Muş (il)
Muşİlin Türkiye'deki konumu
İl sınırları haritası Ülke Türkiye Coğrafi bölge Doğu Anadolu Bölgesi İdare • Vali Avni Çakır Yüzölçümü • Toplam 8.650 km² Nüfus • Toplam 411.216 • Kır 250.328 • Şehir 160888 Zaman dilimi UTC+03.00 (TSİ) İl alan kodu 436 İl plaka kodu 49
Resmî site
mus.gov.tr
mus.bel.tr
Muş, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Murat-Van Bölümü'nde yer alan bir ildir.
Merkez, Bulanık, Malazgirt, Varto, Hasköy ve Korkut ilçeleri ile birlikte, Muş ilinin nüfusu 411.117'dir. (2020 sonu) Muş ilinin güncel nüfusu 392.301'dir.Geçimini genellikle tarım ve hayvancılık ile sağlayan halkın büyük bir bölümü köylerde ikamet etmektedir. İl merkezinin denizden yüksekliği 1.250 metre üzerindedir.
Muş'un trafik plaka numarası 49'dur.
Ekonomi
Başlıca geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. Kentte pek çok fabrika da mevcuttur.
İklim
Bölgenin denize uzak ve yüksek olması nedeniyle karasal iklimin etkisi görülür. Çok geniş bir bölge olması ve yükseklik farklarına bağlı olarak iklim özellikleri farklılaşır.
Coğrafya
Muş ili, Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesi'nin coğrafi sınırları içerisinde, Yukarı Murat-Van Bölümü'nde konumlanmıştır. Muş ili, 38° 29′ - 39° 29′ kuzey enlemleri ile 41° 06′ ve 41° 47′ doğu boylamları arasında yer alır. Tarihsel ve jeopolitik açıdan önemli bir mevkide bulunan Muş, idari olarak Muş Merkez, Bulanık, Malazgirt, Varto, Hasköy ve Korkut olmak üzere toplam altı ilçeden meydana gelmektedir. İlin sınır komşularına bakıldığında ise çevresi çok sayıda il ile çevrilidir: Kuzeyde Erzurum, doğuda Ağrı, güneyde Bitlis ve kısa bir sınır hattıyla Batman, güneybatıda Diyarbakır ve batıda ise Bingöl illeri ile komşudur. Bu konumu, Muş'u Doğu Anadolu'daki önemli karayolu ve bağlantı noktalarından biri haline getirmektedir
Muş ilinin yüzey şekilleri ve genel jeomorfolojik yapısı temel olarak dört ana birimden oluşur: dağlık alanlar, platolar, ova/havzalar ve derin vadiler. İlin sınırlarını belirleyen ve çevresini saran dağlık sistem oldukça belirgindir. Muş, güney ve güneydoğudan Bitlis Dağları ve volkanik karakterli Nemrut Dağı gibi önemli kütlelerle kuşatılmıştır. Bu dağ sistemlerinden, ovanın hemen güneyinde kabaca kuzeybatı-güneydoğu (KB-GD) doğrultusunda uzanan Bitlis Dağları, Toros Dağları sistemi içerisinde Güneydoğu Toroslar'ın önemli bir bölümünü teşkil etmektedir. Diğer önemli çevreleyen dağlar ise şunlardır: Kuzeybatıda Bingöl Dağı, batıda Şerafettin Dağları ve güneybatı hattında Karaçavuş Dağları ile ilin dağlık çevresi tamamlanmaktadır. Bu dağlık alanlar arasında yer alan ve ilin adını verdiği Muş Ovası, bölgenin en büyük ve en önemli tektonik havzasını oluşturur.
![]()
Coğrafi Yapı
MUŞ'UN COĞRAFİ YAPISI
İlimiz Doğu Anadolu Bölgesindedir. 39 29’ ve 38 29’ kuzey enlemleriyle 41 06’ ve 41 47’ doğu boylamlarının arasındadır. Yüzölçümü 8196 km2’dır. Türkiye yüzölçümünün yüzde 1,1’ini kaplar.
Muş, doğudan Ağrının Patnos ve Tutak, Bitlis’in Ahlat ve Adilcevaz, kuzeyden Erzurum’un Karayazı, Hınıs, Tekman, Karaçoban, batıdan Bingöl’ün Karlıova ve Solhan, güneyden ise Diyarbakır’ın Kulp, Batman’ın Sason ve Bitlis’in Güroymak ve Mutki ilçeleri ile çevrilidir.
Muş Güney Doğu Toros Dağlarının uzantısı olan Haçreş dağlarının önemli zirvelerinden Kurtik Dağının kuzeye bakan yamaçlarında, Çar ve Karni derelerinin aktıkları vadiler arasında kuruludur.
YERYÜZÜ ŞEKİLLERİ
Muş yüksek ve dağlı bir yörededir. İl alanının yüzde 34,9’nü kaplayan dağlar, Güney Doğu Torosların uzantılarıdır. Bu dağlar, Alp-Himalaya kıvrım sistemiyle birlikte oluşmuş genç dağlardır. Rakım, genellikle 1250 metrenin üzerindedir. Genç ve verimli alüvyonlarla örtülü ovalar, il yüzölçümünün yüzde 27.2’sini kaplar. Murat vadisi il topraklarını doğu-batı doğrultusunda parçalamıştır. Genellikle 1500-1700 m rakımlı platolar il alanının yüzde 37.9’nu kaplar.
DAĞLAR
Güneydoğu Toros Dağları’nın uzantıları Muş il alanını çevreler. Eskiden gür ormanlarla örtülü olan bu genç dağlar, zamanla çıplaklaşmıştır. Muş ilinin başlıca önemli dağları Akdoğan (Hamurpet), Şerafettin, Bilican, Bingöl, Haçreş (Karaçavuş, Çavuş), Otluk ve Yakupağa dağlarıdır.
Akdoğan (Hamurpet) Dağı: Muş’un kuzeyinde yer alır. Doğrultusu kuzeydoğu-güneybatıdır. Bu doğrultudaki uzunluğu yaklaşık 30 km, genişliği ise kuzey–güney doğrultuda 10 km’dır. En yüksek zirvesinin rakımı 2879 m’dir. Muş’un önemli göllerinden olan Akdoğan (Hamurpet) Gölü bu dağın üzerindedir.
Şerafettin Dağları: Muş il alanının batısını engebelendirir. Büyük bölümü Bingöl ilinde kalan bu dağlar, doğu-batı doğrultulu çok yüksek ve düzenli bir sırt görünümündedir.
Bilican Dağları: Bulanık ve Liz Ovaları arasında yer alır. Doğrultusu kuzeybatı-güneydoğudur. Haçlı (Kazan, Bulanık) Gölünün kuzeybatısında balıksırtı biçiminde uzanan bu dağlar daha sonra düzenli bir biçim alır. Rakım güneye inildikçe artar. Bilican Dağları, Bulanık ilçesine doğru düzenli biçimde alçalarak uzanır. Burada Laris Tepesini oluşturduktan sonra birden kesilir. Bilican Dağlarının en yüksek zirvesi 2950 m. Rakımlı, Bilican Tepe (Ziyaret Tepe, Vangesor Tepesi) dir. Diğer önemli zirveleri Avni Kalesi Tepesi (2754 m), Şeyhtokum (2300 m), Karaburun (2500 m) ve Hasan Tepeleridir.
Bingöl Dağları: Muş il alanının kuzey batısında yer alır. Bu dağların büyük bölümü Erzurum ilinde kalır. Doğu-batı doğrultusunda uzanan Bingöl dağları Muş il alanını engebelendirir.
Otluk Dağları: İl alanının ikiye ayırırcasına kuzey batı güneydoğu doğrultusunda uzanır. Rakım genellikle 2000 m dolayındadır. En yüksek zirvesi ise 2155 m yüksekliğindedir.
Haçreş (Karaçavuş, Çavuş) Dağları: Muş ilçe merkezinin güney-batısında kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda uzanır. Muş şehri bu dağların önemli zirvelerinden olan Kurtik Dağı (2645 m)’nın kuzeye bakan yamaçlarında kurulmuştur.
Yakupağa Dağları: Muş il alanının güneydoğusunda uzanır. Doğrultusu doğu-batıdır. Muş-Van illeri arasında tabii bir sınır oluşturacak biçimde uzanan bu dağların önemli bölümü Van’dadır.
PLATOLAR
Platolar il alanının 37,9’nü oluşturur. İl alanının kuzey ve kuzeybatısında yer alan bu platolar Murat vadisinin tavanı ile bu dağların zirveleri arasında sıralanır. Az dalgalı ve kalın bir toprak tabakası ile örtülüdürler. Bol sulu ve otludurlar. Bu nedenle Muş tarımının en gelişmiş dalı hayvancılıktır.
