17 Ocak Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 17. günü
Olaylar
![]()
Ordu hareketleri
II. Körfez Savaşı 1991
- 1299 - Osmanlı İmparatorluğu'nu, Oğuzlar'ın Kayı boyuna mensup Osman Gazi; Söğüt ve Domaniç civarında, Anadolu Selçuklu Devleti'nin obası ve kendisine uçbeyliği olarak tahsis ettiği bölgede bağımsızlık ilan ederek kurmuştur.
- 1377 - XI. Gregorius, Roma şehrine ulaşır ve Papalık makamını Avignon'dan Roma'ya tekrar getirir.[2]
- 1595 - Fransız Din Savaşları sırasında, Fransa kralı IV. Henri İspanya'ya savaş ilan etti.[3]
- 1685 - Viyana'da ilk kafe Johannes Diodato tarafından açıldı.
- 1819 - Simón Bolívar, Kolombiya Cumhuriyeti'ni ilan etti.
- 1851 - Şirket-i Hayriye kuruldu.
Şirket-i Hayriye, 1854'ten 1945'e kadar Boğaziçi'nde yolcu ve yük taşımacılığı yapan vapurculuk anonim şirketi.[1]
17 Ocak 1851'de Reşid Paşa'nın desteği ve dönemin padişahı Abdülmecid'in onaylamasıyla kuruldu. Şirketin özelliği Osmanlı'da kurulan ilk anonim ortaklık olmasıydı. Şirketin kuruluş Nizamnamesi Mecelle sahibi, Türk Hukuk ve Edebiyat adamı Ahmet Cevdet Paşa tarafından hazırlandı. Galatalı banker Manolaki Baltazzi İngiltere'den yandan çarklı 6 vapur birden ısmarladı. Vapurların Türkiye'ye gelmesi 1854'ü buldu. İlk zamanlarda Tersane-i Amire vapurlarıyla aralarında rekabet olmaması için yalnız Eminönü ile Boğaz köyleri arasında sefer yapma hakkı verilen şirket, ilk seferini Üsküdar'a yaptı.
Şirketin zaman içinde 77 vapuru oldu. Bunlardan 66 tanesi İngiltere'de, 6 tanesi Fransa'da, 2 tanesi Almanya'da, 1 tanesi Hollanda'da, 2 tanesi de İstanbul'da Hasköy'de inşa edildi. Şirketin yolcu vapurlarından başka 3 tane de kömür gemisi oldu. Şirket-i Hayriye'nin ilk kaptanlarının hemen hepsi, çoğu Rum olmak üzere gayrimüslimdi. Şirkette Türk olarak ilk kez Beykozlu Rıza Ömer Kaptan çalıştı.
Şirketin Avrupa yakasında; Salıpazarı, Kabataş, Beşiktaş, Ortaköy, Kuruçeşme, Arnavutköy, Bebek, Rumelihisarı (Kayalar), Boyacıköy, Mirgûn (Emirgan), İstinye, Yeniköy, Tarabya, Kireçburnu, Büyükdere, Sarıyer, Yenimahalle, Rumelikavağı, Altınkum.
Anadolu yakasında da; Haydarpaşa, Salacak, Harem, Üsküdar, Kuzguncuk, Beylerbeyi, Çengelköy, Vaniköy, Kandilli, Küçüksu, Anadoluhisarı, Kanlıca, Çubuklu, Paşabahçe, Beykoz ve Anadolukavağı ile Haliç'te, Sütlüce iskeleleri vardı.
Şirket-i Hayriye, 1911'de Trablusgarp Savaşı, 1912'de Balkan Savaşı ve 1914'ten itibaren de I. Dünya Savaşı yıllarında vapurlarının çoğunu ordunun emrine verdi. I. Dünya Savaşı sona erdiğinde toplam 10 vapurunu kaybeden ve 5 vapuru da kullanılmaz hâle gelen Şirket, iflasın eşiğine geldi. Savaşın sonunda elinde ancak 18 tane vapur kalan Şirket-i Hayriye, ancak devlet yardımıyla ayakta kalabildi.
Cumhuriyet'in ilanından sonra, 1944'te bütün vapurları, Hasköy'deki fabrikası, taşınır ve taşınmaz mal varlıklarıyla satın alınarak devletleştirildi. Vapurları ve mal varlığı Şehir Hatları'na devredildi. 15 Ocak 1945'te çıkarılan 4517 sayılı yasayla, Şirket-i Hayriye, fiilen ortadan kalktı; Türkiye Denizcilik İşletmeleri adını aldı.
- 1875 - Karaköy-Beyoğlu arasındaki Tünel işletmeye açıldı. Tünel, 1863'te Londra'da hizmete giren yer altı toplu taşıma sistemlerinden sonra inşa edilen, dünyanın en eski 2. yer altı toplu taşıma sistemidir.
F2 (Karaköy – Beyoğlu) Tarihi Tünel Füniküler Hattı
Tünel'in Karaköy istasyonu girişi
Genel bilgiler Durum İşletmede Sahibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yer Beyoğlu, İstanbul, Türkiye İlk - Son durak- Karaköy
- Beyoğlu
Güzergâh haritası
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
![]()
Tünel veya resmî adıyla F2 (Karaköy – Beyoğlu) Tarihi Tünel Füniküler Hattı, İstanbul'un Beyoğlu ilçesinde yer alan ve Karaköy ile İstiklal Caddesi'ni birbirine bağlayan tarihi yeraltı füniküler hattıdır. 1863 yılında hizmete giren Londra Metrosu'nun ardından dünyanın en eski ikinci, Türkiye'nin ise ilk yeraltı raylı toplu taşıma sistemidir.[1]
1871 yılında inşasına başlanan ve 17 Ocak 1875 tarihinde "Metropolitan Railway of Constantinople" adıyla hizmete giren hat, 573 metre uzunluğundadır. Galata (Karaköy) ile Pera (Beyoğlu) arasındaki dik yokuşu tırmanma zorluğunu ortadan kaldırmak amacıyla inşa edilen Tünel, 1910 yılında elektrikli sisteme geçiş sürecine başlamış, 1971 yılında ise tamamen yenilenerek lastik tekerlekli sisteme dönüştürülmüştür.[2]
Tarihçe
Osmanlı Dönemi ve Kuruluş
19. yüzyılın ikinci yarısında, dönemin finans ve ticaret merkezi olan Galata ile sosyal hayatın kalbi ve yabancı elçiliklerin bulunduğu Pera (Beyoğlu) arasındaki ulaşım, %24[kaynak belirtilmeli] gibi oldukça dik bir eğime sahip olan Yüksekkaldırım Yokuşu üzerinden sağlanmaktaydı. Günde ortalama 40.000 kişinin kullandığı bu yokuş, yayalar için yorucu olduğu gibi ticari malların taşınması için de büyük bir engel teşkil etmekteydi.[3]
1867 yılında İstanbul'u turist olarak ziyaret eden Fransız mühendis Eugène-Henri Gavand, bu iki nokta arasındaki insan akışını gözlemleyerek, iki merkezi birbirine bağlayacak asansör tipinde bir demiryolu projesi geliştirdi. Gavand, projesini Osmanlı hükûmetine ve Padişah Abdülaziz'e sundu. 10 Haziran 1869 tarihinde imzalanan ferman ile Tünel'in inşası ve işletilmesi imtiyazı 42 yıllığına Gavand'a verildi.[4]
Gavand, Fransa'daki Prusya işgali nedeniyle finansman sorunu yaşayınca Birleşik Krallık sermayesiyle "Metropolitan Railway of Constantinople from Galata to Pera" şirketini kurdu. 30 Haziran 1871 tarihinde inşaat çalışmaları başladı. İnşaat sürecinde yaşanan istimlak sorunları ve teknik zorluklara rağmen tünel kazısı 1874 yılında tamamlandı. Deneme seferlerinde, halkın yeraltı ulaşımına karşı olası korkusunu yenmek ve güvenliği kanıtlamak amacıyla vagonlarda eşya ve hayvanlar taşındı.[1]
Tünel, 17 Ocak 1875 tarihinde yerli ve yabancı davetlilerin katıldığı görkemli bir törenle hizmete açıldı. İlk dönemlerde enerji, 150 beygir gücündeki iki buhar makinesiyle sağlanmaktaydı. Vagonlar ahşaptı ve aydınlatma gaz lambalarıyla yapılıyordu.
Cumhuriyet Dönemi ve Modernizasyon
Tünel şirketi, 1911 yılında imtiyazlarını "Dersaadet Mülhakatından Galata ve Beyoğlu Beyninde Tahtelarz Demiryolu" (İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri) adlı çok uluslu konsorsiyuma devretti. 1939 yılında ise Millî Korunma Kanunu çerçevesinde 2.500.000 TL bedelle millileştirilerek İETT Genel Müdürlüğü'ne devredildi.[5]
II. Dünya Savaşı yıllarında bazı malzemelerin temin edilememesi nedeniyle zaman zaman kesintiye uğrayan işletme, teknolojisinin eskimesi üzerine 1968 yılında kapsamlı bir yenileme çalışması için kapatıldı. Fransız bir firma tarafından yürütülen çalışmalar sonucunda sistem tamamen elektrikli hale getirildi ve vagonlar lastik tekerlekli modern metal setlerle değiştirildi. Yenilenen Tünel, 2 Kasım 1971'de tekrar hizmete açıldı.[6]
2007 yılında, İstanbul'un deprem riskine karşı tünel yapısı güçlendirilmiş ve istasyonlar restore edilmiştir.
Teknik Özellikler
Tünel hattı, tek tüp içerisinde işleyen karşılıklı iki vagonun, hattın ortasındaki karşılaşma bölgesinde (makas) birbirini teğet geçmesi prensibine dayalı bir füniküler sistemidir.
- Hat uzunluğu: 573 metre
- Tünel boyutları: 6,7 metre genişlik, 4,9 metre yükseklik
- Kot farkı: Karaköy ve Beyoğlu istasyonları arasında yaklaşık 61,55 metre
- Eğim: %2 ile %15 arasında değişmektedir.[kaynak belirtilmeli]
- İstasyon sayısı: 2
- Araç sayısı: 2
- Vagon kapasitesi: Tek seferde maksimum 170 yolcu
- Yolculuk süresi: Ortalama 102 saniye (yaklaşık 1,7 dakika)
- Hız: Azami 22 km/sa (İşletme hızı)
- Hat açıklığı: Standart (1435 mm) – Lastik tekerlekli sistem ile beton yol üzerinde hareket eder.
- İşletme saatleri: 07.00 - 22.45
- Günlük yolcu sayısı: 24.000 yolcu/gün
- Günlük sefer sayısı: 300
- Sefer sıklığı: 5 dakika
İstasyonlar
Ayrıca bakınız: İstanbul Füniküleri istasyonları listesi
Sıra İstasyon İlçe Aktarma Tür Notlar 1 Beyoğlu BeyoğluGüzergâh şeması
![]()
Görseller
-

