteren bir minyatür
Kütahya Sancağı Beyi Hüküm süresi 1553 - 6 Eylül 1558 Karaman Sancağı Beyi Hüküm süresi 1546 - 1553 Doğum 1525 veya 1526
İstanbul, Osmanlı İmparatorluğu Ölüm 25 Eylül 1561
Kazvin, Safevi Devleti Defin Melik-i Acem Türbesi, Sivas, Osmanlı İmparatorluğu Eş(ler)i Şahperver Hatun
Rukiye Hatun
Gülferah Hatun
Hanife Hatun Çocuk(lar)ı Şehzade Orhan
Şehzade Osman
Şehzade Abdullah
Şehzade Mahmud
Şehzade Mehmed
Mihrimah Sultan
Ayşe Sultan
Hatice Sultan
Hanzade Sultan Hanedan Osmanlı Hanedanı Babası I. Süleyman Annesi Hürrem Sultan Dini İslamSultan Süleyman'ın oğlu Şehzade Beyazıt'ın ve oğullarının kabirleri
Şehzade Bayezid (Osmanlıca: شهزاده بايزيد divan edebiyatındaki mahlasıyla Şahî; d. 1525 veya 1526, İstanbul - 25 Eylül 1561, Kazvin), I. Süleyman'ın Hürrem Sultan'dan olma üçüncü şehzadesidir. Kütahya, Konya ve Karaman sancak beyliklerinde bulunmuştur.
Babası henüz sağ iken kardeşi Şehzade Selim ile giriştiği taht mücadelesinde yenilmiş; sığındığı Safevi Şahı'nın sarayında babasının adamları tarafından oğulları ile birlikte boğularak öldürülmüştür. Oğulları ve kendisinin naaşı Sivas'ta bulunan Melik-i Acem Türbesi'nde yer almaktadır.
Hayatı
1525 veya 1526 yılında İstanbul'da dünyaya geldi. Babası Osmanlı padişahı Kanuni Sultan Süleyman, annesi Hürrem Sultan'dır. 11 Kasım 1539'da erkek kardeşi Şehzade Cihangir ile birlikte sünnet edildi. 1543'teki Macaristan seferine katıldı. 1546'da Karaman Sancak Beyliği ile görevlendirildi. 1548'de İkinci İran Seferine çıkan babasını abisi Şehzade Mustafa'yla birlikte Akşehir'de karşıladı.
Kanuni, 1553'te Nahcıvan Seferi'ne (3. İran Seferi) çıkarken Bayezid'i taht muhafazası için Edirne'ye gönderdi. Ordu sefere giderken Konya'da Şehzade Mustafa'nın boğdurulması ve ardından Şehzade Cihangir'in de hastalanarak Halep'te hayatını kaybetmesi üzerine Bayezid, tahtın iki varisinden birisi olarak kaldı. Diğer varis, ağabeyi Şehzade Selim idi.
Düzmece Mustafa Olayı
Şehzade Mustafa'nın öldürülmesinden sonra ortaya çıkan Düzmece Mustafa olayında Şehzade Bayezid'in, isyancı kuvvetleri durdurmada ağır davrandığı, hatta bu isyanı onun tertiplediği iddiası ortaya atıldı. Kanuni'nin ona olan güveni sarsıldı, ancak yine de kendisini affedip Kütahya'ya gönderdi. Bayezid bunun üzerine babasına yazdığı mektupta “ben kulunuzu muradına irgürdünüz” diyerek teşekkür etmiş ve kendisini tahtın vârisi olarak görmüştür.
Hürrem Sultan'ın desteği
Hürrem Sultan, kendi oğullarından birisinin, daha çok karakter bakımından Kanuni'ye benzeyen Bayezid'in tahta geçmesini istiyordu. Hatta Düzmece Mustafa olayında Bayezid'in affedilmesinin Hürrem Sultan'a borçlu olduğu söylenmektedir. Ancak Hürrem Sultan'ın 1558'de ölümünden sonra, Bayezid koruyucusuz kalmış ve kendine askerler toplamaya girişmiştir. Bayezid'in Selim aleyhine harekete geçmesinde, Lala Mustafa Paşa'nın rolü olduğu düşünülür.