VADİLER VE OVALAR
Muş ilindeki vadiler Murat Irmağı ve kollarınca açılmıştır. Bu vadilerin en önemlisi Murat Vadisidir. Muş il alanının yüzde 27,2’sini ovalar oluşturur. En önemlisi Muş, Bulanık, Malazgirt ve Liz Ovalarıdır.
Murat Vadisi: İl alanının kuzey batısında başlar. Başlangıçta kuzey güney doğrultulu derin bir boğaz biçiminde olan vadi sonra batıya döner. Bulanık ovasına girer. Vadi tavanı Muş ovasında genişler. Ovanın çıkışında yeniden derinleşir. Murat Vadisi Ulukaya Köyünün güneyinde il sınırlarının dışına çıkar.
Muş Ovası: Türkiye’nin en büyük ovalarından biridir. Alanı yaklaşık 1650 km2’dır. Uzunluğu 80 km, genişliği ise 30 km’ yi bulur. Basamaklı bir yapı gösterir. Ovanın güneyini Haçreş Dağları çevirir. Kuzeyde ise Şerafettin Dağları ve bu sıranın uzantıları vardır. Muş ovasının doğu ucunda Nemrut Dağı yer alır. Batı ucunda ise dağlık alanlar vardır. Muş ovası 3. Jeolojik zamanın miyosen dönemi ortalarına kadar bir birikinti iken yer kabuğu hareketleri sonucu bir çöküntü alanına dönüşmüştür. Bu alan sonraki jeolojik dönemlerde yeni alüvyonlarla da örtülerek verimli bir alan durumuna gelmiştir.
Bulanık Ovası : İlin doğusundadır. Yüzölçümü 525,2 km2’dır. Bu ova Murat ırmağı boyunca uzanan ince bir şerit görünümündedir. Genişliği ancak birkaç km. olan ovanın uzunluğu yaklaşık 20 km. kadardır. Bulanık ovasında genellikle tahıl ve bol miktarda koyun ve sığır yetiştirilmektedir.
Liz Ovası : Bilican Dağlarının güneyinden başlar Murat Irmağına kadar uzanır. Yüzölçümü 160 km2’dır. Dalgalı bir yapı gösterir. Rakım Murat Irmağına doğru artar. Geniş kesimi mera olan Liz Ovasında tahıl, koyun ve sığır yetiştirilir.
Malazgirt Ovası: Muş il alanının doğusunda yer alır. Yüzölçümü yaklaşık 450 km2’dir. Murat ırmağı ovanının kuzeybatısında geçer. Malazgirt ovası güneyde Süphan Dağı ve uzantıları ile Van Gölünden ayrılır. Yer yer bu dağlardan inen akarsularca yarılmış olan ova geniş bir bozkır görünümündedir.
AKARSULAR
Muş il alanı Fırat Havzası içindedir. İl topraklarını sulayan önemli akarsular Murat ile onun kolu olan Karasu’dur.
Murat Irmağı: Van Gölünün kuzeyindeki Aladağ’dan doğar. Uzunluğu 600 km kadardır. Muş il sınırlarına kuzey doğudan girer. Kuzey-güney doğrultusunda bir süre akan ırmak bu sırada birkaç küçük dereyle ve doğuda da Karakaya Deresiyle birleşir. Debisi 200–300 m3’tür. Debi ırmağın kabardığı zamanlarda 2500 m3 bulur. Suyun azaldığı zamanlarda ise 50–70 m3 kadar düşer. Murat ırmağını besleyen diğer akarsular şunlardır: Badişah, Şehit, Heftreng, Körsuyu, Liz, Köşker dere ve çaylarıdır.
Karasu: Güroymak’dan doğar. Muş il sınırlarına güneyde girer. Uzunluğu 68 km kadardır. Kuzeybatı-güneydoğu doğrultusunda akar. Başlıca kolları Daralı ovadan kaynağını alan 27 km uzunluğundaki Abdulbahar, Kazana Tepesinden doğan 35 km uzunluğundaki Kelereş ile Çar ve Karni’dir. Muş il sınırları içindeki diğer önemli akarsular şunlardır: Aynı adlı dağdan doğan Çiçekveren Deresi (13 km), Aktuzladan doğan Heronek suyu (24 km), Bilican dağından kaynağını alan Liz Suyu (32 km), Kımsoradan doğan Çılbuhur deresi (27 km) ve Hamurpet Dağından kaynağını alan Memanlı suyudur ( 24 km).
GÖLLER
Muş ili sınırları içinde kalan başlıca göller: Haçlı (Bulanık), Hamurpet (Akdogan), Küçük Hamurpet, Gaz (Kaz) gölleridir.
Haçlı (Bulanık) Gölü: İlin güneydoğusunda Bulanık ilçesinin güneyindedir. Göl adını güneyindeki Haçlı Köyünden almıştır. Göl Bulanık adını ise suyun genellikle bulanık oluşundan almıştır. Bir lav seti gölüdür. Haçlı gölü de kuzeyindeki Kızkopan volkanının yükselmesi ile oluşmuştur. Yüzölçümü 10 km2 kadardır. Gölde derinlik 7 m. aşmaz. Haçlı Gölü güneybatıdan akan Şeyhtokum Deresi ile birkaç kaynaktan beslenir. Gölün su düzeyi bütün yıl boyunca hemen, hemen aynı kalır. Kışın donduğunda göl sathında yürünebilmektedir. Gölde alabalık ve aynalısazan bulunmaktadır.
Büyük Hamurpet Gölü: Varto ilçesinin kuzeybatısında Hamurpet dağlarının batısında yer alır. 2149 Rakımda ve 21 metre derinliğindedir. Yüzölçümü 1088 km2’dır. Gölün her tarafı dik kayalarla çevrilidir. Derinliği küçük göle nazaran daha az olduğundan yeşil renktedir. Kaynak ve kar suları ile beslenir. Kış aylarında donar, su seviyesi tüm yıl boyunca pek değişmez. Gölde bol miktarda aynalısazan balığı ile ördek, kaz, turna ve kunduz da bulunmaktadır. Gölün bulunduğu alan volkanik özellikler taşımaktadır. Fazla olan suyu yakınından geçen İskender çayına boşaltır.
Küçük Hamurpet Gölü: Büyük Hamurpet gölünün yaklaşık 300 m kadar güneyinde ve 2173 rakımda küçük dairesel bir yapısı vardır. Gölün alanı 149 km2 dir. 47 metre derinlikte olduğundan mavi bir görünüme sahiptir. Dipten Büyük Hamurpet’e akıntısı bulunmaktadır.
Gaz (Kaz) Gölü: Malazgirt ilçesine bağlı Aktuzla Bucağının yakınlarındaki bu göl Karstik bir göldür. Gölün suyu tuzlu ve acıdır. Derinliği azdır. Kenarları sazlıktır. Bu nedenle ilkbaharda burası göçmen kuşların akınına uğrar. Kaz, ördek, su tavuğu en çok rastlanılan hayvan türleridir.
Tarihi Eserler
HÖYÜKLER VE ÖREN YERLERİ
Tarihe yön veren önemli devletlerin egemenliğinde kalmış olan Muş sınırları içinde bir kazı ve birkaç yüzey araştırması dışında bu güne kadar ayrıntılı bir çalışma yapılmamıştır. Gerçekleştirilen çalışmalar ise, Muş’ta dönemin önemli kültür ürünleri olan, İÖ. 2000 boyalı seramiğinin bulunmadığını, buna karşın İÖ. 2. binin başlarında itibaren bölge Hurri ülkesi olarak anılmış ve İ.Ö. 2. binin ortaları ve sonraları ise Hurri-Mitanni devletinin toprakları içerisinde gösterilmesi yerleşim varlığını göstermesi açısından önemlidir. Yapılan bu yüzey araştırmalarında Kalkolitik dönemden Ortaçağa kadar süregelen kültürlere ait seramikler bulunmuştur. Ancak bu araştırmalar daha çok belirli yerlerde yoğunlaştırılmış, bunun dışına pek çıkılmamıştır. Alpaslan Barajı nedeniyle Murat Nehri boyunca araştırma yapan M.S. Rothman, Yağcılar Höyüğü yakınındaki Yeroluk (Palas) ve Bozbulut’ta (Komus) bazı araştırmalar yapmıştır. Etkin bir kültürün egemen olduğu bölgede yer alan Muş ve çevresinde Erken Tunç Çağa ait C.A. Burney sekiz, M.S. Rotman ise bunların dışında yirmi höyük tespit etmiştir. Ayrıca bu merkezler ile Elazığ bölgesi arasında bir ilişkinin var olduğu ortaya konulmuştur.
