22 Ocak Tarihte Bugün Miladi takvime göre yılın 22. günü
Olaylar
- 871 - Basing Savaşı: Danimarkalı istilacı Vikingler, Anglosaksonları (Anglosakson Kralı: Ethelred of Wessex) Basing'de yendi.
- 1517 - Osmanlı ordusu, Ridaniye Savaşı'nda Memluk ordusunu yendi. Bu savaşın ardından, halifelik Osmanlılara geçti.
-
Ridâniye Muharebesi
--
-
Ridâniye Muharebesi
Osmanlı İmparatorluğu'nun Yakın Doğu'daki savaşları
Tarih
22 Ocak 1517
Bölge
Ridâniye, Mısır
SonuçKesin Osmanlı zaferi
- Mısır'ın Osmanlıların eline geçmesi ve Memlüklerin yıkılması
- Hilâfetin Osmanlılara geçmesi
Osmanlı İmparatorluğu
Memlûk Sultanlığı
Komutanlar ve liderler
Yavuz Sultan Selim
Şehsüvaroğlu Ali Bey
Hadım Sinan Paşa (ölü)
II. Tomanbay
Canberdi Gazâlî
Sadi Bey (ölü)
Güçler
20.000[1][2]
20.000
Kayıplar
4.000[3]
4.000
Ridâniye Muharebesi, 22 Ocak 1517 yılında Osmanlı Devleti ile Memlûk Sultanlığı arasında geçen muharebedir. Muharebeyi I. Selim komutasındaki Osmanlı ordusu kazanmıştır.Muharebe öncesi
1516'da I. Selim, ordusuyla Memlûk Sultanlığı'na karşı Suriye ve Mısır seferine çıktı. Suriye'de Memlûklu hükümdarı Kansu Gavri komutasındaki Memlûk ordusuna karşı 24 Ağustos 1516'da Mercidabık Muharebesi'ni kazanan I. Selim komutasındaki Osmanlı ordusu Halep, Hama, Humus ve Şam'ı teslim aldı. Ardından Lübnan emirleri de Osmanlı hakimiyetini kabul etti. 21 Aralık 1516'da Sadrazam Hadım Sinan Paşa komutasındaki Osmanlı ordusu, Han Yunus Muharebesi'nde Memlûklu emirlerinden Canberdi Gazâlî'yi yenerek yoluna devam etti. I. Selim, Kudüs'ü teslim alıp ziyaret ettikten sonra Osmanlı ordusu Gazze'ye yöneldi.
Muharebe
Mercidabık Muharebesi'nden sonra Memlûk Sultanlığı'nın başına geçen Tomanbay; Osmanlı hakimiyetini kabul etmediği gibi, barış teklifi için gelen Osmanlı elçisini de öldürtmüştü. I. Selim, ordusuyla birlikte Sina Çölü'nü 13 gün içinde (3 Ocak-16 Ocak) geçerek, Ridâniye'de Memlûk Ordusu ile karşılaştı.
Ridâniye'de yeni Memlûk Sultanı Tomanbay, Venedikliler'den top ve silah alarak kuvvetli bir savunma hattı kurmuştu. Memlûk Ordusu'na, El-Mukaddam Dağı'nın etrafını dolaşarak güneyden saldıran I. Selim, bu manevra sayesinde Memlûk Ordusu'nun yönleri sabit olan toplarını etkisiz hale getirdi.
Memlûk Sultanı Tomanbay, çok büyük çabalarla yaptığı savaş hazırlıklarına rağmen, 22 Ocak günü Ridâniye Muharebesi'ni kaybetmekte olduğunu anlayınca en cesur askerleri ile bir birlik kurup Osmanlı komuta merkezine bir baskın düzenledi. Sultan Selim'in otağı sandığı veziriazamın çadırına girdi ve Veziriazam Sinan Paşa öldürüldü. Bu suikast baskınının da istenen hedefi bulmaması sonucu, Tomanbay savaş alanından çekildi. Böylece 22 Ocak 1517'de Ridâniye Zaferi kazanıldı.
Sonuçları
Ridâniye Muharebesi çok kesin bir sonuç vermekle beraber savaşının stratejik hedefi olan Mısır'ın fethi hemen mümkün olmamıştır. Çünkü Memlûklular büyük bir direniş göstermişlerdir. Kahire'yi hiç zayiat ve şehrin sosyal ve ekonomik hayatına zarar vermeden ele geçirmek niyetiyle 25 Ocak'ta Selim direniş göstermeden teslim olan bütün Memlûkluların affedileceğini ilan etmişti. Fakat Tomanbay ve ona yakın Memlûklu komutanları gerilla tipi direniş organize etmeye başladılar ve bu nedenle Kahire ancak üç gün süren çok şiddetli sokak savaşlarından sonra ele geçirilebildi. Şehir kısmen yıkıldı ve binlerce kişi öldü. 4 Şubat 1517'de I. Selim törenle Kahire'ye girdi ve "Yusuf Nebi Tahtı"na oturdu. Memlûklular, Nil deltasında ve Yukarı Mısır'da direnişe devam ettiler. Fakat fazla zaman geçmeden Osmanlı güçleri bu direniş merkezlerini bertaraf edip Tomanbay'ı yakalamayı başardılar. Tomanbay, 13 Nisan 1517'de Kahire kale kapısında asılarak idam edildi.
Bu zaferle birlikte Memlûk Sultanlığı yıkılmış, bütün toprakları Osmanlı egemenliğine girmiştir. Memlûk Sultanlığı tarihe karışmış, Osmanlı Devleti Mısır'a hakim olmuş ve Halifelik Osmanlılara geçmiştir. Mısır'daki Kutsal Emanetler İstanbul'a getirilmiştir. Osmanlı Devleti, Doğu Akdeniz'in ve Baharat Yolu'nun tek hakimi durumuna yükselmiş; Kızıldeniz ve Hint Okyanusuna açılmıştır.