1922 tarihli haritada Tünel güzergâhı
-

Karaköy İstasyonu girişi
-

Beyoğlu İstasyonu bekleme alanı
-

Beyoğlu Füniküler İstasyonu'nda bekleyen bir füniküler aracı
-

Eski bir füniküler aracı
-

Beyoğlu Füniküler İstasyonu'nda bekleyen bir füniküler aracı
-

Tünel'den bir görünüm
-

Beyoğlu Füniküler İstasyonu'nda bekleyen bir füniküler aracı
-
Karaköy'den Beyoğlu'na süren 2 dakikalık yolculuk
Tarihi çizimler[7]
-

Projenin orijinal kitapçığının kapağı (1867)
-

Tünel'in iki istasyonu arasındaki kot farkını gösteren basit bir çizimi
-

Tünel kesit planı (Gavand çizimi)
-

Trenin orijinal hali
-

Buhar makinesi
-

Tünelin detaylı çizimi
- 1909 - Fenerbahçe ile Galatasaray ilk kez karşılaştı; FB:0, GS:2
- 1917 - ABD, Virgin Adaları karşılığında Danimarka'ya 25 milyon dolar ödedi.[5]
- 1923 - Mustafa Kemal Paşa'nın İzmit'te düzenlediği ilk basın toplantısı, sabaha karşı sona erdi.
- 1945 - SSCB ve Polonya birlikleri Varşova'ya girdi.
- 1946 - BM Güvenlik Konseyi ilk toplantısını yaptı.
- 1955 - Nükleer enerjiyle çalışan ilk denizaltı olan, ABD'ye ait "USS Nautilus (SSN-571)" suya indirildi.
- 1960 - Yahya Kemal Müzesi açıldı. Müze Fatih Külliyesi'nin Baş Kurşunlu Medresesi'nde bulunuyor.
- 1961 - Kongo Başbakanı Patrice Lumumba öldürüldü.
- 1964 - Londra Konferansı'nda Kıbrıs Türk toplumunu temsil eden Rauf Denktaş konuştu. Rauf Denktaş, federal yönetime gidilmezse, ayrı bir hükûmet kuracaklarını açıkladı.
- 1971 - Ortadoğu Teknik Üniversitesi Rektörü Erdal İnönü'nün evinin önüne dinamit atıldı.
- 1984 - Dolandırıcılıktan yargılanan Abidin Cevher Özden (Banker Kastelli) beraat etti.
- 1984 - Türkiye Büyük Millet Meclisinde Yerel Seçim Yasası kabul edildi.
- 1987 - Bülent Ecevit, Siyasi Partiler Kanunu'na aykırı davranmaktan 11 ay 20 gün hapse mahkûm edildi. 12 Eylül Darbesi'nden sonra Bülent Ecevit hakkında 80, Süleyman Demirel hakkında 55 dava açılmıştı.
- 1990 - Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) milletvekillerinin hazırladıkları Güneydoğu Anadolu Araştırma Raporu açıklandı.
- 1990 - Yazar Aziz Nesin, kendisine "vatan haini" dediği gerekçesiyle Cumhurbaşkanı Kenan Evren aleyhine tazminat davası açtı.
- 1991 - Veliaht Prens Harald, babası Norveç Kralı V. Olav'ın ölmesi üzerine V. Harald olarak tahta çıktı.
- 1991 - 2. Körfez Savaşı, müttefik uçaklarının Irak ve Kuveyt'teki hedefleri vurmalarıyla başladı. Irak, misilleme olarak İsrail'e 8 adet Scud füzesi yolladı.
- 1994 - 21 Ocak'ta fırlatılması planlanan ilk Türk uydusu Türksat 1A'yı taşıyacak Arien füzesi arızalandı. Fırlatma işlemi 10 gün ertelendi.
- 1995 - Avrupa Parlamentosu, Saharov Ödülü'nü cezaevinde bulunan eski DEP milletvekili Leyla Zana'ya verdi.
- 2000 - İstanbul'da bir villaya operasyon düzenlenmesi sonucunda çıkan çatışmada, Hizbullah elebaşı Hüseyin Velioğlu ölü ele geçirildi. Genişletilen operasyonda, mezar evler ortaya çıkarıldı ve çok sayıda Hizbullah mensubu yakalandı.
- 2006 - Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Mehmet Ali Ağca'nın tahliye kararının, yazılı emir yoluyla bozulması istemini içeren başvurusunu Yargıtay'a gönderdi.
- 2012 - KKTC'nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, son yolculuğuna uğurlandı. Kıbrıs'taki Selimiye Camii'nde kılınan cenaze namazı ardından top arabasına yüklenen naaşı, gökkuşağının altından geçerek Cumhuriyet Parkı'ndaki anıt mezara defnedildi.
Doğumlar
- 1342 - II. Philip, Burgonya Dükü (ö. 1404)
- 1504 - V. Pius, 1566-1572 yılları arasında papalık yapmıştır (ö. 1572)
- 1647 - Elisabeth Hevelius, ilk kadın astronomlardan biri (ö. 1693)
- 1921 - Cavit Orhan Tütengil, Türk sosyolog ve akademisyen (ö. 1979)
![]()
Muhammed Ali (1942-2016)
- 1925 - Selçuk Yaşar, Türk iş insanı
- 1940 - Umur Bugay, Türk senarist, oyuncu, yönetmen ve yazar (ö. 2019)
- 1942 - Muhammed Ali, Amerikalı boksör (ö. 2016)
- 1949 - Anita Borg, Amerikalı bilgisayar bilimci (ö. 2003)
- 1955 - Pietro Parolin, İtalyan kardinali
- 1956 - Faruk Çelik, Türk siyasetçi
- 1959 - Müfit Kayacan, Türk oyuncu ve tiyatro yönetmeni
- 1969 - Tarık Mengüç, Türk şarkıcı ve söz yazarı
- 1972 - Yelda Reynaud, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu
- 1993 - Ömer Çiçek, Türk futbolcu
Ölümler
- 356 - Antonios, Hristiyan manastır sisteminin babasıdır (d. 251)
- 395 - I. Theodosius, Roma İmparatoru (d. 347)
- 1041 - I. Mesud, Gazne Devleti sultanı (d. ?)
-