Yağcılar (Evran) Höyüğü: Yağcılar Höyüğü, Muş’un 24 km. kuzey-batısında, Muş-Elazığ yolu üzerinde, Murat Köprüsünü 1700 m. geçtikten sonra kuzeye ayrılan yolun 7. km.’sinde, Yağcılar Beldesi sınırları içinde yer almaktadır.
Dolabaş Höyüğü: Malazgirt İlçesinin Dolabaş Köyü’ndedir. Bir Urartu yerleşmesidir.
Bostankale Höyüğü: Malazgirt İlçesinin Botan Köyündedir. Bir Urartu yerleşmesidir. Birinci derecede sit alanı olarak gösterilmektedir.
Mercimekkale Höyüğü: Muş merkez İlçe sınırları dâhilinde Muş-Varto Karayolu üzerindedir. Tespit edilen 28 höyükten biri olmakla birlikte Doğu Roma (Bizans) döneminde de haberleşme amaçlı kullanılmıştır. Halk arasında yaygın bir rivayete göre Muş ilinde korkunç bir kuraklık yaşanmıştır. Yaşanan bu kuraklık döneminde Muş ovasında sadece Sekavi beyinin ekmiş olduğu mercimekten başka hiçbir ürün yetişmemiştir. Sekavi Beyi topladığı mercimekleri üst üste kale gibi yığmıştır. Bir gün yanına oldukça ihtiyar biri gelmiş. Rivayete göre bu ihtiyar Hz. Hızır’dan başkası değilmiş. İhtiyar Bey’e “Allah rızası için bir avuç mercimek ver” demiş. Sekavi Beyi mercimek vermemek için bin bir yalan uydurmuş ve “eğer benim mercimeğim var ise taş olsun” demiş. Bunun üzerine Hz. Hızır “Allah’ım bu beyin Mercimeklerini taş et” diye beddua etmiş ve bütün mercimekler taş olmuş. O günden sonra bu yere Mercimekkale adı verilmiş.
Aradere Köyü Mezarlığı: Malazgirt ilçesinin Aradere Köyündedir. Atatürk Üniversitesinden bir ekipçe yapılan yüzey araştırmaları sonunda önemli bulunmuştur.
Malazgirt Yeniköy (Alyar) Kaya Mezarı: Urartulara ait kaya mezarlığıdır. Arkeolog Yr.Doç.Dr. Nurettin KOÇHAN’ın araştırmaları devam etmektedir.
Varto Kayalıdere Ören Yeri (Kale Şehri): Merkez İlçe’ye 40 km, Varto’ya 20 km uzaklıkta Kayalıkaya Köyü’ndedir. Bir Urartu yerleşmesidir. İngiliz Arkeoloji Enstitüsü’nce Prof. Dr. Seton Lloyd ve C.A. Burrey başkanlığında, 1965’de yapılan kazıda bulunmuştur. Kazılarda; kale, tapınak, şarap mahzeni, mezar ve küçük buluntular ortaya çıkarılmıştır. Urartu Kralı II. Avlusu taş döşemeli tapınakta, oturur durumda MÖ VII yy’ın tunç aslan heykeli, düğmeler, ok başları, tunç iğneler, aslan avı tasvirli kemer parçaları ele geçmiştir. Buluntular, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde sergilenmektedir.
CAMİLER
Ulu Cami: Muş’ta, Alaeddin Bey ve Hacı Şeref Camilerinin batısındadır. Moloz taştandır. Kitabesizdir. Avlusunda yatan Şeyh Muhammed-i Mağribi tarafından 979’da yaptırıldığı rivayet edilmektedir. Mimari özelliklerinden XIV. yy’ın ikinci yarısına tarihlenen cami, dikdörtgen planlıdır. Ana mekân, ortada kubbe, yanlarda besik tonoz örtülüdür. Mihrap sadedir, kuzeyinde kesme taştan üç kubbeli son cemaat yeri vardır. Kesme taştan sade taç kapı sivri kemerli niş içindedir. Batı duvarı dışında öbür duvarlarda ikişer pencere vardır. Minaresi, depremden zarar görmüş olup, aslına sadık kalınarak 1968 ve 1972 yıllarında onarım görmüştür. Avlusunda Şeyh Muhammed-i Mağribi dışında başka evliyadan zatların meftun olduğu bilinmektedir.
Hacı Şeref Camii: Bir Selçuklu yapısı olan çok yıkık durumda Arslanlı Han’ın içindedir. Mimari özelliklerinden XVII yy’la tarihlenmektedir. Bir son dönem Osmanlı yapısıdır. Ana mekânı kare planlıdır. Ana mekan ortada büyük yanlarda basık kubbelerle örtülmüştür. Sade mihrabı yuvarlak kemerli ve niş biçimindedir. Sonradan eklenen son cemaat ahlat taşından 1997 yılında eklenmiştir. Sivri kemeri niş biçiminde taç kapı kesme taştandır. 1318’de yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu yapı Abdulhamit Han tarafından yaptırılmıştır.
Alaaddin Bey (Paşa) Camii: XVIII yy. başlarında şehrin valisi Alaaddin Bey tarafından yaptırılmıştır. Ana mekanı kare planlıdır ve dokuz neflidir. Orta büyük ve yanlarda küçük kubbelerle örtülüdür. Orta nefte yer alan mihrabı sutunçeler ve bitki motifleriyle bezelidir. Taç kapının yanlarında kabartma kandil motifleri vardır. Minaresi iki renkli kesme taştan yapılıdır. Kare kaideli silindir gövdelidir. Gövdenin ortasında iç içe geçmiş çınar ağacını andırır bitkisel motiflerden bir kuşak oluşturulmuştur.
Bulanık Mollakent Camisi: Bulanık ilçesinin Mollakent köyündedir. Bir Selçuklu yapısıdır. Şeyh İbrahim tarafından 1290’da yaptırılmıştır. Ahlat taşındandır. Dört kubbeli üç pencerelidir.
Bulanık Esenlik Camisi: Bulanık ilçesinin Esenlik Köyündedir. Bir Selçuklu eseridir. Şeyh Abdulmelik tarafından 1194’te yaptırılmıştır. Ahlat taşındandır. Tek kubbeli, dört pencereli, iki kapılı bir yapıdır. Kubbesinde ayrıca dört küçük pencere yer almaktadır.
MEDRESELER
Mollakent Medresesi: Bulanık ilçesinin Mollakent Köyündedir. Bir Selçuklu Eseridir. Ahlat taşından yapılmıştır. Şeyh İbrahim tarafından 1321’de yaptırılmıştır. İki büyük odası birde salonu vardır. Her odada üçer kitaplık penceresi bulunmaktadır. Muş’un günümüze ulaşamayan yalnızca tarihi kayıtlarda adı geçen diğer yapıları Mahmut Paşa, Murat Paşa ve Alaaddin Paşa medreseleridir.
Muratpaşa Medresesi: Muş İli Muratpaşa camisinin hemen yanı başında kurulmuştur. Muratpaşa tarafından yaptırıldığı rivayet edilmektedir. Medresede mantık, belagat, hadis ve tefsir gibi ilimler Molla Halil Hoca tarafından okutulmuştur.
Mahsut Paşa Medresesi: Mahsut Paşa tarafından yaptırılmıştır. Muş İli’nin en büyük medresesidir Abdurrahman Hoca, İlyas Sami Bey gibi âlimler ders vermişlerdir. Bu medresede İslam Hukuku, Meal, Sarf, Mantık Beyan, Hesap, Hadis, İçtimaiye gibi ilimler okutulmuştur.
Alaaddin Bey Medresesi: Alaaddin Bey tarafından kurulmuştur. Bu medresede Sultan Abdulaziz tarafından görevlendirilen Ahmet Hamdi Efendi dersler vermeye başlamıştır. İlimizin en ünlü alim ve bilginleri burada yetişmişlerdir. İlyas Sami Bey, Molla Mehmet, Hacı Halid Efendi, Osman Kadri Bey gibi şahsiyetler bu medresede yetişmişlerdir.
KİLİSELER
Meryem Ana Kilisesi: Muş İl Merkezinde Minare mahallesindedir. Kesin tarihi bilinmemektedir.