-
-
Hilâfet
Arapça: خِلافة
Ana Halifelikler
- Râşidî Hilâfet
- Emevîler
- Abbâsîler
- Osmanlı Halifeliği
Paralel Halifelikler
- Kurtuba Hilâfeti
- Fâtımîler
- Muvahhidler
- Sokoto Halifeliği
- Şerifî Hilâfet
İlgili Konular
- Emirlik
- İmamlık
- Halifeler listesi
- İslam devleti
- g
- t
- d
İnançlar
- Tevhit (Allah'ın tekliği)
- Peygamberler
- Kutsal kitaplar
- Melekler
- Kader
- Ahiret
- Kıyamet
İbadetler
- Şehadet
- Namaz
- Oruç
- Zekât
- Hac
- Kurban
- Tefekkür
Metinler ve Hukuk
- Kur'an
- Sünnet
- Hadis
- Şeriat
- Fıkıh
- Kelâm
Tarih
- Zaman çizelgesi
- Muhammed
- Ehl-i beyt
- Sahabe
- Dört Halife
- Halifelik
- İmamet
- Dâvah
- İslam'ın yayılışı
Mezhepler
- Sünnilik
- Şiilik
- İbadilik
- Tasavvuf
- Kur'ancılık
- Ahmediye
Kültür ve Toplum
- Eğitim
- Kültürel Müslümanlar
- Hayvanlar
- Sanat
- Takvim
- Çocuk
- Demografi
- Bayramlar
- Camiler
- Kurban
- Felsefe
- Siyaset
- Bilim
- Kadın
- LGBT
Ayrıca bakınız
- İslamcılık
- İslamofobi
- İslam ve diğer dinler
Makale serilerindenİslamcılık
Temelleri
- İslam (tarih)
- Hilâfet
- İslam devleti
- Kültür
- Ekonomi
- Siyaset
- Laiklik
Kavramlar
- İnsan hakları
- İcma
- Cihat
- Hilâfet
- Şeriat
- Şura
- Ümmet
Görünümler
- İslam
- İslamlaşma (Bilgi)
- Cinsiyet ayrımı
- Modernite (İslami modernizm)
- Demokrasi
- Köktendincilik
- Liberalizm
- Milliyetçilik
- Uyanış
- Vahhabilik
Hareketler
- Cemaat-i İslami
- Müslüman Kardeşler
- Millî Görüş
- Hizb ut-Tahrir
- İran İslam Devrimi
- Hadari İslam
- Cihatçı Selefilik
- Taliban
- Hamas
- İslam Devleti
- İslami siyasi partiler
- Humeynizm
Modern Selefîliğin önderleri
- Muhammed bin Abdülvahhab
- Cemaleddin Afgani
- Muhammed Abduh
- Muhammed Reşîd Rıza
- Abdülaziz el-Suud
İslam
Siyasi İslamHilafet veya halifelik (Arapça: خلافة), Arap coğrafyasında dünyanın diğer coğrafyalarındaki krallık, hanlık, çarlık, imparatorluk ve şahlık gibi makamlara eş değer olarak kurulmuş bir devlet başkanlığı makamıdır. 632'de ölen İslam peygamberi Muhammed'in kurduğu İslam Devleti'nin liderliğini sürdüren hükümdarlar; "kral", "çar" veya "imparator" gibi bir ünvan olan halife (Arapça: خليفة) ünvanını kullanmıştır.
Muhammed'in ölümünden sonra İslam Devleti'ni devam ettiren Râşidîn halifelerinin sahabenin önde gelenlerinin seçimi ve biat alma yoluyla; Emevî ve Abbâsî halifeleri ve halife ünvanını kullanan sonraki diğer hükümdarlarda ise babadan oğula geçen veraset yoluyla intikal ettiği görülmektedir. 1453'te II. Mehmed'in İstanbul'u fethiyle Doğu Roma İmparatorluğu'nu yıkıp "Roma İmparatoru" (Kayser-i Rûm) ünvanını üstlenmesi gibi 1517'de I. Selim Ridâniye Muharebesi'yle İslam Devleti'ni devam ettiren Memlûk Devleti'ni yıkıp "İslam Halifesi" ünvanını üstlenmiştir ve böylelikle Osmanlı hükümdarları sultan, han ve şah gibi çok sayıdaki ünvanlarının yanına halife ünvanını eklemiştir.
Halifelik makamının, tek bir toprak parçasından ibaret İslam Devleti'nin yönetim erkiyken, sonradan Papalık benzeri ulusötesi otoriteye sahip dinî-siyasi bir makam olarak algılanmaya başlayıp Sünnilerin veya "tüm dünya Müslümanlarının" temsilciliğine teşebbüs etmesi, Rus İmparatorluğu'nun Osmanlı Devleti'ndeki Ortodoksları himaye etmesini ve Osmanlı Devleti'nin Kırım'daki Müslümanları himaye etmesini sağlayan 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması ile başlamıştır. Böylelikle 7. yüzyılda Arap coğrafyasının bir bölgesi olan Hicaz'da Muhammed'in liderliğini yürüttüğü İslam Devleti'nde yaşayan ve sayıları henüz milyonları bulmamış insanları yönetmek için kurulup 13. yüzyıla kadar sürekli genişleme eğilimi gösteren Arap İslam İmparatorluğu'nun devlet başkanlığı makamı olan hilafet, 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan çok daha sonra, Sulu Sultanlığı'ndaki Müslümanlara Amerika Birleşik Devletleri yönetimini kabul ettiren II. Abdülhamid yönetimi (1876-1909) ve bütün Müslümanları İtilaf Devletleri'ne karşı savaşa teşvik etmek için Mehmed Reşad'a cihad ilan ettiren İttihat ve Terakki yönetimi (1913-1918) tarafından, kıtalar arası yetkiye sahip bir kurum veya ünvan gibi kullanılmak istenmiştir ancak Arap Ayaklanması örneğindeki gibi başarısız olunmuştur. 29 Ekim 1923'te Türkiye'de cumhuriyetin ilanıyla ülkenin devlet başkanlığı makamına kimin, hangi ünvanla geçeceği sorunu çözülmüş, birkaç ay sonra, 3 Mart 1924'te ise eski rejimden kalan hilafet makamı kaldırılmıştır.
Terminoloji
Etimolojik olarak "halife" kelimesi, half (arka) kelimesinden türetilen ve "ardından gelen, makamını işgal eden, yerine geçen veya temsil eden" anlamlarında kullanılan bir kelimedir.
İslam öncesi Arabistan'da monarşiler geleneksel olarak malik veya melik gibi semitik kökenli aynı kökten kelimelerle tanımlanırdı.
Halife teriminin "Allah Resulü'nün halifesi veya Resulullah'ın ardılı" deyiminin zaman içinde kısaltılmışı olarak geliştiği düşünülse de, İslam öncesi döneme ilişkin çalışmalar, deyimin İslam öncesinde de "Allah tarafından seçilmiş kişi, halef, vekil, temsilci" anlamlarında kullanıldığını göstermektedir.
Kur'an'da ise birkaç yerde temsilci veya hükümran anlamında kullanılmıştır.
Kur'an'da kullanımı:
- Hani rabbin meleklere, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım” demişti. Onlar, “Biz seni övgü ile tesbih ederken ve senin kutsallığını dile getirip dururken orada fesat çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” dediler. Allah “Şüphe yok ki, ben sizin bilmediklerinizi bilirim” buyurdu. Bakara 2:30.