I. Mesud adına kesilmiş bir sikke.
I. Mesud (Farsça: سلطان مسعود غزنوی) (d. 998 – ö. 17 Ocak 1041), 1031-1041 yılları arasında hüküm süren Gazne Devleti sultanıdır.
Gazneli Mahmut 30 Nisan 1030 tarihinde öldükten sonra, hanedan üyeleri tarafından 33 yaşındaki Gazneli Muhammed tahta geçirildi.[1] Muhammet tahta geçer geçmez sarayda bazı anlaşmazlıklar çıkmış ve bazı komutanlar ve köleler Mesut'un yanına kaçmıştı. Bu sırada İsfahan'da bulunan Mesut'a babasının ölüm haberi, 26 Mayısıs 1030'da ulaşmıştı. Kardeşiyle yapacağı taht mücadelesi için ülkenin batı kısmını vekiline bırakarak Rey'e geldi.[2] Kardeşine bir mektup yollayan Mesut, kardeşinin vekili olmak ve hutbelerle paralarda kendi adının da zikredilmesini istedi. Ancak, Muhammet bu istekleri kabul etmedi.[3]
Abbasi halifesi El-Kadir ve Horasan orduları kumandanı gibi makam sahibi olan kişilerin de kendini hükümdar olarak tanıdığını haber alan Mesud, Karahanlı hükümdarının da desteğini almış ve babası Gazneli Mahmut devrinde ülkeden kovulan Türkmenlerin geri gelmesine izin vermiştir.[4] Gazneli Muhammet, sultan oluşundan 4 ay sonra, kardeşinin üzerine yürüdü. Ordu komutanları Rey'e ulaşmadan, Muhammet'e artık Sultan Mesut'a tâbi olduklarını bildirdiler ve Muhammet'i yol üzerindeki bir kaleye hapsettiler.[1]
Gazneli Muhammed'i hapseden komutanlar, Ekim 1030'da Gazneli I. Mesud'un adına hutbe okuttular ve bunun üzerine Mesut hükümdar oldu. Gazneli Sultan Mesud, ilk iş olarak hapiste bulunan kardeşi Muhammet'in gözlerine mil çektirdi.[5][6] Sonra, amcası Yusuf'u Kusdar valisi olarak görevlendirdi. Mesut'un Belh'te bulunduğu sırada Kirman'dan gelen casuslar, bu bölgenin karışıklık içerisinde olduğunu belirttiler. Sistan'a komşu olması yönüyle stratejik bir konuma sahip olan Kirman, 1031 yılında kesin olarak Gazneli hâkimiyetine alındı.[7]
Karahanlılar'la 1032'de yaptığı Debusiye Savaşı'nda üstünlük sağlayamayan Mesud, Gazneli Mahmud'un oğlu olduğunu iddia eden Ahmet Yınaltegin'i öldürtmüş[8] ve Selçuklulara karşı birtakım seferler düzenlemiştir. 24 Mayısıs 1040'taki Dandanakan Savaşı'nı kaybetmesinin ardından Hindistan'a gitmeye karar veren Mesut, oğlunu ve devlet hazinesini de yanına alarak Hindistan yoluna çıktı. Ancak, Türk ve Hint gulâmlarının yoldayken ayaklanması sonucu Mesut'un kardeşi Gazneli Muhammed, 21 Aralık 1040'ta ikinci kez Gazne sultanı ilan edildi ve Mesut hapse atıldı. Sonra da 17 Ocak 1041'de bu kalede öldürüldü.[9][10]
- 1168 - Thierry, Flandre kontu (d. 1099)
- 1229 - Rigalı Albert, Alman piskopos (d. 1165)
- 1345 - Martino Zaccaria, 1314 - 1329 Sakız Adası Dükü
- 1369 - I. Peter, Kıbrıs kralı (d. 1328)
-
I. Peter
Andrea di Bonaiuto: Peter I
Kıbrıs Kralı Hüküm süresi 1358–1369 Önce gelen IV. Hugh Sonra gelen II. Peter Doğum 9 Ekim 1328
Lefkoşa, Kıbrıs Ölüm 17 Ocak 1369 (40 yaşında)
Lefkoşa, Kıbrıs Eş(ler)iEschive de Montfort
(e. 1342; ö. 1350)Éléonore d'Aragon (e. 1353)
Çocuk(lar)ı II. Peter
Margaret, Trablus Kontesi Hanedan Poitiers-Lüzinyanlar Babası IV. Hugh Annesi Alice d'Ibelin Dini HristiyanPeter I (9 Ekim 1328 - 17 Ocak 1369) babasının tahttan çekildiği 24 Kasım 1358'den öldüğü 1369 yılına kadar Kıbrıs Kralı ve hak olarak elinde tuttuğu Kudüs Kralı. IV. Hugh'un ikinci oğlu, onun ikinci karısı Alice d'Ibelin'in ilk oğludur.[1] Ayrıca 1346'da gençken Trablus Kontu unvanını aldı. Kıbrıs Kralı olarak bazı askeri başarılar elde etti, ancak üç şövalyesi tarafından öldürülmesiyle sonuçlanan iç anlaşmazlıklar nedeniyle planlarının çoğunu tamamlayamadı.
Peter, 24 Kasım 1359'da Lefkoşa'daki Santa Sophia Katedrali'nde Limasol piskoposu Guy d'Ibelin tarafından Kıbrıs Kralı olarak taç giydi.[2] 28 Haziran 1342'de, Eschive de Montfort ile evlendi (ö. 1350'den önce).[3] 1353'te Éléonore d'Aragon ile evlendi (1333 - 26 Aralık 1416, Barselona ve oraya gömüldü).[4] Peter, 1347'de Kudüs'ün geri alınmasına adanmış şövalye Kılıç Tarikatı'nı kurdu.[5]
Çocukları
Peter ve karısı Éléonore'un 3 çocuğu oldu.
- II. Peter (1357-13 Ekim 1382): 1369-1382 yılları arasında Kıbrıs kralı
- Marguerite (1360-1397): Lüzinyanlı Jean'in oğlu olan kuzeni Jacques ile evlendi. 4 çocukları oldu.
- Eschive
- 1468 - İskender Bey, Arnavutların ulusal kahramanı (d. ?)
Başlığın diğer anlamları için İskender (anlam ayrımı) sayfasına bakınız.
İskender BeyArnavutça: Gjergj Kastrioti Skënderbeu Dominus Albaniae (Arnavutluk Lordu)
Leş Birliği Hükümdarı
İtalyan ressam Cristofano dell'Altissimo'nun yaptığı İskender Bey tablosu
Hüküm süresi 28 Kasım 1443 – 17 Ocak 1468 Sonra gelen II. Con Kastrioti Doğum Gjergj Kastrioti6 Mayısıs 1405
Sinë Ölüm 17 Ocak 1468 Eş(ler)i Andronika Arianiti Çocuk(lar)ı II. Con Kastrioti Hanedan Kastrioti Hanedanı Babası Yuvan Kastrioti (Con) Annesi Voysava Tripalda Dini Yetiştirilme: Doğu Ortodoks
1423: İslam
1443: Roma Katolik Arnavutluk tarihi
![]()
Antik Çağlar
İliryalılarAmantini Boyu
Taulantii Boyu
Albanoi Boyu
Enchele Boyu
Ardiaei Boyu
Orta Çağ
Arnavutluk Krallığı
Arnavut prenslikleriArnavutluk Prensliği
Arbanon Prensliği
Leş Birliği
Kastrioti Ailesi
Narda Despotluğu
Bizans döneminde Arnavutluk
Bulgar Arnavutluk'u
Sırp Arnavutluk'u
Venedik Arnavutluk'u
Yeni Çağ
Osmanlı döneminde ArnavutlukArnavut paşalıkları
İskender Bey Ayaklanması
Arnavutluk'un İslamlaşması
Yakın Çağ
Arnavut beylerinin katledilmesi
1833-1839 Arnavut İsyanı
Derviş Cara Ayaklanması
Arnavut millî uyanışı
Prizren Birliği
Manastır Kongresi
1910 Arnavut İsyanı
Arnavutluk Bağımsızlık Bildirgesi
Arnavutluk Geçici Hükûmeti
Arnavutluk Prensliği
Arnavutluk Cumhuriyeti
Arnavutluk Krallığı
II. Dünya Savaşı'nda Arnavutlukİtalyan Arnavutluk'u
Alman Arnavutluk'u
Komünist Arnavutluk
Arnavutluk Cumhuriyeti
Diğer Konular
Arnavutluk'un askeri tarihi
Arnavutluk tarihi kronolojisi
İskender Bey (Osmanlıca: اسکندر بگ, Arnavutça: Gjergj Kastrioti, Skënderbeu, Skënderbej; 1405 veya 1403-1404[1] - 17 Ocak 1468, Leş), Arnavutların ulusal kahramanı. Arnavutluk'un feodal hanedanlıklarından Kastriyota Hanedanı'ndandır. Babası Con, Gergi'yi Osmanlı sarayına rehin olarak gönderdi. Edirne'de II. Murad'ın hizmetinde bir içoğlanı eğitimi gören Gergi Müslüman oldu ve İskender adını aldı.[2] Osmanlı sarayına alındığı zaman 18-19 yaşlarındaydı. Osmanlı'da önemli askerî hizmetlerde bulundu, Anadolu ve Rumeli seferlerine katıldı. 1443 yılında Morava Muharebesi sırasında kaçıp sancak beyi olduğunu ilan eden sahte bir fermanla Kroya kalesini ele geçirdi, Hristiyan oldu. 1468'de ölümüne kadar Osmanlı Devleti'nin Arnavutluk'ta yerleşmesine karşı mücadele etti.[1]
İsmi
Osmanlıca kaynaklarda Yuvan oğlu İskender Bey olarak bilinirdi. İskender Bey, çok sayıda Latin ve Bizans kaynağında Georgius Castriotus Scanderbegh olarak anılmaktadır.[3] Soyadı ise Kastrioti, Castriota, Castriottis veya Castriot olarak değişmektedir. Bu isim, Kuzey Arnavutluk'un Debre bölgesindeki Kastriot kentinden gelmektedir.[4] Osmanlı döneminde kendisine verilen İskender Bey ismi çeşitli dillerde dönüşerek farklı şekillerde söylenmiştir.
Hayatı
![]()
Kastrioti ailesinin simgesi
1405 yılında büyük babasının mülkiyetindeki iki köyden birisi olan Sinë'de dünyaya geldi. Hristiyan-Katolik olan babası, Arnavutluk topraklarında derebeyi olan Gjon Kastrioti idi. Hakim olduğu bölgeler arasında Mat, Merdita ve Debre bölgeleri bulunmaktaydı. Hristiyan-Katolik annesi ise, bugün Kuzey Makedonya toprakları içinde bulunan Polog bölgesinden gelme bir prensestir. Dokuz kardeşin en küçüğü olan İskender'in ağabeyleri Stanişa, Repoş ve Kostandin, ablaları ise Mara, Yelena, Ancelina, Vlayka ve Mamitsa'dır.
Gençliği
Arnavutluk topraklarındaki Akçahisar bölgesini denetimi altında tutan Yuvan Kastrioti, 1421 yılında Osmanlı Padişahı II. Murad'a yenildikten sonra Osmanlı egemenliğini kabul eder. Bu dönemde Kastrioti ailesinin bağlılığını sağlayabilmek için ailenin oğulları rehine olarak Osmanlı Sarayı'na verilir. İskender Bey, en az üç yıl Osmanlı sarayında rehine olarak bulunmuştur. Arnavutluk topraklarındaki varlığına dair ilk yazılı bilgi 1426 yılına aittir.
Osmanlı ordusunda