Çanlı Kilise(Surpgarabet Manastırı): Bu kilise bütün çeşitli milletler arasında meşhur olup, yılda bir kere nice yüz bin adam toplanarak yedi gün yedi gece çadır ve otağlar kurulup alış verişler olunur, yük bozulup bağlanılıp kervan Revan tarafına yol alır. Burada Van Veziri ile Bitlis Hanının ve Atabeyi’nin müsellemleri hazır olup tüccar ve diğer mahlûkları muhafaza ederler. Van vilayeti sınırına daha yakın olduğundan Van veziri daha çok asker getirip ziyade baç alır. Muş sahrasının kuzeyinde sık bir ormanlıkta, bağ ve bostan içinde iki adet göğe baş uzatmış heybetli, kubbeli bir kilisedir. Dört yanlarında yüzlerce patrik ve papaz odaları vardır. İmaretinden günde nice bin sahan yemekler yapılır. Yortu günlerinde 145 sığır ve 50 somar buğday pişirilip misafirlerine dağıtırlar. Misafire o kadar riayet ederler ki şira ve hurma yedirip her gece nice yüz diba inci ve sırmalı gecelikler serip hizmet ederler. Ama her sene gelen adamlardan bolca mal tahsil ederler. Ve bütün Kafiristan’a papazları gidip ta Frengistan’dan bile adamlar tahsil ederler.
Bu kiliselerden başka ilimizde bilinen ve halen kalıntıları mevcut diğer kiliseler ise
-Kırköy Beldesindeki Sirong Kilisesi
-Kırkayak Kilisesi Muş Dere Mahallesi
-Kızılağaç Beldesindeki Kırmızı Kilise’dir
HANLAR, HAMAMLAR VE ÇEŞMELER
Yıldızlı Han: Muş şehir merkezinde yukarı çarşıdadır. 1307’de Miralay Seyfi Bey tarafından yapılmıştır. İki katlı olarak yapılmıştır. Alta kattı kesme taştan, üst katı Selçuklu mimari yapısına uygun olarak kerpiçten yapılmıştır. 613 metre kare üzerine kurulan hanın birinci katında emanethaneler, kuyumcular, manifaturacılar, bakırcılar ve gümüşçüler çalışırdı. İkinci kat ise otel olarak kullanılmıştır. Her iki katta toplam 52 dükkân olan han 1916 Rus İşgalinde tamamen tahrip edilmiştir. İpek yolu üzerinde olan Erzurum-Muş-Bitlis güzergâhı takip edilmiştir.
Aslanlı Han: Muş’un bir Selçuklu yapısı olan Aslanlı Handan Günümüze çok az şey kalmıştır. Bu hana ait gücü ifade eden aslan heykeli halen Vali Konağı bahçesindedir.
Alaaddin (Yakup Efendi) Bey Çeşmesi: Alaeddin Bey Camii külliyesi içindedir. Kitabesinde Eşref Bey tarafından yaptırıldığı yazılıdır. Cami ile aynı tarihte yaptırılmıştır.
TÜRBE VE YATIRLAR
Kesik Baş: Hacı Şeref Camisi’nin avlusundadır Hazireden günümüze cami duvarına bitişik 2 mezar kalmıştır. Bu mezarlarda yakın geçmişte onarılmıştır Kesikbaş Haziresi caminin doğu duvarına bitişik dış cephede yer almaktadır. Mezarların sanduka kısmı ve şahideleri mozaikli beton ile yenilenmiştir. Orijinal yapım malzemesi ve şahideleri kayıp olmuştur. Mevcut mezar yapısı dikdörtgen prizma konumunda yerden 80–120 cm yüksekliğinde, üzeri demir kafes ile çevrili dış cephesi Ahlat taşı ile kaplıdır. Rivayete göre bu zat savaşta başı gövdesinden ayrılmış olmasına rağmen kopan başını koltuğunun altına alarak savaşMayısı sürdürmüş, daha sonra bugünkü mezarının bulunduğu yere gelerek şehit olmuştur.
İbrahim Samidi (Zerzemi): Alaaddin Bey (Paşa) hamamının karşısındaki bahçededir. Arabistan’dan geldiği rivayet edilmektedir. Taş binanın altındadır, türbe dikdörtgen planlı arka arkaya iki odadan oluşmaktadır. 1. odanın girişi kuzeyden olup kıble duvarında bir mihrap mevcuttur mihrabın doğusunda sandukanın bulunduğu esas türbeye geçişi sağlayan kapı vardır. Bu mezar ve türbeye ait moloz ve kesme taş yapı tam orijinal görünmektedir. Sandukanın içi küçük bir odacık şeklinde boş bir mekândır ve buraya sandukanın doğu batısında girilmektedir. Türbenin yapımı Selçuklu Türk mezar mimarisini hatırlatmaktadır. Akıtlarda görülen iç içe odalar ve bu odalardan birinde gömü yerinin bulunması bir benzerlik teşkil etmektedir. Ayrıca kara mescit kısmı kümbetlerin üst kısmı, kümbetlerin mumyalı kısmını hatırlatmaktadır. Sanduka içerisindeki küçük odacık insanların bu mekanda bu mezar sahibinin ruhu ile irtibat kurmak amacını izhar anlamını taşımaktadır ki bu özelliği ile İslam öncesi inanışların izlerini taşıdığı kanaatini uyandırmıştır. Bu türbede yöre insanları ruhi bozukluklara, çeşitli sıkıntılara ve sıtma hastalıklarına karşı şifa için dua etmektedirler. Hastalar haftanın Çarşamba günleri getirilerek bir müddet sanduka içerisindeki küçük odacıkta bekletildikten sonra alıp götürülmektedir. Bu işlem üç Çarşamba günü üst üste tekrarlandıktan sonra hastaların sağlıklarına kavuştuklarına inanılmaktadır.
Şeyh Muhammed-i Mağribi: Ulu Caminin avlusundadır. Şeyh Muhammed_i Mağribininde İbrahim Samidi gibi Arap kökenli olduğu ve Ulu Camiyi yaptırdığı rivayet edilmektedir.
Şeyh Halil ve Şeyh Mustafa: Kızılay binasının karşısındaki bahçe içerisindedir. Her iki türbe de Cuma günleri ziyaret edilir. Yaygın bir rivayete göre her iki Şeyhin mezarları 10-12 yaşlarındaki bir çocuk tarafından yaptırılmış.
Şeyh İbrahim Hazretleri: Bulanık İlçesinin Esenlik Köyündedir. Esenlik camisinin yakınındadır. Şeyh İbrahim Mevlevi tarikatına mensup olduğu rivayet edilmektedir. Çeşitli hastalıkları iyileştirdiğine inanılmaktadır.
Şeyh Ömer Sahubi: Bulanık ilçesinin Mollakent Köyündedir. Şeyh Ömer Sahubi’nin kendi rütbesi ile türbenin yanındaki mutfak, misafirhane ve genişçe avluyu sağlığında yaptığı rivayet edilmektedir. Türbe halk arasında Çilehane diye anılmaktadır. İnanca göre Sara ve hasta olanlar bu türbede bir gece kalırlar ise iyileşirler.
Müştak Baba (Yatır): Asıl adı Mustafa’dır. Bitlis’te doğmuştur, doğum tarihi tespit edilmemiştir. Şairdir, bir süre medresede okudu. Şemsi Bitlisi diye anılan bir Mürşit olan amcası Hacı Mahmut Hocadan bilgilendi, bir süre sonra Hacı Hasan Şirvani’nin İrşat halkasına girdi burada Mutasavvıf Şair oldu. Erzurum, İstanbul, Ankara, Ayaş, Bağdat ve Hizana gitti. Eyüp Sultanda Selami Efendi Hanikahınde postnişin oldu. Bir süre sonra memleketi Bitlis’e döndü Müştak Baba gördüklerini, duyduklarını ASAR adı eserinde topladı. El yazması bu eser Süleymaniye Kütüphanesi Mahmut Efendi Bölümü 2421’de kayıtlıdır. Divanı basılmıştır. 1253 H (1838) yılında Bitlis’ten İstanbul’a giderken uğradığı Muş’ta 81 yaşında boğdurulur. Bir rivayete göre Müştak Baba Alaaddin Bey (Paşa) tarafından Muş’a davet edilir ve boğdurulur. Bir rivayete göre de Muş’ta Yezidiler tarafından boğdurulmuştur. Bir rivayete göre de Müştak Babanın garip hallerini hazmedemeyen avam tabakası tarafından hayretle karşılandığı için boğdurulmuştur. Diğer bir rivayete göre ise zalim Alaadin Bey Müştak Babanın Saray ile olan yakınlığını öğrenir ve zulmünü Sarayın duyacağı endişesi ile Müştak Baba’yı Muş’a davet eder, Müştak Baba başına gelecekleri bile bile Muş’a gelir ve boğdurulur. Müştak Baba şehitlik mertebesine ulaşarak gece gündüz aşkıyla yanıp tutuşup Allah’ına kavuşmuştur. Şahadetini daha önceden bildirdiği söylenir. Müştak Baba mezarı Abdurrahim YEŞİLBAŞ isimli şahsın evinin avlusundadır. Tek bir mezar olup, avlu zeminde 30 cm yükseklikte mozaikli beton ile yapılmış bir sanduka ve yenilenmiş şahidelerin etrafı ve üzeri demir kafes içine alınmış durumdadır. Mezarın orijinal şahideleride bu kafes içerisinde muhafaza edilmektedir. Bu tadilat 1983 yılında Taha YEŞİLBAŞ tarafından yapılan onarım esnasında yapılmıştır.