- Sizi yeryüzünün halifeleri kılan, size verdiği şeylerde sizi denemek için kiminizi kiminizden derecelerle üstün kılan O’dur. Şüphesiz rabbinin cezası çok çabuktur; yine O’nun bağışlaması ve rahmeti boldur. En’âm 6:165.
- Sizi yeryüzünde halifeler yapan O’dur... Fâtır 35:39.
- “Ey Dâvûd! Biz seni yeryüzünde halife yaptık; onun için insanlar arasında adaletle hükmet; nefsin isteklerine uyma, sonra seni Allah yolundan saptırır. Kuşkusuz, Allah yolundan sapanlara, hesap verme gününü unutmaları yüzünden çok ağır bir azap vardır.” Sâd 38:26.
-
Müslümanlar arasında hilafet yerine imamet, halife yerine de emir, emir'ül-müminin veya imam kelimeleri de kullanılır. Şii Müslümanlar imam ve imamet deyimini tercih etmektedirler.
Mezhep farklılıkları
Ehl-i Sünnet mezhebine mensup Müslümanlar, halifenin "şûra" adı verilen heyet tarafından yapılan seçimle başa gelmesini öngördükleri hâlde, Şîa mezhebine mensup Müslümanlar ise "imâmet" ismini verdikleri makama seçilimin sadece Allah tarafından ve Ehl-i Beyt adı verilen seçkinler arasından yapılabileceğine inanırlar. Bu makam, Şiilikteki en büyük dinî ve manevi otoriteyi de temsil eder.
Halifelik daha çok Müslümanların Sünni tarafının temsilcisi olarak kabul görülmüştür. Çünkü Şii tarafı büyük ölçüde Sünni hilafet yönetimi altında yaşasa da, halifeyi kabul etmemişlerdir. Şiilerin kabul ettiği imâmet, teokratik (dinsel) bir özellik taşımasına rağmen, halifelik büyük oranda dinî bir özellik taşımamıştır. Sünnilikte halife eleştirilebilir bir makamda bulunmasına rağmen, Şiilikte imam eleştirilemez ve yanlışlanamaz bir makamda bulunur.
Halife, ilk zamanlarda İslam toplumunda ileri gelenlerin seçimiyle başa gelmiş, Emevîler ve Abbâsîlerden itibaren ailevi bir saltanat şeklini almıştır. Ayrıca 10. yüzyılda zayıflayarak siyasi gücünü kaybetmiş olsa da, Muhammed'den miras kalan "İslam" Devleti'nin devlet başkanlığı olduğu için bu ünvanı korumuştur.
Abbâsîler döneminde Bağdat'ta yaşayan halife, Hülagû Han komutasındaki Moğolların 1258'de Bağdat'ı yağmalamaları sonucunda Mısır'a, yani Memlûk Devleti himayesine kaçmıştır. 16. yüzyılın başlarında, 1517 yılında, Osmanlı padişahı I. Selim'in Mısır'ı fethedip Memlûk Devleti'ne son vermesiyle birlikte halifelik ünvanı Osmanlı Hanedanı'na geçmiştir ve 3 Mart 1924 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kaldırılmıştır.
Sünni Müslümanlar ilk dört halifeyi "Hulefâ-yi Râşidîn" (doğruya ulaştıran anlamında) olarak adlandırır ve onlara bir tür kutsallık atfederler. Şii Müslümanlar ise ilk üç halifeyi Ehl-i Beyt'in hakkı olan makamın gaspçıları olarak görürler ve Ali'yi kutsallaştırırlar.
Hilafetin kurulması ve zaman içindeki yolculuğu

622-750 yılları arasında İslam Devleti
Dört Halife dönemi
İslam öncesi Arap toplumundaki sosyal ve siyasal örgütleniş kabileler düzeyindeydi.
İslam, başlangıcından beri bu kabile düzenine ve kabile değerlerine karşı mücadele etmiştir. Arap toplumu, onun ölümünden sonra, dağılıp kabile düzenine geri dönme tehlikesi ile karşı karşıya kaldı. Bu çözülmeyi önlemenin tek yolu, Muhammed'in ardılını seçerek iç çatışmaların önüne geçilmesi ve bütünlüğün sağlanmasıydı.[kaynak belirtilmeli]
İlk halife seçilen Ebû Bekir, İslam'a göre "sahte peygamber" addedilen kimselerle mücadele ederek içeride birliği sağlamış ve Arapların eski düzene geri dönmesinin önüne geçmiştir. Ayrıca, daha önce kabileler arası savaşlarda harcanan ve Arap toplumuna zarar veren enerjiyi, dışarıya yani Bizans ve Sâsânîler üzerine çevirerek İslam toplumunun fetih ve cihat amacında birleşmesini sağlamıştır.
Ebû Bekir'den sonra gelen Halife Ömer ise, bir yandan dış fetihlere (Mısır, Kudüs, İran, Horasan) devam ederek Arap dünyasının bölünmesini engellemiş, bir yandan da örgütlenmesini geliştirmiştir. Müslüman Arap toplumu, Ömer döneminde devlet halini almıştır. Daha sonra İslami siyasi yapılanmanın ilk düzenli örnekleri Ömer döneminde görülür.
Üçüncü Halife Osman döneminde fetihler aynı hızda devam etmiş ve ilk kez İslam dünyası denizlerde kendini göstermeye başlamıştır. Fakat Ebu Bekir ve Ömer döneminde bastırılan kabile çekişmeleri, Osman döneminde tekrar yüzeye çıkmaya başlamıştır. Emevî ailesinden gelen Osman'ın kendi kabilesinden olanlara devlet görevlerinde ayrıcalıklar tanıması, yüzeye çıkan bu çatışmaların sonucudur. Osman'ın bu davranışı, İslam dünyasını bölecek olan olayların ilk tohumunu atmıştır. Nitekim bu ayrılık İslam'daki siyasi mezheplerin ortaya çıkışına neden olmuştur.
Kısa zamanda meyvesini veren bu ayrılık tohumları, Osman'ın hilafetinin kanlı bitmesine yol açmıştır. Kendi iktidarına karşı Kûfe'de başlayan isyan dalgası, zamanla Mısır ve Basra'ya da sıçramıştır. Osman 656 yılında evine yapılan saldırıyla öldürülmüştür. Saldırıyı yapanın kim olduğu üzerinde kesinlik olmadığı hâlde, bu cinayetin İslam dünyasındaki karışıklıkların ve mezhep ayrılıklarının kapısını araladığı kesindir.