1430 yılında Yuvan Kastrioti Osmanlı hakimiyetine baş kaldırsa da Evrenosoğlu İshak Bey komutasındaki Osmanlı birliklerine yenilir ve toprakları iyice küçülür. 1431 yılında ise İskender Bey, II. Murad komutasındaki seferlere sipahi olarak katılmaya başlar. 1437 yılında subaşı rütbesiyle Akçahisar zeametinin yöneticisi olur. Bu dönemde dokuz köylük bir tıMar sahibidir. İskender Bey, savaş alanında gösterdiği başarı sayesinde yükselerek vali oldu. Bu sıralarda 5.000 kişilik bir süvari birliğine sahiptir. Arnavutluk topraklarında Osmanlı Valisi olarak bulunduğu zamanda babasının eskiden hakim olduğu toprakla temasını koparmayarak Arnavut asilleriyle ilişkisini sürdürdü. İskender Bey, kardeşi Repoş (1431) ve babası Con'un (1437) ölümünün ardından hayatta kalan kardeşi Stanişa ile birlikte Kastrioti bölgesindeki toprakları miras yoluyla devraldı. İtalya'daki Denizci cumhuriyetler Ragusa ve Venedik ile iyi ilişkiler kurmaya çalıştı. 1432-36 yıllarında bölgedeki diğer Arnavut asillerinin Osmanlı egemenliğine karşı düzenlediği ayaklanmaya katılmayarak padişaha bağlı kalır.[5] 1443 yılına kadar özellikle Hünyadi Yanoş'a karşı Osmanlı Avrupa seferlerine katılır. Bu dönemde Debre'ye sancak beyi atanır.
Arnavutluk direnişçisi
İlk dönem
1443 yılında İskender Bey, II. Murad egemenliğine Niş Muharebesi sırasında baş kaldırmayı uygun görmüştür. İçinde bulunduğu Osmanlı ordusunun Hünyadi Yanoş komutasındaki Macar ordusuna yenildiğini gören İskender Bey, beraberindeki 300 kişilik Arnavut birliğiyle savaş meydanından ayrıldı. Doğrudan Akçahisar'a giderek 28 Kasım 1443 tarihinde sultandan Akçahisar valisine gönderilen bir mektupta tahrifat yaparak şehrin denetimini ele aldı. Civar bölgeleri de topraklarına katmak için Yorgo Brankoviç ve Stefan Crnojević'in hakimiyetindeki topraklara saldırdı. Bölgede hatırı sayılır sayıda kale ve geniş toprak sahibi olduktan sonra İskender Bey, İslamiyeti reddettiğini ve ailesi ile ülkesinin intikamını almak için başkaldırdığını ilan etti. Ayaklanmanın sembolü olarak da üzerinde çift başlı kartal olan kızıl bayrağı seçti.[6]
Leş Birliği
Ana madde: Leş Birliği
2 Mart 1444 tarihinde İskender Bey, bölgedeki tüm Arnavutluk prenslerini bir araya getirerek Leş Birliği'ni kurmayı başarır. Arnavutlar arasında bu dayanışma sayesinde İskender Bey hem bölgedeki egemenliğini artıracak, hem de nispeten büyük bir ordu meydana getirip kaleler inşa edebilecektir. İskender Bey, Osmanlılara karşı gerilla taktikleriyle saldırarak dağlık bölgeyi kendisi için bir avantaja çevirir. Hakimiyetinin ilk yıllarında yaklaşık 10.000 ila 15.000 askere komuta etse de tüm Arnavut topraklarında sarsılmaz bir denetimi bulunmaktadır.
29 Haziran 1444 Debre bölgesinde yaşanan Torvioll Muharebesi'nde İskender Bey komutasındaki Leş Birliği ordusu 25.000 kişilik Osmanlı ordusuyla karşı karşıya gelir. İskender Bey bu muharebede kazandığı zaferle hem bölgedeki varlığını sağlamlaştırdı, hem de Osmanlı tehdidiyle karşı karşıya olan Avrupa devletlerine kendisini tanıtmış oldu. İzleyen iki yıl boyunca Leş Birliği orduları 1445 yılında Prizren yakınlarında savaşılan Mokra Muharebesi'nde ve 1446 yılında savaşılan Otonete Muharebesi'nde Osmanlı Ordularını yenecektir.
Venedik ile ilişkiler
Arnavutluk ayaklanması sırasında Venedik Cumhuriyeti İskender Bey'i desteklemiştir. Venediklilerin desteğinin ardındaki sebep, Arnavutluk bölgesinin Osmanlılarla aralarında tampon bölge olması ve Venedik topraklarına saldırıları engellemesidir. Leş Birliği'nin kurulduğu topraklar eskiden Venedik denetiminde olmasına rağmen birliğin varlığı Venedik tarafından onay görmüştür. Ancak İskender Bey'in giderek güçlenmesi ve Venedik topraklarını tehdit etmesi, iki ülke arasındaki ilişkileri gerginleştirir. Danye Kalesi'nin mülkiyeti üzerine çıkan çatışma, 1447-1448 Arnavutluk-Venedik Savaşı'nın patlak vermesine yol açar. Venedikliler, İskender Bey'i tahttan düşürmeye veya öldürmeye çalışsalar da başarılı olamazlar. Aynı zamanda iki cephede hem Venedik, hem de Osmanlılarla savaşmak zorunda kalan İskender Bey yenilmez ve Venedik, barış önermek durumunda kalır.
4 Ekim 1448 tarihinde imzalanan antlaşma sonrasında Danye Kalesi Venediklilerde kalsa da Drin Nehri çevresindeki bölgeler Arnavutluk topraklarına katılır. Ayrıca antlaşmaya göre Venedik, İskender Bey'e 1400 düka altın vergi verecektir. Bu dönemin ardından İskender Bey, Kosova bölgesindeki Hünyadi Yanoş birliklerine destek vermek üzere yola çıkar. Venedik ile mücadelesi sırasında İskender Bey, kendisi gibi Venedik düşmanı olan Aragon kralı V. Alfonso ile yakın ilişkiler kurar.
Osmanlılara karşı
İskender Bey, 1448 yılındaki II. Kosova Muharebesi'ne katılmamıştır. Bu dönemde II. Murad ile müttefik olan Yorgo Brankoviç tarafından engellenmiştir. Kaybedilen muharebenin ardından İskender Bey kuvvetleri, Osmanlı tarafında yer alan Brankoviç'in topraklarını yağmalamıştır.
Napoli Krallığı
1448 yılında V. Alfonso, hakimiyeti altındaki Napoli Krallığı'nda çıkan ayaklanmayı bastırmak için güvenilir birliklerine ihtiyaç duyar. Bunun üzerine yardım için İskender Bey'e başvurur. İskender Bey, Demetrios Reres komutasında bir Arnavut birliğini bölgeye gönderir. Ayaklanmayı kolayca bastıran Arnavut kuvvetleri İtalya'ya yerleşir. Reres ise Kral Alfonso tarafından Calabria bölgesine vali olarak atanır. Bir yıl sonra 1449 yılında başka bir Arnavut birliği, adanın işgal edilmesine karşı Sicilya'ya gönderilir.
Yakıp yıkma taktiği
Ana maddeler: Yakıp yıkma taktiği ve Akçahisar Kuşatması (1450)
1448 yılında Osmanlı padişahı II. Murad ve oğlu II. Mehmed komutasındaki ordu, Kocacık (Svetigrad) kalesini kuşatır. Kaledeki Arnavut garnizonu Osmanlı saldırılarına dayanırken İskender Bey komutasındaki diğer birlikler de kuşatmayı sürdüren birlikleri rahatsız etmeye çalışır. Uzun süren kuşatma ve düşman topraklarındaki Osmanlılara karşı başarıyla uygulanan yakıp yıkma taktiği sonucu savaşan taraflar yenişemez. Sonuçta yapılan antlaşmaya göre kale Osmanlılara terk edilecek, ancak kaledeki birliklerin Arnavut topraklarına geçmesine izin verilecektir.
Svetigrad'ın alınmasından iki yıl sonra 1450 yılı Temmuz ayında II. Murad, yine oğlu II. Mehmed ile birlikte bölgeye gelerek 100.000 kişilik bir orduyla Akçahisar'ı kuşatır. İskender Bey, yine yakıp yıkma taktiğiyle Osmanlıları erzaksız bırakır ve levazım birliklerine saldırır. Kuşatma altındaki Arnavut kalesi başarıyla Osmanlı saldırılarını püskürtür ve büyük kayıp verilmesine sebep olur. Kuşatma sırasında Osmanlı ordusuna yiyecek ve iaşe sağlayan Venedikli tacirlere yapılan Arnavut saldırısı, iki ülke arasındaki ilişkileri daha da gerer. Venediklilerden iaşe sağlayamayan Osmanlılar, Eylül ayına gelindiğinde hâlâ kaleyi ele geçirememiş durumdadır. Kaleyi düşüremeyeceğini anlayan II. Murad Ekim ayında kuşatmayı kaldırarak Edirne'ye döner. Birkaç ay sonra Şubat 1451'de ölecek ve yerine 1481 yılına kadar tahtta kalacak olan II. Mehmed geçecektir.
Egemen
![]()
Berat Kalesinin günümüzdeki durumu
İskender Bey, Osmanlı hükümdarı II. Murad'ın saldırılarını püskürtmüş olsa da yakıp yıkma taktiği ve hasadın verimsiz olmasından dolayı Arnavut topraklarında açlık baş göstermekteydi. İskender Bey bu durum karşısında V. Alfonso'dan yardım talep edecek ve iki taraf arasında 26 Mart 1451 tarihli Gaeta Antlaşması imzalanır.[7] Antlaşmaya göre Osmanlı tehlikesine karşı Alfonso'nun desteğini alan İskender Bey Aragon hanedanının bir vâsalı olur. İskender Bey Arnavutluk toprakları üzerinde ailesinden gelen ayrıcalıklarını koruyacak ve Alfonso'dan yıllık 1500 düka altın almaya devam edecektir.
İskender Bey 21 Nisan 1451 günü Ortodoks Ardenitsa Manastırında Donika Kastrioti ile evlenir. Donika, önemli Arnavut asillerinden Cerc Arianiti'nin kızıdır.
1450 yılındaki Akçahisar kuşatmasını izleyen beş yıl boyunca Arnavutluk toprakları sakindir. Yeni Osmanlı padişahı II. Mehmed Bizans İmparatorluğu'nun geriye kalan kısımlarını ele geçirmekle meşguldür. Ancak buna rağmen 1452 yılında bir çarpışma yaşanmış ve Arnavut topraklarına gönderilen Osmanlı Ordusu İskender Bey tarafından püskürtülmüştür. İskender Bey ile Dukagin ailesi arasında süregelen çatışmalar ise Papa V. Nicholas tarafından sonlandırılır, iki taraf uzlaştırılır.
Berat Kuşatması
Ana madde: Berat Kuşatması (1455)
1455 yılında yaşanan Berat Kuşatması yeni Osmanlı sultanıyla İskender Bey arasındaki ilk karşılaşma olarak değerlendirilebilir. Kuşatma Leş Birliği için mağlubiyetle sonuçlanacaktır. İskender Bey Berat Kalesini aylarca kuşatmış ve Osmanlı garnizon komutanıyla teslim şartları üzerinde anlaşmıştır. Bundan sonra İskender Bey kuşatmayı gevşetecek ve bölgeden ayrılacaktır. Osmanlılar kuşatmanın zayıflatıldığını görünce İshak Bey komutasında bir destek süvari birliği gönderecektir. Bu taktik hata sonrasında Arnavut kuşatmacıların neredeyse tamamı öldürülecektir.
Berat başarısızlığı bazı Arnavut asillerinin Leş Birliğine dair olumsuz tutum almalarına yol açmıştır. Bunlardan Moisi Arianit Golemi Osmanlı tarafına geçmiştir. 1456 yılında 15 bin kişilik bir Osmanlı Ordusunun başında Arnavutluk'a dönse de Oranik Muharebesi'nde mağlup olur. İskender Bey'den af dileyen Moisi Arianit Golemi yeniden Arnavutluk saflarına geçer.[8]