Şehzade Selim ile taht mücadelesi
Şehzade Bayezid ve Cihangir'in 1539'daki sünnet düğünleri (Süleymannâme)
Oğullarının taraftar toplamaya başlamaları üzerine Kanuni onları birbirlerinden uzaklaştırmış, 1558'de Selim'i Konya'ya, Bayezid'i ise Amasya'ya göndermiştir. Bayezid bunu kendisine bir hakaret saydı ve Kütahya'da kalmaya çalıştı. Ancak babasının ısrarları sonucu Amasya'ya gitmek zorunda kaldı; 21 Aralık 1558'de Amasya'ya vardı.[6] Kanuni onu çeşitli vaatlerle oyalamaya çalışırken, o bir mektubunda babası için “padişah olan yalan söyler mi” dedi ve taraftar toplamaya devam etti.
Kanuni, aynı şekilde Selim'in de asker toplamasını söylemiş ve Sokollu Mehmed Paşa'yı ona yardıma göndermiştir. Bu arada Bayezid'in sancağından çıkması isyan olarak değerlendirildi ve Şeyhulislam Ebusuud ve başka din adamları tarafından öldürülmesinin vacip olduğuna dair fetvalar verildi.
Bu esnada Amasya'dan Ankara'ya gelmiş olan Bayezid, 30 Mayısıs 1559'da Konya önlerinde Selim'in ordusuyla çarpıştı, Konya Şehzâdeler Muharebesi denilen bu çarpışmada Selim'in düzenli ordusu karşısında üstünlük sağlayamayıp yenildi. Bunun üzerine Amasya'ya dönmüş ve müftü Muhyiddin Cürcani'yi babasına, affedilmesini dilemesi için gönderdi.
Safeviler'e sığınması
Kanuni, Bayezid'in af talebini reddedip yakalanmasını emredince Bayezid oğullarını alarak 7 Temmuz'da Amasya'dan çıktı. Ağustos ortalarında Safeviler'e sığınmak zorunda kaldı.
Şehzade Bayezid'ın kabrinin bulunduğu Abdülvehhâb Gâzî Camii, Yukarı Tekke, Sivas
İran'da Şah Tahmasb tarafından Kazvin'de büyük bir törenle karşılanan Bayezid, onun aracılığıyla babasından affını diledi.[kaynak belirtilmeli] Tahmasb, Selim ve Kanuni arasında Bayezid'in teslimi konusunda yazışma ve pazarlıklar yapıldı. Tahmasb'ın isteklerinden bir kısmını kabul etmek zorunda kalan Kanuni, ona 200.000 altın ödeyeceğini ve Kars Kalesi'ni bırakacağını vadetmiştir. Ayrıca Selim de padişah olduğunda, Safeviler ile dost kalacağına dair bir ahidnâme vermiştir.
Ölümü
Anlaşma sağlandıktan sonra Kazvin'e giden Osmanlı elçileri 25 Eylül 1561 tarihinde önce Bayezid'i ardından da oğullarını boğarak öldürdüler. Bayezid ve oğullarının cenazeleri Sivas'a getirilerek surların dışında bulunan "Melik-i Acem türbesi"'ne defnedilmiştir. Bu türbe Abdülvehhâb Gâzî Camii içerisindedir.
Şehzade Bayezid'in ölümünden sonra Bursa'ya nakledilen hanımı bir kale içinde bekletilmiş ve yanında bulunan üç yaşındaki oğlu da öldürülmüştür.
Ailesi
Eşleri
- Şahperver Hatun: (evl. 1541, Kütahya). Çerkes asıllı olup Prens Boletuko Mirza'nın kızıdır. Şehzade Orhan ve Mihrimah Sultan'ın annesidir.
- Rukiye Hatun: (evl. 1542, Kütahya). Arnavut asıllı olup Murad Bey'in kızıdır. Şehzade Osman, Şehzade Mahmud ve Hadice Sultan'ın annesidir.
- Gülferah Hatun: (evl. 1545, Kütahya). Boşnak asıllıdır. Şehzade Abdullah'ın annesidir.
- Hanife Hatun: (evl. 1555, Amasya). Gürcü asıllı olup Nakaşidze Hanedanı'ndandır. Hanzade Sultan ve Şehzade Mehmed'in annesidir.