Sonraki halife olan Ali döneminde, temeli İslam öncesi kabile çatışmalarına (başta Emevî-Haşimî rekabeti olmak üzere) kadar uzanan iç karışıklıklar daha da büyüdü ve Muâviye b. Ebû Süfyân taraftarları (Emevîler) ile Ali taraftarları arasında savaşa dönüştü. Savaş meydanında Ali'nin askerlerinin galip gelmesine rağmen yapılan görüşmelerde Ali bu üstünlüğü kaybetti. Kısa bir süre sonra Ali'nin Hâricî İbn-i Mülcem tarafından öldürülmesiyle birlikte Emevîler hilafeti ele geçirmiş oldu.
Emevî ve Abbâsî dönemleri
Ali'nin öldürülmesi, Emevîlerin hilafeti elde etmesi için bir engel kalmadığını gösteriyordu. Ali'nin oğlu Hasan'ın çekilmesi ve küçük oğlu Hüseyin'in Kerbela'da öldürülmesi ile iktidar tamamen Muâviye b. Ebû Süfyân ve Emevî ailesine geçmişti. Fakat muhalefeti yok edememişlerdi, başta Irak ve Horasan olmak üzere birçok yerde Muâviye'nin hilafetini meşru bulmayanlar vardı.
Muâviye ile birlikte hilafet, Roma geleneğine dayalı bir veraset anlayışına dayandırıldı. Böylece hilafet, bir saltanat halini aldı.
Emevîler döneminde Arap-İslam toplumu, Arap İmparatorluğu biçimini aldı. Devlet örgütlenmesi, Bizans ve İran modellerinden etkilenerek yapıldı ve başarılı, etkili bir bürokrasi kuruldu. Bu dönemde hilafet, tamamıyla siyasi önderlik biçimini korudu ve Abbâsîler iktidara gelinceye kadar devlet başkanlığına gölge düşürmeme amacını güden "ruhani önderlik" görünümüne sahip olmadı.
Emevîler iktidara kanlı çıkmıştı, inişleri de benzer şekilde oldu. Emevî karşıtı Şii ve Hâricî muhalefet, Emevîlerin sonunu getirdi. 750 yılında Abbâsîlere yenilen Emevîler, İslam Devleti'nin devlet başkanlığını Abbâsîlere kaptırsalar da, Emevî Hanedanı İspanya'ya kaçarak orada devam edecekti.
Abbâsîler döneminde hilafet, devlet başkanlığı yani siyasi önderlik konumunu korudu. Ama siyasi otoritenin kaybedilmesi üzerine halife "ruhani önder" görünümüyle varlığını sürdürecekti.
Abbâsîler döneminde orduyu oluşturan Türkler devlet yönetiminde etkili oldular ve uzun vadede halifenin siyasi otoritesinin çöküşünü hazırladılar. 10. yüzyıla gelindiğinde Abbâsî halifesi, Irak dışındaki topraklarda yönetimi, çoğu Türk kökenli yerel komutanlara ve valilere kaptırmıştı. 945'te Şii Büveyhîlerin Bağdat'ı ele geçirmesi, halifelik makamının siyasi otoritesinin sonunu getirdi. Bu tarihten sonra halife sadece ruhani önder olarak devam etti. Halifenin tek siyasi gücü, menşur vererek Müslüman liderlerin hükümdarlığını onaylamaktı.
Moğolların 1258 yılında Bağdat'ı alması, halifenin Mısır'a, Memlûk himayesine kaçmasına yol açtı. Aslında, Moğol Hanı Hülagû'nun tek yaptığı, çoktan işlevini yitirmiş bir makamı ortadan kaldırmak oldu. Abbâsî Hilafeti, Irak dışındaki etkin gücünü yaklaşık 920'de kaybetmişti.
Emevîlere paralel halifelikler
- Abdullah bin Zübeyr'in halifeliği (684-692): Muhammed'in üçüncü eşi Aişe'nin yeğeni Abdullah bin Zübeyr, 684'te Emevî Halifeliği'ne karşı bir isyan başlattı. Mekke'de halife ilan edildi ancak Haccâc bin Yûsuf es-Sekafî komutasındaki altı aylık bir kuşatmanın ardından 692'de yenildi ve orada öldürüldü.
-
Abbâsîlere paralel halifelikler
- Fâtımî Halifeliği (909-1171)
- Endülüs Emevî Halifeliği (929-1031)
-
Memlûk himayesi dönemi
Hilafet; Bağdat'ın düşmesinden (13. yüzyıl) Osmanlıların Mısır'ı ele geçirmesine (16. yüzyıl) kadar Mısır'da Memlûk himayesinde yaşadı. Bu dönemde halife, hiçbir siyasi yetkiye sahip değildir. Dinî törenlerde protokolde bulunmasının yanında hiçbir etkisi olmamıştır.
Osmanlı himayesi dönemi
Osmanlı Devleti'nin büyüme döneminde, Osmanlı yöneticileri I. Murad'ın 1362'de Edirne'yi fethinden itibaren hilafet makamında hak iddia ettiler.[11] Daha sonra I. Selim, Müslüman yurtları fethetmek ve birleştirmek suretiyle, Mekke ve Medine kentlerinin savunucusu olmasıyla Osmanlıların halifelik iddiasını daha da güçlendirdi. Nihayetinde halifelik makamı 1517'de Osmanlıların eline geçti.Böylelikle Güneydoğu Avrupa'dan Orta Doğu'ya kadar geniş bir coğrafyada hüküm süren Osmanlı Devleti, 17. yüzyıla kadar dünyanın önemli siyasi güçlerinden biri olarak kaldı.
Vestfalya Barışı ve Sanayi Devrimi ile güçlenen Avrupalı güçler yeniden toparlandı ve Osmanlı hâkimiyetine meydan okudu. Büyük ölçüde zayıf liderlik, arkaik siyasi normlar ve Avrupa'daki teknolojik ilerlemeye ayak uyduramama nedeniyle Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa'nın yeniden dirilişine etkili bir şekilde yanıt veremedi ve önde gelen bir büyük güç olma konumunu yavaş yavaş kaybetti.
Halife ünvanının siyaseten ilk özel kullanımı, Osmanlıların Osmanlı İmparatorluğu yönetimi altında yaşayan Ortodoks Hristiyanları korumaları gerektiğini ilan eden Ruslara, Rusya'da yaşayan Müslümanlar hakkında benzer bir iddiada bulunarak karşı koyma ihtiyacı duydukları 1774 yılına kadar gerçekleşmeyecektir.[1] İngilizler, Osmanlı'nın halifelik iddiasını nazikçe onaylayacak ve Osmanlı halifesinin Britanya Hindistanı'nda yaşayan Müslümanlara İngiliz hükûmetine itaat etmeleri için emir vermesini sağlayacaktı.