Albulena Muharebesi
Ana madde: Albulena Muharebesi
![]()
Albulena Muharebesini resmeden 16.yüzyıla ait bir kabartma
1457 yılında diğer bir Arnavut asili ve İskender Bey'in yakın akrabası olan Hamza Kastrioti Osmanlı saflarına geçer.[9] Aynı yıl 70 bin Osmanlı Ordusu Arnavutluk ayaklanmasına tamamen son verme umuduyla harekete geçer. İshak Bey komutasındaki Osmanlı Ordusunda Hamza Kastrioti de bulunmaktadır. Osmanlı Ordusu günümüzde Kurbin ilçesinde bulunan Laç kenti yakınlarında kamp kurar. Sürekli geri çekilen ve düşmanın Arnavut topraklarını yağmalamasına izin veren İskender Bey Osmanlı kampına 2 Eylül günü baskınla saldırır. Osmanlılara ağır zayiat verdiren bu saldırı sonucunda yaklaşık beş yıl boyunca sürecek barış dönemine girilir. Hamza Kastrioti esir edilerek Napoli'ye gönderilir.
Avrupa sahnesinde
![]()
İskender Bey'in İtalya seferi
Ana madde: İskender Bey'in İtalya seferi
Albulena Muharebesindeki zaferden sonra İskender Bey ile Papa III. Callixtus arasındaki ilişkiler yakınlaşır. Osmanlılara karşı verilen mücadelede Kutsal Makam komutanı ilan edilir. Ayrıca Athleta Christi payesine layık görülür.[10] 27 Haziran 1458 tarihinde V. Alfonso ölünce yerine tahta geçen oğlu I. Ferdinand'a bağlılığını bildirir. Ancak kraldan destek almaktan çok onun iktidarda kalmasına yardım edecektir. Sürekli ayaklanmalarla boğuşan kral Ferdinand 1460 yılında İskender Bey'den yardım talebinde bulunur. İskender Bey, kendisini krala karşı kendi saflarına çekmek isteyen Otranto Prensi Giovanni Antonio Orsini'nin teklifini geri çevirir ve Aragon ailesine sadakat yemini ettiğini vurgular. 1461 yılı Ağustos ayında 1000 süvari ve 2000 piyade ile Puglia'ya çıkartma yapar. Barletta ve Trani kentlerinde Giovanni Antonio Orsini birliklerini mağlup eder. Bu sayede kral Ferdinand'ın tahtını güvenceye aldıktan sonra Arnavutluk'a döner. Kral Ferdinand, İskender Bey'e bu dönemdeki başarılarından sonra Trani Kalesini ve Monte Sant'Angelo ile San Giovanni Rotondo kentlerinde toprak verir.
Son yılları
İskender Bey Arnavutluk'a döndüğünde topraklarına doğru üç Osmanlı Ordusunun yaklaşmakta olduğunu öğrenir. Sinan Paşa komutasındaki ilk orduyu Mokra'da, Hüseyin Bey komutasındaki ikinci orduyu Ohri'de ve üçüncü orduyu da Üsküp yakınlarında yener. Bu durumda İskender Bey Leş Birliği üyelerinin de baskısıyla II. Mehmed ile 10 yıllık bir barış antlaşması Üsküp'te 1463 yılı Nisan ayında imzalanır.
Bu dönemde 1463-1479 Osmanlı-Venedik Savaşı başladığından dolayı Venedik'in İskender Bey'e bakışı ve tutumu tamamen değişir. İskender Bey'i çok değerli bir müttefik olarak gören Venedikliler 20 Ağustos 1463 tarihinde iki ülke arasında barış antlaşması imzalarlar. Antlaşmaya göre Arnavutluk karasularında Venedik donanmasının bulunmasına izin verilirken, Venediklilerin Osmanlılarla yapacakları herhangi bir antlaşmada Arnavutluk bağımsızlığının garanti edileceği karar altına alınır.
Osmanlılara karşı yeni bir haçlı seferi girişiminde bulunan Papa II. Pius 1464 yılı Ağustos ayında ölünce Ohri'de Osmanlılara saldırmış olan İskender Bey yalnız kalır. 1465 yılı Nisan ayındaki Vaikal Muharebesi'nde Balaban Paşa İskender Bey'e karşı pirus zaferi olarak tanımlanabilecek bir galibiyet alır. Savaşta yenilen Osmanlılar çok önemli Arnavut asillerini ele geçirmeyi başarır. Esir edilen asiller arasında Moisi Arianit Golemi, Vladan Gjurica başta olmak üzere 19 asil subay bulunur. Bu kişiler derhal Kostantiniyye'ye gönderilir. İskender Bey'in II. Mehmed'e yaptığı rehine değişimi veya fidye önerileri geri çevrilir, asiller işkencelerle öldürülür.[kaynak belirtilmeli]
Aynı yıl iki yeni Osmanlı Ordusu Arnavutluk topraklarına saldırır. İskender Bey İkinci Vaikal Muharebesi'nde Balaban Paşa'yı sonra da Yakup Bey komutasındaki diğer destek birliğini de Tiran yakınlarında yener. Arnavutluk asillerine yapılan işkencenin de etkisiyle tüm Osmanlı savaş esirleri öldürülecektir.[kaynak belirtilmeli] 1466 yılında II. Mehmed bizzat 30 bin kişilik ordusunun başında Arnavutluk'a gelir, babası II. Murad'ın 16 yıl önce tamamlayamadığı Akçahisar kuşatmasını yeniden başlatır. Kenti koruyan 4400 kişilik garnizonun başında Arnavut Prensi Tanuş Topia bulunmaktadır. Aylarca süren zorlu kuşatmanın ardından II. Mehmed kentin alınamayacağına karar vererek Kostantiniyye'ye döner. Ancak kuşatmayı devam etmesi için Balaban Paşa'yı orada bırakır. Sonraki kuşatmalara destek amacıyla İl-basan adında bir kale inşa ettirir.[11] Kuşatma sürmekteyken İskender Bey mali destek sağlamak için İtalya'ya gider. Döndüğünde 1467 yılı Nisan ayında Leka Dukagin ile birlikte önce bölgedeki Osmanlı birliklerine sonra da Krujë kuşatmasını sürdüren Balaban Paşa'ya saldırır. Kuşatma kırılacak ve muharebe sırasında Balaban Paşa da Cerc Aleksi adındaki bir arkebüzcünün ateşi sonucu öldürülecektir. Duruma hakim olan İskender Bey, Osmanlılar tarafından inşa edilen İlbasan kalesini kuşatır. Yine sefere çıkmak durumunda kalan II. Mehmed Elbasan kuşatmasının iptal edilmesini sağlasa da üçüncü kez kuşattığı Akçahisar'ı yine ele geçiremez.
Her yıl yenilenen Osmanlı saldırıları sonucu Arnavut halkı çok büyük kayıplar vermektedir. Ülkenin ekonomisi ise çökmüş durumdadır. Bu sorunların yanı sıra asillerin topluca öldürülmeleri İskender Bey'in Arnavut asilleri arasında yeni bir toplantı çağrısı yapmasına yol açar. Leş Birliğinin yeni stratejisinin belirleneceği bu dönemde İskender Bey sıtmaya yakalanacak ve 17 Ocak 1468 günü ölecektir.
Sonrası
İskender Bey'in ölümünden sonra Venedik Akçahisar ve diğer kalelerin korunması için yardım talebinde bulunmuş ve talep Leş Birliği tarafından kabul edilmiştir. Akçahisar 1477 yılında dördüncü kez Gedik Ahmed Paşa tarafından kuşatılmıştır. 16 Haziran 1478 tarihine kadar süren bu son kuşatmaya II. Mehmed de katılmış, şehir teslim alınmıştır. 1479 yılında İşkodra'nın da Osmanlıların eline geçmesiyle beraber Venedik'in Arnavutluk'taki etkisi çok sınırlandırılmıştır.
İskender Bey sayesinde Napoli Kralı olarak kalabilen Ferdinando İskender Bey'in ölümünü ardından ailesine koruma sağlamış ve Arnavut asillerine İtalyan topraklarında barınma imkânı vermiştir. Osmanlılardan kaçan Arnavutlar bugün İtalya'daki Arbıreş toplumunun kaynağı olarak gösterilmektedir.
Osmanlılar eline geçen son Arnavut kalesi bir yıllık kuşatmanın ardından 25 Nisan 1479 tarihinde düşen İşkodra olur. Osmanlı egemenliğine karşı direniş İskender Bey'in oğlu II. Con Kastrioti tarafından sürdürülse de başarısız olur. 1492 yılında Labırya'daki ayaklanma yeni Osmanlı padişahı II. Bayezid tarafından bizzat bastırılır. 1501 yılında İskender Bey'in torunu II. Cerc Kastrioti ile Progon Dukagin yaklaşık 200 silahlı askerle Lezhë'de bir ayaklanma başlatmaya çalışsalar da başarısız olurlar.
Ailesi
Castrioti Scanderbeg olarak adlandırılan İskender Bey'in ailesi Arnavut toprakları Osmanlılar tarafından işgal edilince Napoli Krallığı topraklarına göç eder. Burada vasal olan aileye Lecce bölgesinde Galatina ve Soleto toprakları verilir. İskender Bey'in oğlu II. Con Kastrioti, Sırp despotu Lazar Brankoviç'in kızı Irene Brankovic Palaiologina ile evlenir. Bu aile aynı zamanda Bizanslı Paleologos Hanedanının da son temsilcilerindendir.
Güney İtalya'da bulunan İskender Bey ailesinin iki kolu günümüze kadar gelmiştir. Bu kollar İskender Bey'in torununun çocukları Pardo Castriota Scanderbeg ve Achille Castriota Scanderbeg'den gelir. Aile İtalyan asilleri arasında kabul edilir ve Hospitalier Şövalyeleri Nişanına sahiptir. Kökenlerini bu aileye dayandıranlar arasında Arnavut lider Avlonyalı İsmail Kemal Bey bulunmaktadır.
Geleneği
İskender Bey tarihsel olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun batıya doğru genişlemesini geciktiren en büyük engellerden birisi olmuştur.[12] Bu sayede yaklaşan Osmanlı ordularına karşı Batı Avrupa devletleri önlem alabilmiştir. İskender Bey'in ayırt edici özelliği çok sınırlı bir ekonomik ve toplumsal kaynakla çok uzun bir süre (yaklaşık 25 yıl) 15. yüzyılın en büyük askerî gücüne direnmesindedir. Askeri alanın yanı sıra siyasi, diplomatik alanlarda da başarılı olmuştur. İskender Bey'in Osmanlı boyunduruğuna karşı mücadelesi 19. ve 20. yüzyıldaki Arnavut milliyetçiliğinin gelişmesinde ve ulusal bağımsızlık arayışında simge bir isim olmuştur. II. Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyasının işgali altında kalan ülkede destek arayışında olan Almanlar İskender Bey'in adı verilen 21. SS Waffen Dağcı Tümeni "Skanderbeg" Waffen-SS tümeni kurulmuştur.[13] Günümüzde onun adını taşıyan birçok anıt, müze ve yerleşim yeri bulunmaktadır.
-
Roma'daki İskenderbey Sarayı
-