Abdulvahap Gazi Türbesi Ve Çatbaşı Şehitliği: Muş İli Merkez ilçeye bağlı Çatbaşı köyünde bulunmaktadır. Şehre 7–8 Km. Mesafede olup şehrin batısındadır. Çatbaşı Köyü Camii bitişiğindedir. Yaklaşık 40–50 mezarın bulunduğu, dörtgen planlı, mazgal pencereli, beşik tonuz örtülü türbe, ahşap destekli direk, üzeri toprak örtülü bir ön odadan oluşmuştur. Türbenin doğusunda yer alan kare planlı, direk destekli düz toprak dam örtülü eski camii türbenin ziyaretçilerinin ibadet ve ikametgâhı için yapıldığı düşünülmektedir. Türbeyle camii arası ahşap kakmaların taşıdığı direk destekli düz damla örtülerek, her şart altında camii den türbeye gidiş geliş sağlanmıştır. Türbenin içinde üç gömü mevcut olup, bunlar; Sahabeden Abdulvvahap Gazi, Tarışlı (Silvan) Şeyh Şeref ve Muş ulemalarından Hacı Tayyip Efendi’ye ait dir. Türbe ile camii arasındaki üzeri örtülü mekânda beş gömü mevcuttur. Bunlardan üçü bilinmektedir. Bunlar Hoca İbrahim Efendi, Muş âlimlerinden Faik Aykal efendi ve Hacı Tayyip efendinin oğlu Molla Fethi Rahman efendiye aittir.
Şeyh Molla İbrahim Efendi Türbesi: Hayatı hakkında fazla bir bilgi bulunmamaktadır. Muş merkez ilçeye bağlı Çatbaşı köyündendir aynı köyde dünyaya gelmiş bir din adamıdır birçok öğrenci yetiştirmiştir.
Seyyid Ahmed (Hacı Gal) Hazretleri: 1696 da Bağdat’ta doğmuştur. Evliyadandır 1710 yılında Bitlis’ten babası şeyh Fazıl Efendinin emri ile Muş halkının talebi üzerine Muş’a gelmiştir. 107 sene ömür sürmüştür. 7 defa yaya olarak Hacca gitmiştir. En son Hacca gidişi vefatından 1 sene evveldir. Birçok büyük keramet göstermiştir. Seyiddir, soyu Peygamberimizin evladı Hz. Hüseyin’e dayanır. Muş’un kale mahallesinde 1710’da bir kadiri tarikatı dergahı kurmuştur. Dergah halen varlığını devam ettirmektedir. 1803 te vefat etmiş olup, kabri halen Kale Mahallesindeki mezarlıktadır. Ayrıca Kale Mahallesi mezarlığında 2 evliya mezarı daha vardır. Bunlar Durmuş Baba ve Derviş Ömer’dir. Bunlar hakkında hiçbir bilgi yoktur. Kale Bağlarının üstünde İslam fütuhatı sırasında şehit olan Müslüman savaşçıların defnedildiği Arap Mezarları ve Şeyh Leymon ismindeki bir evliyanın mezarı da bulunmaktadır. Bunlar hakkında da kesin bir bilgi yoktur.
Üstad-ı Azam Şeyh Molla Resuli Sipiki: Bitlis’in Sipik köyünden olup doğum tarihi bilinmemektedir. Yüksek dini ilminden dolayı “Üstad-ı Azam” ünvanını almıştır. Devrin padişahı tarafından mükâfatlandırılarak Muş’un Beşparmak (Gemik) köyü kendisine hediye olarak verilmiştir. Bundan sonraki hayatı hakkında kesin bir bilgi yoktur. Mezar kitabesinden 1829’da vefat ettiği bilinmektedir. Muş’ta Alaaddin Bey Camii avlusunda medfun bulunmaktadır.
KALELER
Muş Kalesi: Muş merkezdedir. Kale şehrin en eski yerlerindendir. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte Moğol istilasını müteakip 7. asır ortalarına doğru Hz. Osman zamanında bu çevre ile birlikte kalede savaşlara sahne olmuştur. Sonraları Ermeni Derebeyleri Bağdat’taki Abbasi Halifelerine tabi olarak bu çevrenin ve kalenin idaresi için memur kılınmışlardır. Muş Hicri 27 yılında Hz. Ömer döneminde Müslümanların eline geçince bu kale de tabi olarak Müslümanların eline geçmiştir. Uzun süren savaşlar üzerinde bulunan tarihi değerlerin yok olmasına sebep olmuştur. Kalenin batı tarafında tahrip olmuş Arap Mezarlığı, Selçuklu mezarlığı ve Osmanlı mezarlığı karışık ve dağınık bir haldedir. Belediyece park olarak düzenlenmiştir. Günümüzce halkın başlıca piknik yerlerinden biridir.
Hasbet Kalesi: Muş’un güneyindeki Kızıl Ziyaret Dağının doğu uzantısında bir yamaçtadır. Surları ve iki kulesi kısmen ayaktadır. Diğer kısımları tabii afetlerde yıkılmıştır. Kesin tarihi bilinmemekle birlikte, yapıda kullanılan malzeme ve sanat yapısı itibari ile Horasan harcı ile imar edilmiş ovaya hâkim karakol konumunda kendini göstermektedir. Eteklerinde bulunan Soğucak köyünde büyük ölçüde tahrip olan 2 adet gözetleme kulesi de mevcuttur. Bir rivayete göre Büyük İskender Mısır’ı fethe giderken kendine bağlı Komutan Beatlis’e ( Bitlis) geri döndüğünde geri alamayacağı kudrette bir kale yapmasını istemiş. Emri alan Komutan Beatlis, Büyük İskender’in Mısır’dan Dönüşüne kadar Bitlis Kalesini yapmış ve Büyük İskender’i emri doğrultusunda Muş Ovasına püskürtmüştür. Büyük İskender defalarca Bitlis’e saldırmış fakat her seferinde Muş Ovasına geri dönmek zorunda kalmıştır. Yine mağlubiyetle sonuçlanan bir saldırı sonucu Büyük İskender Muş Ovasında gece konaklarken, orduyu tedirgin eden bir atlı grubun varlığını görür ve bu savaşçılara hayran kalır. Savaşçıların ikamet ettiği Haspet Kalesine elçi göndererek görüşme talep eder. Kaledekiler bu talebi kabul ederek Büyük İskender’in yanına giderler. Rivayete göre Büyük İskender hayran olduğu bu kişilere atfen “Siz kimsiniz ki, dünyayı fethe çıkmış bir komutanın ordusunu rahatsız ediyorsunuz.”demiş. “Bizler Gur Beyleriyiz, sizler bizim topraklarımıza girmekle bizi rahatsız ettiniz” cevabını alır. Bu arada Komutan Beatlis, Büyük İskender’e haber göndererek kaleyi teslim edeceğini bildirir. Büyük İskender’in huzuruna çıkan Beatlis, hükümdarın “-Bu kaleyi neden baştan teslim etmedin ve ordumdan birçok askerin kırılmasına neden oldun ?” sorusuna “- Hükümdarım siz bana buraya öyle bir kale yap ki dünyanın en güçlü hükümdarı ordusuyla gelse bile burayı alamasın diye emir ettiniz. Bende buraya güçlü ve sağlam bir kale yaptım. Siz de dünyanın en güçlü hükümdarı ve ordunuzda dünyanın en güçlü ordusu olduğu halde burayı ele geçiremediniz. Şimdi görevimi yerine getirdiğime inanarak kalenin anahtarlarını size teslim ediyorum.” der. Büyük İskender bunun üzerine komutanının bu cevabından çok memnun kalır ve onu affeder. Bir süre sonra da ordusuna Muş Ovasından çekilme emrini verir.
Muşet Kalesi: Muş’un güneyindeki Kızıl Ziyaret Dağındadır. Muş adı ile özdeşleşmiştir. İlk yapımı Urartu’lara ait olduğu tahmin edilmektedir. Ortaçağ kalesi görünümünde olan bü günkü yapısına sonra kavuşmuş olabilir. Kale Horasan harcı ile yapılmıştır. Malzeme ve doku olarak Haspet kalesi ve Ahlat eski şehirdeki yıkık kale ile birbirinin aynıdır. Karakol olarak kullanıldığı tahmin edilmektedir. Tarihi kaynaklara göre boylar arasında adı en son geçen Muşkan oymağı lideri adına yapılmıştır. Van tarihinde Hitit Devleti yıkıldıktan sonra yerini alan birçok krallıklar arasında Muşkiler da sayılmaktadır. Yine Şah Tahmasp 1530 da Muslu Kabilesine mensup Zülfikar’dan Bağdat’ı aldı şeklinde geçer. Muşkiler de kökü Urartulara dayanan oymaklardan biri olarak kabul edilmektedir.