İngiliz hükûmeti, Britanya Hindistanı'ndaki Müslümanlar arasında Osmanlıların İslam Halifesi olduğu görüşünü destekledi ve Osmanlı padişahları da Hindistan Müslümanlarına İngiliz yönetimini desteklemelerini öğütleyen bildiriler yayımlayarak İngilizlere yardımcı oldu; bu bildiriler III. Selim ve Abdülmecid tarafından yayımlandı.
1899'da II. Abdülhamid, Amerika Birleşik Devletleri hükûmetinden gelen bir talebi kabul etti ve halife olarak dinî otoritesini kullanarak Sulu Sultanlığı'na (bugünkü Güney Filipinler ve Kuzeydoğu Malezya'da bulunan) sultanlığın direnişi durdurmasını ve Amerikan işgaline teslim olmasını emretti; Sulu Sultanı II. Cemalül Kiram, II. Abdülhamid'in emrine kulak verdi ve teslim oldu.
Osmanlı Devleti'nin 1914'te I. Dünya Savaşı'na katılmasıyla İttihat ve Terakki, Halife sıfatıyla Mehmed Reşad'a, tüm Müslümanları topraklarına yönelik İtilaf tecavüzüne karşı direnmeye çağıran bir cihad ilan ettirmiş[4] olsa da, bu çağrının geri dönüşü büyük ölçüde olumsuz olmuştur. 1918'de savaşın yenilgiyle sona ermesi üzerine İttihatçı hükûmet topluca istifa etti ve Enver Paşa, Talat Paşa ve Cemal Paşa Türkiye'den kaçtı. Kardeşi Mehmed Reşad'ın temmuz ayında kalp krizinden ölmesinin ardından tahta çıkan Mehmed Vahideddin ateşkesi kabul etti. Osmanlı'nın teslimiyetini resmîleştiren Mondros Mütarekesi 30 Ekim 1918'de HMS Agamemnon gemisinde imzalandı. İtilaf birlikleri kısa bir süre sonra İstanbul'a ulaşarak Padişah'ın sarayını işgal etti.
Osmanlı Hilafeti'nin son bulması, Batı Avrupa ile ilgili olarak yavaş bir güç erozyonu nedeniyle ve Osmanlı İmparatorluğu'nun Milletler Cemiyeti tarafından bölünmesi sonucu Osmanlı İmparatorluğu'nun sona ermesi nedeniyle gerçekleşti. Son Osmanlı halifesi Abdülmecid Efendi, bölünmeden sonra yaklaşık 1,5 yıl halifelik makamını sürdürdü, ancak Atatürk'ün laik reformları ve Osmanoğullarının 1924'te Türkiye Cumhuriyeti'nden sürgün edilmesiyle halifelik makamı kaldırıldı.
Osmanlılara paralel halifelikler
- Bornu Halifeliği (1472-1893)
- Yogyakarta Halifeliği (1755-2015)
- Sokoto Halifeliği (1804-1903)
- Takruri Krallığı (1848-1893)
-
Türkiye Büyük Millet Meclisi/Türkiye Cumhuriyeti denetimindeki dönem

Abdülmecid Efendi, Osmanlı Hanedanı'ndan olan son halifedir.
1 Kasım 1922'de saltanatın kaldırılması ile, Osmanlı hükümdarının elinden egemenlik hakları, devlet başkanlığı alındı. Siyasi güç tamamen Türkiye Büyük Millet Meclisindeydi. Tarihte Arap dini ve Arap siyasetiyle kaynaşan ve bir arada yürüyen hilafetin 7. yüzyıldan beri devam ettirilmek istenen İslam Devleti'nin devlet başkanlığı makamı olması ve ilerleyen yüzyıllarda Türkler dâhil Arap olmayan Müslüman halklar arasında da kutsal ve dokunulamaz bir şey olarak görülmesi nedeniyle, "Müslümanların lideri" veya "İslam'ın lideri" olarak algılanan bu makam, sadece "dinî başkanlık" olarak yeniden tanımlandı ve saltanatla beraber kaldırılamadı. Hükûmet, TBMM'nin seçtiği Halife Abdülmecid Efendi'den, sadece "Müslümanların Halifesi" (Halife-i Müslimin) ünvanını kullanmasını, gösterişli hareketlerde bulunmamasını istedi.
Saltanatın kaldırılmasından cumhuriyetin ilanına kadar geçen sürede bir devlet başkanlığı sorunu yaşandı. Başkanlığını Mustafa Kemal Paşa'nın yürüttüğü Meclis tarafından yönetilen Türkiye'de Ankara'daki siyasi erk tam yetkiliydi, ancak ne mutlak veya anayasal bir monarşi olduğu gibi ne de bir cumhuriyet vardı. Ülkenin resmî olarak devlet başkanı yoktu. Bazı politikacılar "hilafet aynı hükûmettir, hilafetin hukuk ve görevini iptal etmek hiç kimsenin, hiçbir meclisin elinde değildir" diyerek İstanbul'daki Halife'yi devlet başkanı yapmak istedi, ancak Ankara'daki hükûmet siyasi gücünü hiçbir şekilde başka bir makamla paylaşmadı. 29 Ekim 1923'te cumhuriyetin ilanıyla Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı (Reis-i Cumhur) seçildi ve devlet başkanlığı sorunu sona erdi. Abdülmecid, halife seçildikten sonra kendisine verilen talimata aykırı olarak, Müslümanların Halifesi ünvanından başka sıfat ve ünvanlar taşıyarak Cumhuriyet hükûmetinin talimatı dışına çıktı. Bu durum halifelik makamı hakkında bir an önce önlem alınmasını gerektiriyordu. Fakat Mustafa Kemal Paşa'yı halifelik makamını kaldırmak için zorlayan önemli bir sebep, Türkiye'de gerçekleştirmeyi planladığı laik ve sekülarist karakterdeki reformları halife mevcut oldukça yapamayacağıydı.
Hilafetin kaldırılması
Ana madde: Hilâfetin kaldırılması
3 Mart 1924 tarihli, "Hilafetin İlgasına ve Hanedan-ı Osmaniye'nin Türkiye Cumhuriyeti Memalik-i Hariciyesine Çıkarılmasına Dair Kanun"la hilafet kaldırıldı. Böylece, yeni Türkiye önemli bir adım daha attı. Hilafetin kaldırıldığı 3 Mart 1924 günü, bir diğer kanunla da Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti (Bakanlığı) kaldırıldı. Şer'iyye ve Evkaf Vekâleti'nin kaldırılması sonucu, bu vekâlet tarafından yönetilen okullar ve medreseler de kaldırıldı. Ayrıca aynı gün, Erkân-ı Harbiye-i Umûmiye Vekâleti de kaldırıldı. Böylece ordu-siyaset çatışmasının da önüne geçilmiş oldu. Tevhîd-i Tedrîsât Kanunu da o gün kabul edilmişti.