Akçahisar'daki İskender Bey Müzesi
-

Eski Selimiye Camii olan Leş'deki İskender Bey mozolesi
-

İskenderbey Waffen-SS Tümeni arması
- 1598 - I. Fyodor, Rus Çarı (d. 1557)
- 1886 - Abdüllatif Suphi Paşa, Osmanlı devlet adamı ve yazar (d. 1818)
- 1890 - Władysław Taczanowski, Polonyalı bilim insanı (d. 1819)
- 1932 - Ahmet Derviş, Türk asker ve Türk Kurtuluş Savaşı komutanlarından (d. 1881)
-
Ahmet Derviş
1322-P.26[1]
Doğum
1884
Selanik, Osmanlı Devleti Ölüm 17 Ocak 1932 (48 yaşında)
İstanbul, Türkiye Bağlılığı
Osmanlı (1906-1920)
Türkiye (1920-1932)
Hizmet yılları
1906-1932
Rütbesi
Ferik
Komutası
Hicaz Tümeni Kurmay Başkanı, 61. Tümen Kurmay Başkanı
1. Süvari Grubu, 7. Tümen, 11. Tümen, Genel Dağıtım Bölümü, Askeri Okullar Müfettişi, 11. Tümen, İstanbul Merkez Komutanlığı, Bursa Özel Komitesi, 1. Tümen, Berlin Askeri Ataşesi, 1. Kolordu, Milli Savunma Bakanlığı Müsteşarı, Yargıtay Askeri Mahkemesi üyesi Çatışma/savaşları Trablusgarp Savaşı
Balkan Savaşları
I. Dünya Savaşı
Türk Kurtuluş Savaşı Ödülleri