Kepenek Kalesi: İlimiz Kepenek köyündedir. Arkeolog Yrd. Doç. Dr. Nurettin KOÇHAN’ın araştırmaları devam etmektedir. Nurettin KOÇHAN tarafından burada bulunan Urartulara ait olan taş üzerindeki yazıt Mirjo SALVINI tarafından çözülerek “Studı Mıceneı Ed Egeo-Anatolıcı” dergisinin FascılcoloXLII/2-2000 sayısında yayınlanmıştır.
Yazıtın Türkçe’si: “Haldi’ye (Urartular’ın baş tanrısı), kral (Efendi, Tanrı), Menua oğlu Argişti bu Susi-tapınağı ve (kaleyi) inşa edip tamamlattı. (Ona) ben Argiştihinili adını verdim. En büyük Haldi sayesinde ben Menua oğlu Argişti, güçlü kral, Bianili kralı, Tuşpa kentinin efendisi”
Muş’ta Urartular’a ait iki önemli yazıt bulundu: ikisi de Menua dönemine ait. İlki bir stelin alt kısmıdır ve Tiflis arkeoloji müzesindedir. Bu yazıt Muş’un 18 km. doğusunda Trmerd mezarlığında bulunmuş. Bu yazıtta askeri bir seferden, Atauni kentinden ve Urme ülkesinden bahsediliyor ve stelin Arhi kentine dikildiği bildiriliyor. İkinci yazıt oldukça eksiktir, yine Urme ülkesinden ve bir yerden bahsediyor.
Malazgirt Kalesi: Haşmetli bir görünüme sahiptir. Kalenin ilçeyi çepe çepe çevreleyen bir birine parelel iki suru onarılmıştır. İslam kaynaklarında bu kale gerek İslamiyet’in ilk döneminde gerekse Bizanslar zamanında birçok savaşa sahne olmuştur. Eski Malazgirt’i çepeçevre kuşatan kalenin ana burcu ile burçları bu tarihi özellikleri ile ilgi çekmektedir. Tabii afetlerde surları yıkılmıştır. Çeşitli zamanlarda onarılmıştır. Onarımlar kısmen de olsa günümüzde de devam etmektedir. Efsaneye göre Malazgirt Kalesi civarında ateşperestler yaşarken başlarında Teymus isminde bir şah bulunuyormuş. Şahın çocuklarından Beşir Allah’a iman getirince babası Teymus Şah oğlu Beşir’in dilini dipten keserek Malazgirt’ten sürgün etmiş Beşir aylarca yol kat edip Müslümanların bulunduğu Mekke’ye gelmiş, durumu öğrenen Hz. Ali sahabelerden oluşan bir ordu toplayarak Malazgirt üzerine yürümüş. Yapılan savaşta Teymus Şah ve beraberindekiler kılıçtan geçirilmiş. Hz Ali ordusu ile şimdi ilçenin bir mahallesi olan Şahneder köyüne gelmiş ve orada konaklamak istemiş. Askerler yorgun ve susuz olmaları nedeniyle köydeki çeşmeden su içmek istemişler, suyun zehirli olduğu söylenmiş. Bunun üzerine Hz. Ali çeşmenin kaynağında örümcek ağı gibi kaynaşmakta olan yılanları görünce askerlerin su içmesine engel olmuş. Askerlerin su içme ihtiyacını belli etmesi üzerine Hz. Ali köyün hemen güneyindeki düz arazi görünümde olan Salkayalığına gitmiş, kılıcın çekerek taşa vurmuş kılıcın darbesi ile kaya yarılmış ve şimdi yılanlar kuyusu denilen halini almış. Çeşmede kaynaşmakta olan yılanların çekilmesi için Allah’a dua etmiş aynı ayna yılanlar açılman bu kuyuya çekilmişler. Sonunda askerler bu çeşmeden su içerek yorgunluklarını üzerlerinden atmışlar. Günümüze kadar her yıl yalnız 15 Mayısıs- 15 Haziran arasında bu yılanlar kuyusu aynı boy ve renk zehirsiz yılarlarla dolar bu güne kadar, bu yılanların köylüler tarafından ellerine alarak oynattıkları halde hiç kimseye zarar vermedikleri tespit edilmiştir. Görmek isteyenler belirtilen günler arasında Şahnedar köyü yılanlar kuyusuna gidebilirler.
Evliya Çelebi ve Malazgirt Kalesi: Kalesi yuvarlak bir tepe üzerinde ve kesme taştandır. Hisarın iç kısmı mamurdur.878 senesinde Akkoyunlu sultan Uzun hasan Bayındırı zaptetmek isterken Fatih Uzun Hasanı bozguna uğratıp bu kale halkınıda idaresi altına almıştır. Sonra Beyazıt Veli asrında Acem istila etmişse de 922 tarihinde Sultan I. Selim Çıldır savaşında acemi mağlup etmiş, bu kalede o günden beri Osmanlı idaresinde kalmıştır. Kalenin üç tarafı yüksek olup doğuya bakan bir kapısı vardır. Aşağı deresine inmek için kesme kayadan suyolları vardır. Bağ ve bahçesi o kadar meşhur olmayıp kalesi de yer yer Timur’un tahribine uğramıştır. Şehri o kadar mamur değildir. Tahminen iki bin ev, bir cami, iki medrese, bir küçük hamam -ancak beş adam alır, bir han, elli kadar dükkân ve yedi adet çocuk mektebi vardır. Şehir 18. Örfi iklimin ortasında olup, kuzeyinde Erzurum üç konaktır. Kıblesinde Bitlis iki konaktan daha kısadır. Van kalesi doğusunda olup dört konaktır. Ahlat kalesi ile Malazgirt Kalesi arası tam yedi fersahtır. Dağ başlarından aşan doğru yolları vardır. Şehrin suyu ve havası gayet yayla olup, bütün halkı güzel vücutludur. Çünkü kış çok sert olur. Şehrin içinden geçen nehir Bingöl yaylasından çıkar.
Katerin (Zincirli) Kale: Malazgirt ilçesi sınırları içerisindeki Katerin Dağı üzerindedir. Doğu Roma eseridir. Rivayete göre Malazgirt ile Katerin Kaleleri Kalın zincirlerden bir köprü ile birbirlerine bağlanmıştır.
Tıkızlı Kalesi: Malazgirt ilçesinin Tıkızlı Köyündedir. Yapılan araştırmalar sonucunda kalenin Urartu’lara ait olduğu belirlenmiştir. Kale bir tepe üzerinde büyük taşların bir biri üzerine yığılması ile harçsız olarak yapılmıştır. Doğu Anadolu’da son yıllarda yapılan birçok araştırma ve kazıya karşın, bunları sınırlı bir alanı kapsadığı ve özelliklede Van ili ve çevresinde yoğunlaştırıldıkları dikkati çekmektedir. Bunun yanı sıra çok kısıtlı da olsa Ağrı ve Erzurum çevresinde bazı yüzey araştırmaları ile Elazığ Bölgesinde de kurtarma kazıları gerçekleştirilmiştir. Muş ve özellikle Malazgirt İlçesinde ise bugüne değin kapsamlı bir araştırma yapılmamıştır. Bu nedenle aşağıda ayrıntılı olarak tanıtmaya çalışacağımız Kale, yörede antik yerleşimin yoğunluğunu ve yeni araştırmaların sürdürülmesinin gerekliliğini ortaya koyması açısından büyük önem taşımaktadır. Kalıntıların bu günkü durumuna göre Kale’nin merkezi kısmı yaklaşık 25–30x30–35 metrelik bir alanı çevrelemektedir. İ.ç kalenin 4m. Genişliğindeki kuzeydoğu ve kuzey sur duvarlarının yer yer 1,5-2m yüksekliğe kadar korunabilmişliğine karşın dış sur duvarları bazı kısımlarda salt birkaç taş sırası halinde günümüze gelmiştir. Tıkızlı Kalesinin sur duvarlarında izlediğimiz, A. Çilingiroğlu tarafından “Kilkilotik Yöntem” olarak adlandırılan benzer duvar örgüsüdür. Yazıtları nedeniyle Işpuini dönemine (İÖ. 830–810) tarihlenen Zivistan ile Menua’ın egemenliğinde (İÖ. 810–786) yapıldığı kabul edilebilir.
Bostankale Kalesi: Malazgirt’te 10 km uzaklıktadır. Yapılan yüzey araştırmaları sonucunda kalenin Urartu’lara ait olduğu tespit edilmiştir. Kale büyük bir kaya kütlesi oyularak yapılmıştır.