- Muvahhid Halifeliği (1147-1269)
- 1580 - İstanbul Rasathanesi, III. Murat tarafından yıktırıldı.
- 1771 - Falkland Adaları, İspanya tarafından Britanya'ya bırakıldı.
- 1905 - Birinci Rus Devrimi başladı. Çar birliklerinin Kışlık Saray'a dilekçe vermek için yürüyüşe geçen işçilere ateş açmaları ve Kanlı Pazar diye anılan günde, 500 işçiyi öldürmeleri üzerine ayaklanmalar baş gösterdi.
- 1930 - Gazi ve Türklük aleyhine yayın yapmaktan dolayı Resimli Ay dergisi aleyhine dava açıldı.
- 1932 - İlk Türkçe Kur'an, Hafız Yaşar (Okur) tarafından Yerebatan Camii'nde okundu.
- 1938 - Yalova Termal Oteli açıldı.
- 1939 - Columbia Üniversitesi'nden bir grup bilim insanı, uranyum atomunu parçalamayı başardı.
- 1942 - İmla Kılavuzu'nun tüm okul ve iş yerlerinde kullanılması hakkında genelge yayımlandı.
- 1946 - Ampul satışları serbest bırakıldı.
- 1946 - Mahabad Cumhuriyeti kuruldu.
- 1952 - Dünyanın ilk jet yolcu uçağı olan de Havilland Comet, BOAC Havayolu Şirketi'nin filosunda hizmete girdi.
- 1957 - İsrail ordusu Sina Yarımadası'ndan çekilmekle birlikte, Gazze Şeridi'ndeki işgalini sürdürdü.
- 1959 - İzmir Toplu Basın Mahkemesi, Demokrat İzmir gazetesi Yazı İşleri Müdürü Şeref Bakşık'a 15 gün, gazetenin sahibi Adnan Düvenci'ye ise, 1 yıl mahkûmiyet cezası verdi.
- 1959 - Kadın avukatlar, Refik Erduran'a "Bir Kilo Namus" adlı yapıtı nedeniyle açtıkları davadan vazgeçtiler.
- 1961 - İstanbul'da 300 cam işçisi kapalı salon toplantısı yaptı.
- 1965 - Yeni Seçim Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edildi. Yeni Seçim Kanunu millî bakiye sistemini ve birleşik oy pusulası kullanımını öngörüyor.
- 1969 - Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun "Türk Halkına Mektup" başlıklı bildirisi toplatıldı.
- 1969 - Teksif Sendikası'na bağlı işçiler, Defterdar Fabrikası'nda grev başlattı.
- 1973 - 12 Mart dönemi başbakanlarından Nihat Erim, İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye Yargıçlığına adaydı. Çok tepki görünce adaylıktan çekildi.
- 1977 - İstanbul'da Saraçhane-Sultanahmet arasında, "Faşizme Ölüm" yürüyüşü yapıldı. Yürüyüşe 5 bin kişi katıldı.
- 1979 - Türkiye'de 12 Eylül 1980 Darbesi'ne Giden Süreç (1979- 12 Eylül 1980): Devrimci Demokratik Kültür Derneklerinin, "Doğu'da Kürt halkından olmayan kamu görevlilerinin bölgeden uzaklaştırılması" kararı devlet tarafından yerine getirilmediği için Mardin Bayındırlık Müdürlüğünde görevli inşaat mühendisi İbrahim Özer, sabah işe giderken bir endüstri meslek lisesi öğrencisi tarafından silahlı saldırıya uğrayarak öldürüldü.
- 1980 - Türkiye'de 12 Eylül 1980 Darbesi'ne Giden Süreç (1979- 12 Eylül 1980): Tariş olayları: Güvenlik güçleri arama yapmak için TARİŞ (Tariş İncir, Üzüm, Pamuk ve Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birlikleri) İşletmelerine girmek istedi; 50 kişi yaralandı, 600 işçi gözaltına alındı. TARİŞ'e bağlı iş yerlerinde işçiler direnişe geçti.
- 1981 - İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığınca gözaltına alınan Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu (MİSK) yöneticilerinin tümü serbest bırakıldı.
- 1983 - 12 Eylül Darbesi'nin 28. idamı: Kumarda kaybedip borçlandıktan sonra 1973 yılında bir taksi şoförünü, 1974 yılında ise araba almak için para biriktiren bir arkadaşını para için öldüren Ahmet Mehmet Uluğbay idam edildi.
- 1984 - Kullanıcı dostu grafik arayüzü ve faresi ile bilgisayarı kullanıcılara sevdiren ilk ticari bilgisayar olan Apple Macintosh, ünlü "1984" televizyon reklam kampanyası ile tanıtılmaya başlandı.
- 1987 - Türkiye-Yunanistan Uyum Antlaşması, Avrupa Ekonomik Topluluğu (AET) adına parafe edildi.
- 1987 - Yüksek Sağlık Şurası, tüp bebek uygulamasının Türkiye'de de başlatılmasını kararlaştırdı.
- 1988 - Nâzım Hikmet'e vatandaşlık haklarının geri verilmesi için kampanya başlatıldı.
- 1996 - Gazeteci Metin Göktepe'yi öldürdükleri iddiasıyla biri Emniyet Amiri 24 polis gözaltına alındı.
- 1996 - Özgürlük ve Dayanışma Partisi (ÖDP) kuruldu. Partinin genel başkanlığına Doç. Dr. Ufuk Uras seçildi.
- 2000 - Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi, DYP Şanlıurfa Milletvekili Fevzi Şıhanlıoğlu'nun ölümü ile ilgili davada, MHP Milletvekili Cahit Tekelioğlu'nu 2 yıl 9 ay 10 gün ağır hapse mahkûm etti. MHP Milletvekili Mehmet Kundakçı'nın ise beraatine karar verildi.
- 2007 - Vikipedi, Altın Örümcek 2006 "En İyi İçerik" ödülünün sahibi oldu.
- 2008 - Ümraniye'de ele geçirilen el bombalarıyla ilgili soruşturmada emekli Tuğgeneral Veli Küçük, avukat Kemal Kerinçsiz, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın ve Halkla İlişkiler Sözcüsü Sevgi Erenerol, Susurluk davası hükümlüsü Sami Hoştan'ın da aralarında bulunduğu 33 kişi gözaltına alındı.