Devlet Büyükleri Anıt Mezarlığı'nda Ahmet Derviş'in kabri.
Ahmet Derviş (1881, Selanik - 17 Ocak 1932, İstanbul), Türk asker.
1906 yılında Harp Okulu'nu bitirdi. Trablusgarp Savaşı, Balkan Savaşları ve I. Dünya Savaşı'na katıldı. 1920 yılında Anadolu'ya geçti. 1930 yılında Ferik rütbesine terfi etti. 1. Kolordu Komutanlığı ve Millî Savunma Bakanlığı Müsteşarlığı görevlerini yürüttü. 17 Ocak 1932 tarihinde öldü. Naaşı, 1988 yılında Ankara'daki Devlet Mezarlığına nakledildi.
Gümüş İftihar Madalyası, Harp Madalyası, Afgan İstiklâl Nişanı ve İstiklâl Madalyası sahibidir.
Mustafa Kemal Atatürk, Nutuk'ta Derviş Paşa, geceleri de yürüyerek, Afşar'da özellikle Gediz'de Ethem Kuvvetlerinin gerilerine doğru yönelttiği korkunç vuruşlarla Ethem, Tevfik ve Reşit kardeşleri bocalattı. Kuvvetlerinin toplanmasına zaman bırakmadı. şeklinde bahsetmektedir.
- 1944 - Sait Köknar, Türk tiyatro sanatçısı (d. 1901)
- 1946 - I. Benjamin, İstanbul Ortodoks Patrikhanesinin, 266. Ekümenik Patriği (d. 1871)
- 1954 - İsmail Habib Sevük, Türk eğitimci ve edebiyat tarihçisi (d. 1892)
- 1954 - Leonard Eugene Dickson, Amerikalı matematikçi (d. 1874)
- 1957 - Ratip Aşir Acudoğlu, Türk heykeltıraş (Menemen'de Kubilay Anıtı'nı yapan) (d. 1898)
- 1958 - Mustafa Şekip Tunç, Türk akademisyen ve Türkiye'de modern psikolojinin kurucusu (d. 1886)
- 1985 - Muzaffer Hacıhasanoğlu, Türk yazar (d. 1924)
- 1987 - Hadi Hüsman, Türk siyasetçi ve eski Gümrük ve Tekel Bakanlarından (d. 1904)
- 1991 - V. Olav, 1957'den ölümüne kadar Norveç kralı (d. 1903)
- 1996 - Şoför İdris, Türk işçi önderi ve TKP'li sendikacı (d. 1914)
- 1997 - Clyde Tombaugh, Amerikalı gök bilimci (Plüton'u keşfeden) (d. 1906)
- 1998 - Gökhan Semiz, Türk müzisyen, söz yazarı, besteci, tiyatro sanatçısı ve Grup Vitamin solisti (d. 1969)
- 2000 - Eugène Ehrhart, Fransız matematikçi (d. 1906)
- 2000 - Hüseyin Velioğlu, Türk Hizbullah örgütü ve İlim grubunun siyasi lideri (d. 1952)
- 2003 - İlham Dilman, Türk felsefeci (d. 1930)
- 2005 - Yıldırım Gencer, Türk tiyatro, sinema ve dizi oyuncusu (d. 1936)
-
Yıldırım Gencer
Doğum
Gencer Yıldırımgeç
25 Kasım 1936
Adapazarı, Sakarya, Türkiye Ölüm 17 Ocak 2005 (68 yaşında)
Kuzuluk, Akyazı, Sakarya, Türkiye Milliyet
Türkiye
Meslek
Oyuncu
Etkin yıllar
1962-1995
Yıldırım Gencer, doğum adıyla Gencer Yıldırımgeç, (25 Kasım 1936, Sakarya - 17 Ocak 2005, Sakarya), Türk sinema ve dizi oyuncusudur.[1]
Hayatı
1936'da Adapazarı'nda doğdu. Abhaz, Sadz olan Yıldırım Gencer, Geçba sülalesindendir.
Ressam Sezgin Burak - Ersin Burak kardeşler ve Faruk Geç (Geçoğlu) ile yakın akrabadır. Babası Kuzuluk kaplıcaları ve maden sularının sahibiydi.Galatasaray Lisesi Orta Okul kısmından mezun oldu. Sinemaya 1963'te "Elalem Ne Der" filmiyle başladı. İlk filminin afiş resmini ressam olan akrabası Faruk Geç çizdi. Çok sayıda filmde başrol ve ikinci derece rollerde oynadı. Bazı televizyon dizilerinde de oynadı. Türk sinemasında "kötü adam karakteri" rollerinde tanınan sanatçı; alçak gönüllülüğü, kendine özgü gösterişli yürüyüşüyle ve duruşuyla tanınırdı. Sinema ve dizi filmlerde rol almıştır. Yeşilçamın ilk fantastik filmi karakteri olan Kilink'i canlandıran kişi olmuştur. 1979'da TRT için çekilen Yorgun Savaşçı dizisinde Çerkes Ethem'i canlandırdı. Dizi 12 Eylül Darbesi'nde yakıldı. 10 yıl sonra saklanılmış bir negatifi bulundu. Ardından dizi Halit Refiğ tarafından yeniden düzenlenip yayınlandı.[2] Yıldırım Gencer, son zamanlarında kardeşi Gündüz'ün Kuzuluk'taki evinde yaşamaktaydı. Bir filminde yönetmenlik de yapan sanatçı, 68 yaşında kalp rahatsızlığından yaşamını yitirdi. Kuzuluk mezarlığına defnedildi. Gencer her ne kadar bir dönem Ülkü Özen ile nişanlanmış olsa da adı Perihan Savaş, Nazan Şoray ve Figen Say isimlerle aşk dedikodularına karışmıştır.
- 2013 - Mehmet Ali Birand, Türk gazeteci ve yazar (d. 1941)
-
-
Mehmet Ali Birand
Doğum
Mehmet Ali Birand
9 Aralık 1941
Alman Hastanesi, İstanbul, Türkiye Ölüm 17 Ocak 2013 (71 yaşında)
Amerikan Hastanesi, İstanbul, Türkiye Ölüm sebebi Pankreas kanseri İkamet Anadoluhisarı, Beykoz, İstanbul Meslek Televizyon sunucusu, gazeteci, yazar, yapımcı Etkin yıllar 1964-2013 EvlilikCemre Birand
Çocuk(lar) 1[1] Ödüller
(e. 1971; ö. 2013)- 1976: TÜYAP Kitap Fuarı, "Yılın Yazarı"
- 1987: Avrupa Konseyi, "Yılın Gazetecisi"
- 1993: Lion Kulüpleri, "Melvin Jones Fellow Ödülü ve Fransız Şövalye Nişanı"
Mehmet Ali Birand (9 Aralık 1941, İstanbul - 17 Ocak 2013, İstanbul), Türk gazeteci, yazar, köşe yazarı, haber sunucusu ve televizyon yapımcısıydı.
Birand, Galatasaray Lisesi ve İstanbul Üniversitesi'nde öğrenim gördükten sonra, 1964'te Abdi İpekçi'nin vasıtasıyla Milliyet gazetesinde yazarlık yaptı. Kısa bir dönem gazetenin Genel Yayın Yönetmeni olarak çalıştı. 1985 yılında TRT 1'de yayınlanan 32. Gün programıyla tanındı ve programda Türk ve yabancı devlet görevlilerini, ünlüleri ve siyasetçileri konuk etti. Brüksel'de yaşayan Birand, 1991'de Türkiye'ye geri döndü ve Sabah gazetesinde yazdı. 28 Şubat Süreci sonrasında, Andıç skandalıyla birlikte gazeteden kovuldu ve Show TV'ye taşınan 32. Gün programı da durduruldu. 1997'de CNN Türk'te çalışmaya başladı ve 2005'ten 2009'a kadar Kanal D Ana Haber Bültenini sundu. Ocak 2009'da iki kanalın da Genel Yayın Yönetmeni oldu. Pankreas kanseri olan Birand, geçirdiği ameliyat sonrasında 17 Ocak 2013'te İstanbul'daki Amerikan Hastanesi'nde öldü.
Türkiye'de gazeteciliğin ve sunuculuğun önde gelen isimlerinden biri olan Birand, 1976'da TÜYAP Kitap Fuarı tarafından Yılın Yazarı seçildi. 1987'de Avrupa Konseyi tarafından Yılın Gazetecisi seçildi. Günümüzde İstanbul'un Beykoz ilçesindeki bir caddeye adını vermektedir.
İlk yılları ve özel yaşamı
9 Aralık 1941 gecesi Alman Hastanesi'nde dünyaya geldi.[2] Birand'ın kökeni anne tarafından Elazığ'ın Palu ilçesine,[3] baba tarafından ise Karadeniz Ereğli'ye dayanmaktadır.[4] Birand iki yaşındayken babasını kalp krizi nedeniyle kaybetti.[2] Üç yaşına geldiğinde ise sol bacağına kaynar su döküldü ve bu sebeple toplamda beş ameliyat geçirdi.[5] İlkokulu Erenköy Zihnipaşa'da tamamladı ve 1955'te Galatasaray Lisesinde okumaya başladı. Bu okula, Dışişleri Bakanlığında "küçük bir diplomat" olan dayısının maddi yardımlarıyla gitti.[2] Liseyi 1962'de bitirdi. İstanbul Üniversitesi Filoloji Fakültesinde Fransızca bölümüne girerek eğitimini sürdürdü fakat maddi sorunlardan dolayı devam edemedi.[2]
Birand, 1971'de Milliyet gazetesinde çalışırken, gazetenin kurucusu Ali Naci Karacan'ın oğlu Ercüment Karacan'ın üvey kızı Cemre Güngören'le evlendi..[6][7] Çift, evlendikten sonra Brüksel'e giderek burada yirmi yıl yaşadı.[3] 1977'de Umur Ali adında bir oğlu oldu. Belçika vatandaşlığı da bulunan Birand, ana dili olan Türkçeye ek olarak Fransızca ve İngilizce de bilmekteydi.[8]
Kariyeri
Mesleğe 1964 yılının Temmuz ayında Abdi İpekçi'nin vasıtasıyla Milliyet gazetesinde başladı. 1971'de evlendikten sonra 500 dolar maaşla Brüksel'de Milliyet için çalışmaya başladı ve burada yirmi yıl çalıştı.[2] 1974 Kıbrıs Harekâtı'nın meydana gelmesiyle sürekli Washington, Atina, Strazburg'a (Avrupa Konseyi için) gider oldu. Abdi İpekçi'den sonra kısa bir dönem Milliyet'in Genel Yayın Yönetmenliği'ni yaptı.
1985 yılında TRT 1'de 32. Gün adlı bir aylık haber programını yapmaya başladı. Programda uluslararası ilişkileri ele aldı ve yabancı devlet adamlarını konuk etti. Birand, programı, Avrupa televizyonlarında gördüklerini örnek alarak ve izlediklerinden esinlenerek yaptı.[2] 32. Gün'ün beğenilmesiyle Birand oldukça tanındı.[2] Can Dündar, Mithat Bereket, Çiğdem Anad, Ali Kırca, Deniz Arman, Cüneyt Özdemir, Rıdvan Akar, Musa Çözen, Talip Korkmaz, Sacit Baydar başta olmak üzere birçok muhabir, kameraman ve teknisyen program için çalıştı.
1986 yılında Sovyetler Birliği yetkililerini ve Milliyet'i ikna edip Moskova'da da büro açtı. 1988'de Lübnan'ın Bekaa Vadisindeki PKK kampında Abdullah Öcalan ile röportaj yaptı. Bu röportaj, Türkiye'de Öcalan ile yapılan ilk röportajdı ve Haziran 1988'de yayımlanması sonrası Milliyet gazetesi toplatıldı ve yayımlanması yasaklandı.[2] Daha sonraki yıllarda çeşitli belgeseller çekti.
1991 yılının Haziran ayında Birand, ailesiyle birlikte Türkiye'ye geri döndü. İstanbul'a yerleştikten sonra Milliyet'ten Sabah'a geçti ve 32. Gün programını TRT'den Show TV'ye taşıdı. Fakat 28 Şubat sonrası Sabah'tan kovuldu ve Show TV'deki programı da durduruldu. 1997'de Aydın Doğan, kendisine CNN Türk'ün kuruluşunda görev verdi ve bu dönem, Posta gazetesinde yazmaya başladı. CNN Türk'te Manşet adlı günlük siyasi bir talk show yaptı. 2005'te Kanal D Haber'in Genel Yayın Yönetmeni ve bültenin ana haber sunucusu oldu. Ocak 2009'da hem CNN Türk hem de Kanal D'nin Genel Yayın Yönetmenliği'ni üstlendi.
Tartışmalar
Andıç
Ana madde: Andıç skandalı
"Basın mensupları içinde de örgütün parayla yazdırdığı ya da konuşturduğu çok ünlü kişiler bulunmaktadır. Bazılarını da parayla satın alabileceğini düşünür. Bunlara örgütte eyyamcılar denir. Bunun yanında Ülkede Gündem, Özgürleşen Yurtsever Gençlik, Evrensel, Özgür Halk, Demokrasi, Emek gibi basın organları da örgütün finanse ettiği kuruluşlardır. Doğu Perinçek ve Mehmet Ali Birand'ın Öcalan ile görüşmesi ona Türk basınında kapıların açılmasına neden olmuştur. Öcalan, bana para karşılığında konuşan ya da yazanlar arasında Mahir Kaynak, Mahir Sayın, Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand ve Yalçın Küçük'ün isimlerini söyledi."
26 Nisan 1998 tarihli Sabah gazetesinde yer alan ve sonradan yalan olduğu ortaya çıkan Şemdin Sakık'ın ifadelerinden bir kısmı[9]
1998'de yakalanan PKK'nın üst düzey yöneticilerinden Şemdin Sakık'ın soruşturma zaptına, yalan ifadeler eklenerek basına sızdırılmasıyla Andıç Olayı ortaya çıktı. Çevik Bir ve Erol Özkasnak'ın gönderdiği sahte belgeye göre Sakık ifadesinde bazı gazetecilerin ve sivil toplum kuruluşlarının "para karşılığı PKK’ya destek verdikleri" iddia etmişti. Bu gazeteciler arasında Birand'ın adı da geçti. Birand, bu konu hakkında hazırladığı Son Darbe: 28 Şubat adlı belgeselindeki anlatımına göre, 24 Nisan günü dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, "andıç" denilen belgeyi imzaladı. Amaç, Şemdin Sakık'ın ifadeleri ile "can sıkan" gazeteci, siyasetçi, iş adamlarını yıpratmaktı. Belgeselde anlatılan sürece göre söz konusu kişiler önce yıpratılacak ardından haklarında dava açılacaktı.[10] Belgeselde anlatılanlara göre yıpratılmak istenen kişi ve kurumların isimleri Sakık'ın ifadesine eklendi. Planın bir sonraki aşamasında Hürriyet ve Sabah gibi gazetelerde "şok ifadeler" başlığında verilen Sakık'ın ifadelerinde içinde Birand'ın da yer aldığı bazı gazeteciler hedef tahtasına konuldu. Bu olayla birlikte Birand, Sabah'tan atıldı ve 32. Gün programı Show TV'de askıya alındı.[11] Bu manşetlerden bir süre sonra Sakık mahkeme karşısına çıkarıldı ve gazetelerde kendisine atfen çıkan "itirafları" reddetti, hiçbir zaman bu yönde itiraflarda bulunmamıştı.[12] Konuya açıklık getiren ilk bilgiler, Sabah gazetesi köşe yazarlarından Can Ataklı'dan geldi. Ataklı, Öküz dergisine verdiği uzun röportajda, 28 Şubat sürecinde Sabah'ın ve öbür büyük gazetelerin verdiği "haberlerin yüzde doksanının yalan" olduğunu söyledi ve "Dönemin çok güçlü bir generali, bu haberlerin konulmaması durumunda gazeteyi batırma tehdidinde bulunmuştu." cümlelerini sarf etti.[12] 21 Ekim 2000 tarihinde Yeni Şafak gazetesi yazarı ve Fazilet Partisi (FP) milletvekili Nazlı Ilıcak, "Çevik Bir'in güçlü eylem planı" adlı bir köşe yazısı yazdı.[13] Yazısında, Çevik Bir'in Şemdin Sakık'ın ifadesinden istifade ederek Cengiz Çandar ve Mehmet Ali Birand gibi gazetecilerin yıpratılması talimatını verdiği, hatta icap ederse aynı pakete Yavuz Gökmen, Altan kardeşler vb.nin de konulmasını tavsiyesini verdiğini yazdı.[13] 1 Kasım 2000'de Ilıcak bu kez milletvekili sıfatıyla bir basın toplantısı düzenledi ve elindeki belgenin fotokopisini basın mensuplarına dağıttı.[12] Aynı gün akşam saatlerinde Genelkurmay'dan yapılan açıklamada, böyle bir belgenin hazırlandığı kabul edildi ama uygulamaya konduğu reddedildi.[12]
TRT davası
"Rusya'nın bozkırlarından Arabistan'ın çöllerine kadar gitmediğimiz yer kalmadı. Faturanın işlemediği hatta bilinmediği yerlerde resmî muamelenin aradığı usule uygun şekilde nasıl belge bulabilirdik? (...) Dönemin bazı güvenlik kuvvet temsilcilerinin adalet mekanizması üstündeki "ikna yeteneklerini" kullanmaları, medyada bizi seven (!) bazı yazarların desteği sayesinde 17. Asliye Ceza Mahkemesi hiç oralı olmadı ve kararını verdi. Beş yıl içinde kuruma verdiğimiz 4.400 belgeden (2 milyar 600 milyonluk harcama) TRT'nin usulsüz diye iddia ettiği 440 tanesinden gerekene uymayan altısını (64 milyon TL-9.573 dolar) suç niteliğinde buldu ve yasadaki en düşük cezayı 11 aylık hapis cezasını 3,5 milyon Türk lirasına çevirip tecil etti. Böylece Azerbaycan, Tacikistan ve Irak çöllerindeki çekimler için aldığımız ancak usule uygun bulunmayan 64 milyon TL'lik altı fatura yüzünden suçlu bulunduk."
Birand'ın TRT davasında kendini savunan görüşleri[14]
TRT için 32. Gün programını hazırladığı dönemde sahtecilik ve dolandırıcılık iddiası ile hakkında açılan kamu davasından yargılandı ve hüküm giydi. Olayı ortaya çıkaran TRT Teftiş Kurulu raporunda Birand'ın kurumu uğrattığı zarar, 2 milyon Belçika Frangı, 4 milyon 650 bin İtalyan Lireti, 104.100 Fransız Frangı, 34.600 Amerikan doları, 28.400 İngiliz Sterlini, 35.360 Avusturya Şilini, 1.558 Alman Markı, 310 İsviçre Frangı olarak belirlenmiştir.[8][15] Ankara 17. Asliye Ceza Mahkemesi'nin Esas 1994/1315 sayılı kararıyla TRT'yi dolandırmaktan 11 ay 20 gün hapis cezası almıştır.[4] Cezası Yargıtay tarafından da onanan Birand, TRT'nin zararını geri ödemiş ve aldığı hapis cezası paraya çevrilmiştir. Hakkında aynı suçtan açılan ikinci bir davada, mahkemece suçu sabit görülmekle birlikte zaman aşımı nedeniyle dava düşmüştür.[8][15]
Ölümü