KÖPRÜLER
Murat Irmağı Köprüsü: Muş – Varto yolu üzerinde Muş şehir merkezine 10 km uzaklıktadır. Bir Selçuklu yapısıdır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 1817 tarihli mermerden kitabesinin onarımlarla ilgili olduğu sanılmaktadır. 143 m uzunluğunda, 4.77 m genişliğindedir. Yüksekliği 16 – 18 m’dir. 12 gözlüdür.
Hatun Köprüsü: Malazgirt’in girişindedir. Bir Selçuklu yapısıdır. 10 m uzunluğunda, 5 m genişliğinde-dir. Günümüze kadar gelebilmiş yegâne Selçuklu eserlerinden biridir.
Kız Köprüsü: Malazgirt’e 2 km uzaklıktadır. İki yekpare taştan 3 m uzunluğunda, 1 m genişliğindedir. Rivayete göre devrin kral kızlarından biri tarafından yaptırılmıştır.
HAMAMLAR
Alaaddin Bey Hamamı: Muş şehir merkezindedir. Alaaddin Bey tarafından Alaeddin Bey Camii ile aynı tarihte yaptırılmıştır. Günümüzde de kullanılmaktadır. Osmanlı son dönem eserlerindendir. Yapı malzemesi ve mimari özellikleri açısından Alaaddin Bey Camii ile aynıdır. Yıkılmış olan Alladdein Bey Camii Külliyesi içerisinde dış özellikleri tamamen yok edilmiştir. İçyapısı kısmen mevcuttur. Localar kullanılmamakla birlikte Alaaddin Bey camiinde kullanılan bitki motifleri ile aynıdır. Buna mukabil büyük locaya girişte kapının hemen üzerinde taşa kabartma bir şekilde yapılan kaplumbağa totemi bulunmaktadır.
Muş’un tabii afetlerde yıkılan diğer tarihi hamamları Güllü Hamam ve Dere (Migre) Hamamlarıdır. Her iki hamamda da Anadolu Selçuklularının yoğun olarak kullandıkları uzun müddet tabiat şartlarına dayanıklı olmayan, Orta Asya yerleşik hayatından gelen sonraları vazgeçilen kerpiç malzemedendir. Güllü Hamamın tabiat şartları nedeniyle daha dayanıklı olması için kerpiç malzeme üzerine Horasan harcı ile moloz taşlardan duvarlar çıkılmıştır. Bu hamamın en büyük özelliği Türk üçgeni denilen kubbelere taşıyıcı görevi sağlayan üçgenin kullanılmış olmasıdır.
ESKİ MUŞ EVLERİ
Anadolu’nun fethini izleyen yıllarda zaman-la Türkleşen Muş’un eski yerleşim düzeni ve sokak dokusu esas itibari ile tipik bir Türk kenti havasını yansıtır. Diğer yörelerimizde olduğu gibi buradaki konut mimarisinin oluşumunda da temel etki milletimizin örf ve adetlerinden kaynaklanan hayat tarzı ve ihtiyaçlarıdır. Ayrıca mahalli mimarisi, gelenekleri ve malzemesi ile iklimin ve coğrafyasının zorlayıcı gerekleri de bu oluşumdaki diğer etmenlerdir. Bölgedeki diğer illerin yerleşimlerindekine benzeyen sokak dokusu içinde yer alan evler, genellikle havuş (avlu) gerisinde yükselen iki katlı kuruluşlardan ibarettir. Eski Muş evleri genel plan şemaları itibarı ile diğer şehirlerdeki (Doğu ve Güney Doğu) evlerle paralellikler ortaya koymakla birlikte mekân isimlendirmelerinde yer yer farklılıklar göstermektedir. Sokakla bağlantılı cümle kapısı ile geçilen havuşun (avlu) bir yanında tandırlık, erzak deposu ve çardak görevi gören ağaç altı oturmalıklar yer alır, birçoğunda ise bunlarla birlikte ahır da mevcuttur. Evlerin cephesi, pencereler ve zaman, zaman üst kat çıkmasını taşıyan konsollar, kat ayırımını vurgulayan kornişler, ahşap balkon ve balkon kemerleri ile hareketlendirilmiştir. Yapıların üzerlerini örten yapı malzemesi o dönemin iklim şartlarına göre yapılan düz, toprak damlardır. Evlerin temel yapı malzemesi kerpiçtir. Ahşap malzeme ise içeride, tavanlarda (taşıyıcılar), dolaplarda, kapı, pencere ve dışarıda ise balkonlarda kullanılmıştır. Süslemelerde ise kerpiçlerin, dış cephede duvarlara değişik dizilmeleri ile yer verilmeye çalışılmış estetik ve sade bir görünümü vardır. Pencere kenarları, dışarıdan Selçuklu öğesi taşıyan, kültürümüzün önemli unsurlarından birini; miğfer kubbe anlayışını ortaya koyar, bakıldığında miğfer görünümü bariz bir şekilde kendini gösterir. Pencerelerde cumba yerine önem verilerek yapılan, genelde sade olan korkuluklar kullanılmıştır. Evlerinin giriş kapılarının her iki yanını süsleyen iki sütunçe üzerine çiçeklik nişleri vardır. Kapılar çift kanatlı olup genelde metal ağırlıklı yapılmıştır. Kapılar sade görünümlü kapı tokmakları ya da kilit bağlantıları ile yapı malzemesini tamamlar. Kapıların içeri açılan kısmında girişi sağlayan bir basamak yüksekliğinde seki bulunur. İçeride alt kat, genelde mutfak, banyo, tuvalet ve zahire odası ile birlikte merdiven boşluğunu oluşturan girişlerden oluşur. Yukarı çıkıldığında, esasen geleneksel Türk konutunda yer alan sofa ile aynı amacı taşıyan ve alt kattan uzanan ahşap merdivenle çıkılan bu ilk ve evin en geniş kısmını oluşturan mekânlar, cepheye bakan daha çok sohbet amacıyla kullanılan büyük salonlardır. Bu salonlarda ahşap veya taştan, pencere önlerinde sedirler bulunmaktadır. Üst katta yer alan bütün mekânlar (odalar), bu salon etrafında sıralanır. Misafir odası olarak adlandırılan ve büyük salonun etrafında ön cepheye bakan bazen birden fazla olan, evin en güzel eşyalarını içerisinde de barındıran ya da diğer odalara göre daha gösterişli olan bu odalar, misafir ağırlama, sohbet etme amaçlı yapılmıştır. Evlerde mekânları bir birine bağlayan kapılar basit ve gösterişsizdir. Çok büyük bir çoğunluğu tek kanatlı olan kapıların hemen hemen hiç birinde süsleme yoktur. Bütün kapılar eşikli ve demir mandallı kapı kolu sistemi ile yapılmıştır. Kapı boyutları, bulundukları konuma ve fonksiyonlara göre değişik ölçüler vermektedir. Genelde her oda da küçük ahşap dolaplar (gömme) ve büyük çift kanatlı, çekmeceli yataklıklar mevcuttur. Evlerin duvar kalınlığı (dolgu duvarlar) 60–70 cm’dir. Bu yüzden mekân içerisinden bakıldığında pencereler loş bir hava verir. Mekân içerisine açılan pencere yapıda kullanılmaz, evin tavan kısımları kaplamasız, olduğu gibi bırakılır, taşıyıcılar kendini gösterir. Döşemeler ise zeminde (alt katta) sıkıştırılmış killi toprak veya düzgün sal taşları ile; üstlerde ise ahşap malzeme ile kaplanır. Her odanın pencere önünde yüksekliği 30-50 cm, genişliği 50-90 cm arasında değişen sedirler mevcuttur. Ahşap veya kerpiçten oturma yeri olarak düzenlenen sedirler pencere önlerine bitişik yapılırlar. Mutfaklar, evin önemli ve geniş yerlerinden biridir. İçerisinde ocak (niş şeklinde) diğer adıyla şömine bulunur. (Bazı yapılarda yoktur.) Yemek odasının hemen altında bulunduğundan mutfaktan yemek odasına, yiyecek ve içecekler asansörvari bir makara sistemiyle duvar içerisindeki boşluktan çıkarılır ve indirilir. Banyoda, çol denilen günümüz küvetini andıran suyun mekân içerisinde etrafa sıçramasını engelleyen köşeye yapılmış ayrı ve açık bir kısım bulunur, büyük banyo kazanları her yerde olduğu gibi burada da kullanılır. Evin iç duvarlarının tamamında sıva olarak saman, keçi kılı, sönmüş kireç karışımı kullanılır. Sonradan üzerine badana yapılarak duvar yüzeyi tamamlanır. Sonuç olarak bu evler haremlik-selamlık diye ayrılmasa bile, bunun fiilen uygulandığı görülür. Bütün bunlara binaen kendi kendine yeten o dönemdeki kapalı ekonominin etkisi burada da gözlenir.