- 2013 - Galatasaray Üniversitesi Saray Binası yangını. Ortaköy Çırağan Caddesi üzerinde bulunan yerleşkede elektrik kontağından çıkan yangın, Feriye Sarayları'ndan olan tarihî binanın pek çok tarihî eser ve kitap ile birlikte küle dönüp kullanılamaz hâle gelmesine sebep olmuştur.
Doğumlar
- 826 - Montoku, Japonya'nın 55. imparatoru (ö. 858)
- 1263 - İbn Teymiye, Arap İslâm âlimi (ö. 1328)
-
İbn Teymiye
تقي الدين أحمد ابن تيمية Doğum Ebû’l-Abbâs Takiyyüddin Ahmed b. Abdûlhalim b. Mecdiddin Abdûsselâm el-Harrâni
22 Ocak 1263
Harran, İlhanlı Devleti Ölüm 26 Eylül 1328 (65 yaşında)
Şam, Memlûk Devleti İkamet Suriye Milliyet Arap Konu İslam felsefesi Edebî akım Felsefe, Tarih ve Din AlimiEtkiledikleri
- Muhammed bin Abdülvehhâb
Selefiler
İbn Kayyim el-Cevziyye
Etkilendikleri
- Ahmed bin Hanbel
Takıyyüddin ibn Teymiyye (Arapça: تقيّ الدين ابن تيميّة; d. 22 Ocak 1263, Harran - ö. 26 Eylül 1328, Şam), özellikle Selefileri ve şeriat ve diğer İslamî görüşler konusunda etkilemiş olan İslam alimi. Kendinden sonra gelen çeşitli ve ağırlıklı olarak Hanbeli mezhebini benimseyen İslâm âlimlerini ve akımlarını da etkilemiştir. İbn Teymiyye'nin etkilediği isimlerin en önemlilerinden birisi de Muhammed bin Abdülvehhâb'dır.
Hayatı
Tam adı Ebu'l-Abbas Takıyyuddîn Ahmed bin Abdülhalîm bin Mecdiddîn bin Abdüsselâm bin Teymiye (Arapça: تقي الدين أبو العباس أحمد بن عبد السلام بن عبد الله بن تيمية الحراني) olan İbn-i Teymiyye Harran'da Hicrî takvime göre 661 yılının 10 Rebiulevvel'inde doğmuştur. Doğum tarihinin 12 Rebiulevvel olduğunu söyleyenler de olmuştur. Moğol istilası yüzünden, çocukken ailesiyle birlikte Şam'a (Dimaşk) gitmişlerdir. O dönemlerde Şam bilim ve kültür açısından da çok önemli bir şehirdi. Moğol istilaları döneminde doğması ve yetişmesi onun karakterini etkilemiş, siyasi düşüncesinde de yansımaları olmuştur.
İbn Teymiye'nin babası da bir âlimdi ve Şam'a geldikten sonra oradaki Emeviye Mescidi'nde bir ders ve vaaz kürsüsüne sahip olmuştur. Dedesi de büyük bir İslâm âlimi olan İbn Teymiye ailesi tarafından küçük yaşlardan itibaren ilmi bir kariyere yöneltilmiştir. Şam'a gelmelerinden sonra babası Sükkerriyye Dârulhadisin'de müderrislik yapmaya başlamıştır. İbn-i Teymiyye ilk eğitimini burada almıştır.[3] Öncelikle Kur'an tahsili görmüş, daha sonra hadise yönelerek hadis çalışmalarına başlamıştır. Bu sıralarda Hanbeli fıkhıyla da ilgilenmiş bu konuda da çalışmaya başlamıştır. Bunların dışında Arap dili grameri ve Arap tarihiyle de ilgilenmiştir. Felsefe ve mantık konusunda yaptığı tenkitler düşünülürse büyük ihtimalle felsefe ve mantık ilimleriyle de ilgilenmiş, bu konularda çeşitli araştırmalar yapmıştır. Kendisi daha 21 yaşlarındayken babası ölmüştür. Babasının vefatı üzerine genç yaşına rağmen babasının ders grubuna da hocalık yapmaya başlamıştır.
İbn-i Teymiye fakih (hukuk âlimi) ve muhaddis (hadis âlimi) kişiliğinin yanı sıra akaid konularında da çeşitli söylemlerde bulunuyordu. Özellikle yaşadığı dönemlerde yaygınlaşmaya başlayan sufizme karşı çoğunlukla isim vermeden genel tenkitlerde bulunmuştur. Bu konuda çeşitli risaleler de kaleme almıştır ki, genel söylemi ve bunlar sufizm eleştiri açısından onu önemli bir konuma koymaktadır. Özellikle Muhy'id-Dîn İbni Arabî'nin görüşlerine karşı getirdiği eleştiriler bu alanda önemli bir yere sahiptir.
Akaid konularında Eş'ariyye mezhebine ters düşen düşünceleri vardı, akli veya felsefe ile mantığa dayanan yorumlardan kaçınmaktaydı. Bu dönemin Eş'ariyye mezhebine bağlı olan idarecilerini ve halkın büyük bir kısmını ona karşı olmaya itmiştir.
Bu sırada gelişen bir Moğol istilası karşısında da aktif biçimde rol almış ve savaşmıştır. Özellikle savaştaki konumu, halkı ısrarla Moğollara karşı savaşa davet etmesi, onu diğer birçok âlimden ayırmıştır.
Bu tip muhalif yönleri nedeniyle birçok düşman edinmiştir. Davet üzerine Mısır'a gitmeye karar vermiştir. Burada çeşitli şeyler bahane edilerek haksız bir şekilde zindana atılmıştır. Zindanda yaklaşık bir buçuk sene yattıktan sonra serbest kalmıştır. Zindanda kaldığı bu dönemde çeşitli işkencelere de maruz kalmıştır.
Bundan sonraki dönemde Mısır'daki sufilerle arasında büyük çatışmalar ortaya çıkmıştır. Sık sık tartışmalara giriyor, büyük tenkitlerde bulunuyordu. Bu durum bir süre sonra idarenin tepkisini çekmiş bu genel kargaşa ve tartışma ortamını yatıştırmak için Teymiye yeniden hapsedildi. Yine de bu hapis süreci ilkine oranla daha hafif geçmiştir, zîrâ bu sefer dönemin kadıları onun yanında yer almış onun daha iyi şartlar altında ceza görmesini sağlamışlardır. Zaten kısa bir süre sonra da serbest bırakılmıştır. Fakat devrin yeni idaresi onun İskenderiye'ye sürülmesi kararına varır ve İbn Teymiye İskenderiye'ye gider. Mısır tahtı yeniden el değiştirince İbn Teymiye Kahire'ye davet üzere geri dönmüştür.