- Diğer Gözdeleri: Muteber Hatun (Ayşe Sultan'ın annesi), Gevher Hatun ve Perviz Hatun.
-
Çocukları
- Şehzade Orhan (d. 1543 Kütahya - ö. Kazvin, 25 Eylül 1561, idam).
- Şehzade Osman (d. 1545 Kütahya - ö. Kazvin, 25 Eylül 1561, idam).
- Mihrimah Sultan (d. 1547 Kütahya - ö. İstanbul, 1593), 1562 ile Damad Muzaffer Paşa evlendi.
- Şehzade Abdullah (d. 1548 Kütahya - ö. Kazvin, 25 Eylül 1561, idam).
- Hatice Sultan (ö. Kütahya, 1550).
- Şehzade Mahmud (d. 1552, Kütahya - ö. Kazvin, 25 Eylül 1561, idam).
- Şehzade Mehmed (d. 1558 Amasya - ö. Bursa, 3 Ekim 1561, idam).
- Ayşe Sultan (d. 1553, Kütahya - ö. Tokat, 1572), 1568 ile Damad Hoca Ali Paşa Eretnaoğlu evlendi ve bir oğlan doğum sırasında öldü.
- Hanzade Sultan (ö. Kütahya, 1556).
-
Ölümünden sonra
Bayezid olayından sonra, yeniçerilerin Anadolu'ya muhafız olarak yayılması ve şehzadelerden yalnızca en büyüğüne sancak verilmesi gibi idari değişikliklere gidilmiştir.
Kendisine sadrazamlık vaadinde bulunan Selim'in tahta çıkmasını isteyen ve Bayezid'i babasına karşı isyana teşvik eden Lala Mustafa Paşa, ancak III. Murad zamanında yaklaşık 3 ay sadrazamlık yapabildi.
Şairliği
Bayezid'in "Şahî" mahlasıyla yazdığı şiirleri, Türkçe ve Farsça şiirlerinden oluşan bir divanı vardır. Şiirlerinde saltanat arzusu, aşk, günahlarından bağışlanması için yakarış konularını işler. Babasından affını dilemek için yazdığı şiirleri ve babasının yine şiir olarak verdiği karşılıklar ünlüdür. Divanının iki el yazma kopyası Millet Kütüphanesi Ali Emirî koleksiyonunda bulunur. Divanı Filiz Kılıç tarafından yeni Türk alfabesine çevrilmiştir, fakat bu aktarım hatalı olduğu iddiasıyla eleştirilmiştir.
Popüler kültürdeki yeri
- 2003 yapımı Hürrem Sultan dizisinde Engin Altan Düzyatan tarafından canlandırılmıştır.
- 2011 yapımı Muhteşem Yüzyıl dizisinde Aras Bulut İynemli tarafından canlandırılmıştır.
-
Galeri
-
Şehzade Bayezid'in babası I. Süleyman
-
Şehzade Bayezid'in annesi Hürrem Sultan
-
Şehzade Bayezid'in ablası Mihrimah Sultan
-
Şehzade Bayezid'in ağabeyi II. Selim
- 1617 - Go-Yōzei, Japonya'nın geleneksel veraset düzenine göre 107. imparatoru (d. 1571)
- 1878 - Servetsezâ Kadınefendi, Osmanlı Padişah Abdülmecid'in birinci eşi ve kadınefendi (d. 1823)
- 1983 - III. Léopold, Belçika Kralı (d. 1901)
- 1999 - Muhsin Batur, Türk asker (d. 1920)
- 2012 - Neşet Ertaş, Türk halk ozanı (d. 1938)
-
Neşet Ertaş
Neşet Ertaş
Genel bilgiler Unvanı Bozkırın Tezenesi Doğum Neşet Ertaş
1938
Kelismailuşağı, Akpınar, Kırşehir, Türkiye Ölüm 25 Eylül 2012 (74 yaşında)
İzmir, Türkiye Tarzlar Türk halk müziği Meslekler Halk ozanı Çalgılar Bağlama, tambur,[kaynak belirtilmeli] keman[kaynak belirtilmeli] Etkin yıllar 1950-2012 Müzik şirketi Şençalar Plak (1957)
İdobay Müzik (1997-1999)
Kalan Müzik (1999-2005)
Bayar Müzik (2005-2012) İlişkili hareketler Muharrem Ertaş
Hacı Taşan
Çekiç Ali Resmî site nesetertas.com.tr Eş Leyla Ertaş
(e. 1963; b. 1970) Çocukları 3 Önemli çalgılarAdil Çelik tarafından yapılan Neşet Ertaş android robotu
Neşet Ertaş (1938; Çiçekdağı, Kırşehir - 25 Eylül 2012; İzmir), Türk halk ozanı, Türkmen/Abdallık kültürünün ve müzik geleneğinin son büyük temsilcisidir. "Bozkırın Tezenesi" olarak da tanınır.