Anadolu Hisarı Mezarlığı'ndaki kabri
Bir süre önce pankreas kanserine yakalanan Mehmet Ali Birand, hastalığı ile ilgili bir seri ameliyat geçirmiş ve kemoterapi görmüştü.[3] Tedavisinin bir parçası olarak safra kesesindeki stentlerin değiştirilmesi için gittiği Amerikan Hastanesinde yapılan ameliyat sonrasında 17 Ocak 2013 tarihinde 71 yaşında öldü. Sabah saatlerinde medya tarafından verilen ölüm haberi, oğlu ve tedavi gördüğü hastane tarafından yalanlanmış ve Birand'ın yoğun bakım altında olduğu açıklanmıştır.[19] Ancak oğlu Umur Birand saat 19.00'a doğru yaptığı basın açıklaması ile Birand'ın, 18.29 sıralarında öldüğünü açıklamıştır.[20][21] Birand'ın cenazesi, 19 Ocak 2013'te Doğan TV Center'da yapılan törenin ardından Teşvikiye Camisine getirildi ve burada yapılan cenaze töreninden sonra Anadolu Hisarı'ndaki aile kabristanında toprağa verildi.[22][23]
Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, ölümü sonrası Birand için "Renkli kişiliği, kendine has üslubu, cesareti, bilgisi, tecrübesi, başarılı meslek kariyeri, yetiştirdiği değerli gazeteciler ve Türkiye'nin önemli meseleleri konusunda açık sözlülükle savunduğu fikirleriyle sevilen, sayılan, yeri doldurulamayacak bir gazeteci ve haberciydi." ifadelerini kullandı.[24] Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Birand'ın geriye bıraktığı eserleriyle daima seçkin ve saygın bir gazeteci olarak hatırlanacağını söyledi.[25] CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Halkın doğru haber alma ve gerçekleri öğrenme hakkı çabasıyla, hayaliyle dünyamızdan ayrılan Mehmet Ali Birand’ın hayalinin bir gün gerçekleşmesi dileğiyle..." sözlerini kullandı.[26] MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Birand için "Gelişen olaylar karşısında, bu olaylara farklı bakan görüşleri de halka iletmeyi görev edinen ama kendi yorumunu da hür bir şekilde yapan bir gazeteciydi." ifadelerini kullandı.[26] BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Birand'ın Türkiye'nin ezberini ilk bozan gazeteci olduğunu belirtti.[26]
Doğan Holding Onursal Başkanı Aydın Doğan, Kanal D Haber Bülteni'ne canlı bağlanarak Birand'ın ölümüyle ilgili "Bana göre Türk basını büyük bir haberciyi kaybetti. Hem basın hem televizyon dünyası... Yeni yetişenler hep Mehmet Ali Birand'ı habercilikte, başarıda örnek alacaklar." dedi.[27] Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, Birand'ın ölümü sonrası "Türkiye gerçek bir tarafsız düşünce insanını, Türk medyası kendi başına bir ekol yaratmış duayen bir gazeteciyi kaybetti." sözlerini dile getirdi.[26]
Birand için 19 Ocak 2013 Cumartesi günü önce saat 10.00'da Yüzyıl, Bağcılar'daki Kanal D binası önünde devlet cenaze töreni düzenlendi. Ardından cenaze öğle namazına müteakip Teşvikiye Camii'nde getirildi ve cenaze Birand'ın vasiyeti gereği Anadolu Hisarı Mezarlığı'ndaki aile kabristanlığına getirililerek burada toprağa verildi. Birand'ın naaşına Umre ziyareti esnasında giydiği ihramı ve Mekke'den getirdiği umre toprağı örtüldü.
Anısına
İstanbul'un Beykoz ilçesinde belediye meclisi kararıyla Kavacık, Anadolu Hisarı ve Kanlıca'da yer alan Çiftlik Caddesi'nin adı "Mehmet Ali Birand Caddesi" olarak değiştirilmiştir.
- 2014 - Beliğ Beler, Türk siyasetçi (d. 1925)
- 2020 - Rahşan Ecevit, Eski Başbakan Bülent Ecevit'in eşi, Demokratik Sol Parti ile Demokratik Sol Halk Partisi'nin kurucusu ve ilk başkanı (d. 1923)
- 2023 - Ümit Hassan, Türk bilim insanı (d. 1943)
Yorumlar
Yorum Yap