Mahalli Yemekler
Muş'ta yiyecek maddelerine ayrı bir önem verilirdi. Kış mevsimi çok uzun olduğundan güz mevsimi gelmeden önce her aile kışın yiyecek gıda maddelerinin tedarikine başlar. Et sıkıntısını gidermek isteyen Kavurma yapar. Kavurma koyun, kuzu, olduğu gibi Düge’den (bir-iki yaşındaki inek) olur. Kesilen etler küçük parçalara bölünerek haşlanır. Tenekelere doldurularak kışa saklanır. Sebze sıkıntısını gidermek için yazın alınan sebzelerden (baldırcan) domates, (isot) biber, (kara baldırcan) patlıcan, bakla, hıyar kabuğu, reyhan, nane, gibi sebzeler kurutulur, torbalara doldurularak kışın yemek yapılır. Lahana(kelem) bir kaç çeşitte kışa saklanır.
PIRVAZ: Kelem (lahana) yaprakları iyice temizlenir aralarına biber, sarımsak serpilir çömleklere doldurularak kışa saklanır.
ÇORTİ: Kelem yapraklan küçük küçük doğranır. Küçük, küçük doğranan soğan ve reyhan gibi bitkilerde (karasa) büyük küplere doldurulur. İçine bolca su konur. Hazırlanan ekşi hamur içine atılır. Üzeri iyi kapatılarak kışa saklanır. Her evde mutlaka yapılır. Kışın kemikli et (Özellikli bel kısım (komik) eti ve Boççik–kuyruk kısmı- ) den (dövme) ile pişirilir. Üzerine tereyağı dağlanarak dökülür.
Çorti'nin bir de rivayeti vardır. Buna göre "Lokman hekim" gezileri sırasında Muş'a da uğramış. Halkın çoğunluğunun "kelem" (lahana) yediğini görünce, "Burada bana çok iş düşecek. İlkbahar geldiğinde, bunların çoğu hastalanacak." diye düşünmüş. Halkın ilkbahar gelip de, karlar eriyince "uçkun" diye anılan bir bitkiyi yediğini görünce, bu bitkiyi incelemiş. Sonunda, bitkinin, lahananın çokça yenilmesinden doğabilecek hastalıkları yok ettiğini tespit etmiş. Lokman hekim, bu gerçeği şöyle dile getirmiş: "Allah derdi vermiş, beraber dermanını da vermiş."
PINAĞUN: Ekmek evlerde yapılır. Yazın her aile nüfusuna göre buğday temin eder. Buğdaylar arabalarla çuvallara doldurularak değirmene yollanır. Değirmenden sıra alınır. Bu konu aileler için bir nevi şenlik sayılır. Ailenin en büyüğü özellikle anneleri değirmene gider. İcap ederse geceyi orada geçirir. Un iyice öğütülünce tekrar çuvallara doldurulur, eve getirilir.
MUŞ KÖFTESİ( Hafta Direği): Kızıl iyice dövülür veya çekilir. İnce çekilmiş bulgurlar iyice yoğrulur. Daha lezzetli olabilmesi için de içine bir iki tane yumurta kırılır. Sonra küçük küçük kesilerek yuvarlak yapılır. İçi oyulur. Daha önce hazırlanan karni tür köfte içi köftenin içine doldurularak yuvarlak yuvarlak yapılarak tencereye konur. Köfte için soğan küçük küçük doğranır içine nar daneleri veya suda haşlanmış pirinç doldurulur, karıştırılır sonra yağda kavrulur üzerine biber dökülerek köftenin içine konur. Suda haşlatılır. Tabaklara dizilerek üzerine yağ dökülür. Her evde mutlaka her haftada bir defa yapılır bunun için adına hafta direği denmiştir.
HAZÜT (Hez) DOLMASI: Yağlı et iyice çekilir. Pirinçle karıştırılır, iyice yoğrulur. Kelem (Lahana) suda iyice suda haşlandıktan sonra ufak ufak parçalara bölünür. Pirinçle karıştırılmış etin üzerine sonradan sımak ekilir. Lahanaların içine konularak sıkım sıkım yapılır. Çömleklere (Toprak Tencere) konularak haşlanır. Tabaklara dizilir üzerine yağ dökülerek yenir.
KIRÇİKLİ KELEM DOLMASI: Yağlı et bir miktar bulgurla karıştırılarak iyice yoğrulur. Suda haşlanmış lahana yapraklan ufak parçalara ayrıldıktan sonra etleri içine küçük küçük doldurulur. Sıkılarak tencereye doldurulur. Her sırada bir daha önce hazırlanan domates, biber, soğan, maydanoz gibi sebzeler de küçük küçük doğranarak sıraların arasına doldurulur. Tencere dolunca su haşlanır. Sahanlara doldurularak üzerine yağ serpilir.,
TETER HELVASI: Pekmez iyice kaynatıldıktan sonra içerisine bol miktarda yağ dökülür. Sonra içerisine ekmekler ufak doğranır, iyice piştikten sonra sahanlara doldurularak yenir.
KIRÇİK: Salatalık kabukları yazdan kurutulur. Suda temizce yıkandıktan sonra tavaya bırakılarak yağda kavrulur. İçerisine soğan, biber gibi maddeler de ekilir. Üzerine işkene serpilir. (Yoğurt su ile karıştırılarak içerisine yağ ve sarımsak ekilmesidir). Karıştırılarak yenir.
KEŞKEK: Nohut ve den suda iyice haşlanır, bir tencereye konur. Başka bir tencerede hazırlanan ve pişirilen et bunun üzerine konur. Soğan, biber gibi maddeler de ufak ufak doğranarak üzerine ekilir. Bolca yağ karıştırılarak kaynatılır. Kaynatıldıktan sonra tabaklara doldurulur. Keşkek hakkında halk şöyle bir tekerleme söylemiş; keşkek yerken kim bu sözü bir çırpıda söyleyemezse o bir ziyafet verir.
HERSE: Kemiklerinden ayıklanmış et güzelce suda haşlanır. Başka bir kap da den (suda haşlanarak hazırlanmış buğday) sıcak suda iyice kaynatılır. Eti kaynayan denin üzerine dökülür. Sonra etle den iyice karıştırılır. Daha sonra üzerine bolca yağ dökülerek sahanlara doldurulur.
MIRTOĞE: Un yağla iyice karıştırılır, üzerine bir kaç tane yumurta kırılır ve karıştırılarak iyice piştikten sonra tabaklara konur.
CAVBELEK: Bulgur unu suda iyice pişirilir, kurut (kurutulmuş yoğurt) veya sade yoğurt ayran yapılarak üzerine dökülür, sarımsakla soğan da küçük küçük doğranarak karıştırılır. İyice piştikten sonra kaplara koyulur.
HELİMAŞİ: Nohut ile den suda iyice haşlandıktan sonra, başka bir kapta hazırlanan kemikleri sıyrılmış et parçalan bunun üzerine dökülür, ayrıca mercimek, soğan da ekilerek iyice karıştırılır. Etler ile maddeler halim haline gelince üzerine yağ serpilerek tabaklara doldurulur.
JAĞ: Dağlarda yetişen bir bitkidir. Yazın toplanır. Turşu gibi tenekelerde veya başka kaplarda tutulur. Kışın tavaya biraz yağ dökülerek içinde pişirilir, üzerine bir kaç tane yumurta kırılır unla karıştırılır, iyice piştikten sonra kaplara konur.
GÜLÜK: İlkbaharda dağlarda görülür, çok nefis bir pancardır. Bu da suda haşlanarak yendiği gibi, yumurtalısı ve pirinçle de pişirilerek yemek yapılır.
KENGER: İlkbaharda dağlarda yetişir. Suda yendiği gibi yumurtalısı da yapılır.
SIPİDAK: Buda bir pancardır, suda haşlanır üzerine yoğurt serpilir ve yumurtalısı da yapılır.
UÇKUN: İlkbaharda dağlarda çıkar. Çok lezzetlidir. Bunun için bir hikâye vardır. Lokman hekim Muşa gelir bakar ki herkes lahana yiyor. Kendi kendine burası benim yerim burada çok hasta olur der. Ancak bahar olur bakar ki çarşıya uçkun gelmiş bunu görünce derdini bulan dermanını da bulmuş, der.
KAK: Her türlü meyve ufak ufak kesilerek güneşte kurutulur, bunlar meyve olarak yendiği gibi yemeklerde de kullanılır.
mus.gov.tr
Yorumlar
Yorum Yap