1950'li yıllardan itibaren yaptığı plaklarla, babası Muharrem Ertaş'tan öğrendiği türkü ve bozlakların yanı sıra Orta Anadolu türkülerini, oyun havalarını kayıt altına aldı. 1960'lı yıllardan itibaren kendi yazdığı şiirleri havalandırıp seslendirdi. "Garip" mahlasını kullandı. 1970'li yıllardan itibaren türküleri dönemin pek çok sanatçısı tarafından yorumlandı. 2009'da UNESCO'nun Yaşayan İnsan Hazineleri Ulusal envanterine girmeye değer görüldü.
Yaşamı
İlk yılları
1938'de Kırşehir'e bağlı Çiçekdağı'nın Kelismailuşağı köyüne bağlı Kırtıllar mezrasında doğdu. Babası, Türkmen/Abdal müzik ve özellikle bozlak geleneğinin en güçlü temsilcisi olan Muharrem Ertaş, annesi Kırıkkale'nin Keskin ilçesinin Hacıaliobası köyünden Döne Ertaş'tır. Küçük yaştan itibaren babasıyla gittiği köy düğünlerinde zil ve darbuka çalarak mesleğe ilk adımını attı.
Sekiz yaşında ailesi ile birlikte Kırtıllar köyünden taşınarak İbikli köyüne yerleşti. 12 yaşındayken annesi Döne'yi kaybetti. Babası ve kardeşleri ile bir süre göçebe bir hayat yaşadı. Babası Muharrem Ertaş, Yozgat'ın Kırıksoku köyünden "Arzu" isminde bir hanımla ikinci evliliğini yaptı ve bir süre o köyde yaşadılar. Daha sonra Yozgat'ın Yerköy ilçesine yerleştiler. Sırasıyla Kırşehir, Çiçekdağı, Yozgat, Yerköy ve ardından iki yıl Kırıkkale'de yaşadılar.
Hiçbir zaman okula gidemeyen Neşet Ertaş bu dönemde kendi kendine önce keman, sonra cümbüş ve bağlama çalmayı öğrendi. Babası Muharrem Ertaş ile birlikte gittikleri yöre düğünlerinde cümbüş ve keman ile türküler çalıp okuyan Neşet Ertaş, sanatında en çok etkilendiği kişinin babası Muharrem Ertaş olduğunu söylemiştir: "Sanatımın yüzde doksanını babama borçluyum. Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız."
Sanat yaşamı
1950'li yılların başlarında TRT Ankara Radyosu'nda canlı olarak yayımlanan, Muzaffer Sarısözen'in yönettiği "Yurttan Sesler" programında, "Geleli Gülmedim Ben Bu Cihana" adlı bozlağı solo çalıp okumasından sonra Neşet Ertaş'ın adı ülke genelinde duyuldu. 1970'li yılların ortalarına kadar devam eden yirmi yılı aşkın süre boyunca on beş günde bir “misafir mahallî sanatçı” sıfatıyla Ankara Radyosu'na çağrılarak on beşer dakikalık solo bantlar yaptı.
1957'de İstanbul'a giderek ilk kayıtlarını babasının türküleri ile yaptı. Babasına ait Neden Garip Garip Ötersin Bülbül adlı bozlağın yer aldığı ilk taş plağını, diğer plakları ve halk konserleri takip etti. İki yıl İstanbul'da çalıştıktan sonra sahne hayatına Ankara'da Kazablanka Gazinosu'nda devam etti. Önce farklı türlere mensup müzisyen ve oyuncuların da yer aldığı konser turneleriyle, ardından tek başına sahne aldığı solo konserlerle Türkiye'nin hemen hemen bütün şehirlerini ve pek çok ilçesini gezdi.
Askerliğini 1962'de İzmir'in Narlıdere ilçesinde yaptı. Askerlik sonrası Ankara'da tanıştığı Tavşancı lakabıyla bilinen ünlü saz yapım ustası Hüseyin Koluman, Ertaş'ı önce saz dükkânına ortak yaptı sonra da tümüyle dükkânı devretti. Plaklardan ve radyodan tanıdığı Neşet Ertaş'la tanışmak için yanında kız arkadaşıyla saz dükkânına gelen Leyla isimli bu kız ile tanıştıktan kısa süre sonra evlendi. Yoksul bir ailenin kızı olan Bolulu Leyla ile tanışmaları ve evlenmeleri etrafında sahte ve gerçek dışı gazinolu, pavyonlu pek çok “anonim hikâye” uyduruldu. Gerçek olan, Babası Muharrem Ertaş'ın, kendisinin bilgisi dışında gerçekleştiği için bu evliliği tasvip etmediği idi. Sadece yedi yıl süren Leyla Ertaş ile evliliğinden Döne ve Canan adında iki kız, Hüseyin adında bir erkek çocukları oldu.
1969'da TRT sanatçılarından oluşan bir ekiple konser vermek ve plak doldurmak üzere gittiği Almanya dönüşünde Yugoslavya’da arabasıyla kaza yaptı. Ehliyetsiz otomobil kullanmaktan dolayı Yugoslavya’da 3 ay hapse mahkûm oldu. Türkiye'den hiç kimsenin arayıp sormadığı bu dönemde hapishaneye, “Bozkırın tezenesine geçmiş olsun” ibaresi yazılarak imzalanmış bir kitap geldi. Yazarı Yaşar Kemal olan bu kitabı yazarın kendisinin mi yoksa bir başkasının mı gönderdiği konusu, imza sahibini hatırlayamadığı için uzun zaman açıklığa kavuşmadı.
Köln'deki evinde belgesel çekimi için kendisiyle röportaj yapan Bayram Bilge Tokel'e anlattığı bu hikâyeden hareketle, belgeselin adı Tokel tarafından o anda “Bozkırın Tezenesi” olarak belirlendi. Daha sonra bu tabir o kadar çok beğenildi ve benimsendi ki âdeta Neşet Ertaş'ın ikinci ismi oldu. Yıllar sonra, Bayram Bilge Tokel'e ve Kalan Müzik'e ulaşan Erdoğan Atakar adında bir hayranı, Yaşar Kemal'in “Üç Anadolu Efsanesi” adlı kitabını, Karaköy’de aynı büroda çalıştıkları üç arkadaşıyla birlikte, “Bozkırın büyük tezenesine geçmiş olsun” yazarak imzalayıp gönderenin kendisi olduğunu bildirdi.
Neşet Ertaş, 1976'da özellikle sigara ve alkol kullanımına bağlı olarak aniden sahnede iken parmaklarından felç geçirdi. İki yıl süren fizik tedaviden sonuç alamadı ve işsiz kaldı. Almanya'da işçi olarak çalışan ağabeyi Necati Ertaş'ın desteği ile tedavi olmak için Almanya'ya gitti. Kısa süre sonra çocuklarını da yanına getirterek 1979-2003 yılları arasında Almanya'da kaldı. Önce Berlin'e, sonra Köln'e yerleşti. Avrupa ülkelerinde Türk işçilerin yoğun yaşadığı hemen hemen tüm şehirlerde konserler verdi, düğünlere gitti. Almanya yıllarında 20 civarında kaset çıkardı. Çoğunlukla söz ve müziği kendisine ait türküler, bozlaklar ve deyişler ile Orta Anadolu yöresine ait halay havaları ve oyun havaları seslendirdi. Seslendirdiği diğer eserler arasında genellikle, babası Muharrem Ertaş'tan duyduğu türkülerle söz ve müziği anonim olan çoğu Orta Anadolu yöresine ait türküler, oyun havaları ve halay ezgileri yer almaktadır.
Sanatçı, yirmi beş yıl aradan sonra 2000'de İstanbul Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda verdiği konserle Türkiye'deki sahne hayatına geri döndü. 2002'de devrin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından verilmesi uygun görülen “Devlet Sanatçılığı ünvanını kabul etmedi. 2003 yılında Türkiye'ye dönerek İzmir'e yerleşti. 2006 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü'ne değer görüldü. Devlet sanatçılığı ünvanını reddetmesi hakkında şunları söyledi: “Devlet sanatçılığını bana teklif ettiler. Ben, 'hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor' diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından verilen üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım."
2009 yılında Unesco Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi kapsamında Türkiye Ulusal Envanteri’ne alınarak “Yaşayan İnsan Hazinesi” kabul edilen Ertaş'a, 25 Nisan 2011 tarihinde İTÜ Konseyi tarafından “Fahri Doktor” ünvanı verildi. Saz çalma tavrı ve tekniği, sesini kullanma ve türkü okuma üslubu, şair/ozan kimliği yanında havalandırdığı şiirlerinin edebî ve estetik değeri, repertuvarı, üniversite ve konservatuvarlarda ders ve tez konusu oldu.
Ölümü
25 Eylül 2012 tarihinde İzmir'de tedavi gördüğü Medical Park Hastanesinde mesane kanseri nedeniyle yaşamını yitirdi.Devlet adamlarının, iktidarı ve muhalefetiyle tüm siyasilerin, her kesimden ve her görüşten binlerce insanın katılımıyla Kırşehir Ahi Evran Camisi'nde kılınan cenaze namazı sonrası Bağbaşı Mezarlığı'nda, vasiyeti üzerine babası Muharrem Ertaş'ın mezarının ayak ucuna defnedildi. Mezar taşında Sakın ol ha insanoğlu/ İncitme canı incitme/ Her can bir kalp Hakk'a bağlı/ İncitme canı incitme, saygı,sevgi,hoşgörü... canımız "insan" babamız yazılıdır.
Hatırası
Hayatı ve sanatı ilk olarak 1999'da Bayram Bilge Tokel'in metin yazarlığını ve danışmanlığını yaptığı, TRT yönetmeni Hacı Ali Bozkurt tarafından çekilen "Bozkırın Tezenesi" adlı dört bölümlük belgesele konu oldu. Ardından Nebil Özgentürk tarafından hazırlanan "Bir Yudum İnsan-Neşet Ertaş" (2001) adlı belgesel; Can Dündar ve Bayram Bilge Tokel tarafından hazırlanan "Garip-Neşet Ertaş" (2005) adlı üç bölümlük belgesel; Cengiz Özkarabekir'in "Tek Başına-Neşet Ertaş Belgeseli" (2010) ve Hacı Mehmet Duranoğlu ile Atalay Taşdiken'in yönettiği “Ah Yalan Dünyada” (2015) belgesel filmi çekildi. Ayrıca sanatçının hayatını anlatan Şirin Aktemur’un yazdığı “Neşe/ Dert /Aşk” adlı oyun Devlet Tiyatroları repertuvarına alınarak Ankara'da ve pek çok şehirde sahnelendi. (2015)
Hayatının ve sanatının anlatıldığı ilk kitap Bayram Bilge Tokel'in yazdığı “Neşet Ertaş Kitabı” (Akçağ yay. 1999) adlı monografidir. Daha sonra Öner Özcan'ın hazırladığı “Yaşamı ve Bütün Türküleri” (Simurg yay. 2001) adlı çalışma ile Haşim Akman'ın “Gönül Dağında Bir Garip/Neşet Ertaş Kitabı” adlı nehir söyleşisi İş Bankası Kültür yayınları arasında yayımlandı (2006). Sanatı ve eserleri üzerine Erol Parlak tarafından hazırlanan “Garip Bülbül, Neşet Ertaş” adlı kitap sanatçının vefatından bir yıl sonra basıldı (Demos yay. 2013). Daha sonra Neşet Ertaş'ın popülaritesine ve yaygın şöhretine yaslanan, özgünlükten uzak, intihal ve iktibas ağırlıklı çok sayıda “kitap” yayınlandı.
Neşet Ertaş'ın adı Kırşehir ve Ankara başta olmak üzere pek çok şehirde caddelere, okullara, parklara ve Kültür Merkezilerine verildi. Ayrıca Kırşehir'de, Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü'nce heykeltıraş Tankut Öktem'e yaptırılan, babası Muharrem Ertaş'la birlikte yer aldığı anıt/heykeli bulunuyor. Adil Çelik tarafından yapılmış Android heykeli Kırşehir Neşet Ertaş Gönül Sultanları Kültür Evi'ndedir.
Hayatının son yıllarını geçirdiği İzmir'de, Karabağlar ilçesindeki evinin müzeye dönüştürülmesi planlanmaktadır. Karabağlar'da bir parka ve ilçeden geçecek M3 metro hattının bir istasyonuna adı verildi. Ayrıca Buca ve Narlıdere'de adına birer park yapıldı.
Eserleri
Tek parçalar
1957-1979 Yılları arasında yaptığı kendisinin bile hatırlamakta zorlandığı birçok plak/albümden bazıları şunlardır:
- Aşk Elinden Ağlayan
- Bir Leyla Misali
- Ceylan
- Çoban
- Diloyloy Halay Havası(Köprüden Geçti Gelin)
- Engeller Koymuyor Yar Sana Varsam
- Giyindim Kuşandım Gittim Düğüne
- Hareli Gelin
- Hasta Düştüm
- Kıbrıs Destanı
- Sar Leyla Leyla
- Şeytanın Atına Binip Yeldirme
- Tor Şahin Misali
- Uyma Sakın
- Varıp Bir Kız On Yaşına Değince
- Vefasız Yar Aşkına (vay bana vah bana)
- Yardan Tatlısı Bulunmaz
- Yolcu
-
Albümleri
- 1957: Neden Garip Garip Ötersin Bülbül
- 1960: Gitme Leylam
- 1979: Türküler Yolcu
- 1985: Sazlı Oyun Havaları
- 1987: Türkülerle Yaşayan Efsan/ Deyişler Bozlaklar Türküler
- 1988: Gönül Ne Gezersin Seyran Yerinde
- 1988: Kendim Ettim Kendim Buldum
- 1988: Kibar Kız
- 1989: Hapishanelere Güneş Doğmuyor
- 1989: Sazlı Sözlü Oyun Havaları
- 1990: hata benim.
- 1992: Şirin Kırşehir
- 1993: Kova Kova İndirdiler Yazıya
- 1995: Seçmeler 2
- 1995: Seçmeler 3
- 1995: Seher Vakti
- 1995: Altın Ezgiler 3
- 1995: Benim Yurdum
- 1997: Nostalji 1
- 1998: Ölmeyen Türküler 2
- 1999: Ölmeyen Türküler 3
- 1998: Gönül Yarası
-
Neşet Ertaş Külliyatı (17 serilik)
- 1999: Zülüf Dökülmüş Yüze 1/ Kayıt tarihi:1969-1974
- 1999: Gönül Dağı 2/ Kayıt tarihi: 1969-1974
- 1999: Zahidem /3
- 1999: Neredesin Sen/4
- 2000: Garibin Dünyada Yüzü Gülemez 5 /Kayıt tarihi: 1969-1974
- 2000: Niye Çattın Kaşlarını/ 6 Kayıt tarihi: 1969-1974
- 2000: Çiçekdağı /7 Kayıt tarihi: 1969-1974
- 2000: Ayaş Yolları/ 8
- 2000: Sevsem Öldürürler /9 Kayıt tarihi: 1974-1986
- 2000: Ağla Sazım /10 Kayıt tarihi: 1974-1986
- 2000: Hata Benim/ 11
- 2001: Dostlara Selam /12
- 2001: Sabreyle Gönül /13
- 2002: Yar Gönlünü Bilenlere /14
- 2002: Vay Vay Dünya/ 15
- 2003: Gurban Olduğum/16
- 2008: Neşet Ertaş 2008/17
-
Belgesel
- Can Dündar, Garip: Neşet Ertaş Belgeseli, Kalan Müzik
- TRT İç Yapım, Bozkırın Tezenesi, TRT
- Cine5 İç Yapım, Portreler Neşet Ertaş belgeseli, Cine5
- 2018 - Yakup Yavru, Türk öğretmen ve oyuncu (d. 1952)
Tatiller ve özel günler
- Dünya Eczacılar Günü
![]()
Yorumlar
Yorum Yap