İbn Teymiyye'nin hayatını kaybettiği hapishane olan Şam Kalesi
Ellili yaşlarındayken Moğollara karşı bir savaş çağrısı üzerine, tekrar Şam'a hareket etmiştir. Fakat savaş gerçekleşmemiştir. Yine de Şam'da ikamet etmeye devam eden İbn Teymiye fıkıh konusuna ağırlık vermiştir. Her ne kadar Hanbeli mezhebini takip etse de, mezhebe tamamen bağlandığı söylenemez. Zaman zaman dört fıkıh (hukuk) mezhebinin görüşlerine mutabık, zaman zaman ters görüşleri de oluyordu ve bunları açıklamakta tereddüt duymuyordu. İdarenin bu davranışını yasaklamasına rağmen, İbn Teymiye dört Sünni fıkıh mezhebinin görüşleriyle ters düştüğü durumlarda kendi görüşünü sunmaktan ve fetva vermekte geri durmamıştır.
İdarenin yasağı tekrarlamasına rağmen İbn Teymiye'nin davranışını sürdürmesi sonucu, İbn-i Teymiye Şam kalesinde hapsedildi. Yaklaşık altı ay hapiste kaldıktan sonra serbest bırakıldı. İbn Teymiye fıkıh çalışmalarına ağırlık vererek devam etse de, diğer konularda da çalışmalarına devam eder. Bu sıralarda karşıtı gruplar onun eski fetvalarından birini ortaya atarak onun idare ile arasının açılmasına neden olmuş, sonuçta İbn Teymiye tekrar hapsedilmiştir. Hapis süreci içinde baskı artmış ve sonunda onun hapiste okuyup yazması da yasaklanmıştır. İbn Teymiye iki yıl sonra, 1328'de, yakalandığı bir hastalık sonucu ölmüştür.
Düşüncesi ve çalışmaları
İslâm hukuku (fıkıh), hadis ilmi ve siyasî düşünce başta olmak üzere birçok konuda uzmanlaşmış, çeşitli eser ve görüşler sunmuştur. İbn Teymiye bir mezhep kurma arzusunda olmadığı gibi, arkasından bir mezhep de kurulmamıştır. Yine de bir anlayış ve okulun öncüsü olmuş, ondan sonra bu okulu takip eden birçok ünlü âlim olmuştur; İbn Kesir gibi.
Fıkıh (İslâm hukuku)
Fıkıh usûlü
Fıkıh
- İcâzet
- İcmâ
- İctihad
- İstihsan
- İstishâb
- Fıkhî mezhep
- Medrese
- Maslahat
- Kıyas
- Taklid
- Takvâ
- Farz
- Mendup
- Helâl
- Mubah
- Mekruh
- Haram
- Mükellefiyet çağı
- Bid'at
- Fitne
- Gıybet
- Günah
- Da'vet
- Cihad
- Sünnet
- Tefsir
- Tâgūt
- Takiye
- Tövbe
- Tasfiye
- Sevap
- Hilâfet
- Şeyhülislâm
- Seyyid
- Şerif
- Hazret
- İlmiye
- Müftü
- Başmüftü
- Hüccetülislam
- İctihad
- Âyetullah
- Merci-i taklîd
- Kur'an hâfızı
- İmam
- Molla
- Mehdî
- Mevlevî
- Mevlânâ
- Tefsir
- Mürşit
- Velî
- Muhaddis
- Tecdid
- Kadı
- Şeyh
- Marabut
- Müezzin
- Mürid
- Mücahit
- Gazi
- Hac
- Ensar
- Selef-i Sâlihîn
- Sahâbe
- Tâbiîn
- Tebeu't-tâbiîn
- Dâî
- g
- t
- d
Fıkıh konusunda her ne kadar özgün düşünceleri de olsa da İbn Teymiye genel anlamda Ahmed bin Hanbel'den etkilenmiştir. Hanbeli mezhebini takip etmesinin en büyük nedeni Kitap ve Sünnete bağlılığıdır. Fakat bazı konularda diğer mezheplerin görüşlerini de benimsemiştir. Yine bazı konularda Dört Sünni İmam'ın görüşlerinin dışında kalan özgün düşünce ve görüşleri de vardır. Bunlardan en ünlü ve önemlilerinden biri de boşanmanın yemin olarak kullanılması konusundaki görüşüdür; boşanmanın yemin olarak kullanılmasını doğru bulmamış, çoğunlukla bu yemini eden kişinin eşini boşamak gibi bir niyeti olmadığını belirtmiş ve bu nedenle boşanma yemin konusu yapılmasının boşanmaya yol açmayacağını söylemiştir. Bu görüşünü Ehl-i Beyt imamlarından yaptığı bazı rivayetlerle de desteklemiştir. Bunun dışında zaman zaman Sünni Dört mezhep imamının görüşlerine muhalif görüşler de beyan etmiştir.Siyasî düşüncesi
İbn Teymiye insanın fıtratı gereği medeni olduğunu, başka bireylerle birleşmeye hem çıkar değişimi hem de tehlikeleri bertaraf etmek için ihtiyaç duyduğunu düşünmüştür. Buna göre, onun düşüncesinde, topluluk içinde faydalı sonuçlar verecek eylemleri desteklemek ve emretmek, zararlı sonuçlar verecek eylemleri yasaklamak için topluluğun bir idareciye ihtiyacı vardır. Bu idareciye itaatin gerekliği olduğunu, fakat itaat gibi nasihatin de gerekli olduğuna vurgular; ona göre "din nasihattir".
Bunun dışında kamu görevi, baş idareci ve idareci sınıfın özellikleri, otorite, devletin görevleri ve diğer âlimlerden farklı olarak devletin iktisadi siyaseti hakkında da görüş belirtmiştir. Ona göre devletin iktisadi yaşama müdahalesinde, özgürlük esas alınmalıdır. Özgürlüğün esas alınmasında iki noktaya dikkat eder;
- Muhammed bin Abdülvehhâb
- Dinin bu ekonomik unsurlar hakkında belirlemiş olduğu sınırlar,
- Özgürlüğün kamu yararıyla çatıştığı durumlar.
-
İbn Teymiye'nin modern zamanlarda en çok vurgulanan fikri de devletin ahlaki ve dini temellere oturması, dini kanunlara bağlı olması gerektiğini düşünmesidir. Ahlaki ve dini temellere dayandığını ileri süren, dini kanunları benimsediğini ilan eden her türlü devlet yapı ve biçiminin de sürekli olarak öğüt ile geliştirilmesi ve sergilenen eksikliklerin böyle kapatılması gerektiğini savunurken, ahlaki ve dini temellere dayanmayan, dini kanunlarla hükmetmeyen devletin meşru olmadığını öne sürmüştür. Bu konudaki açıklamaları onun dönemindeki, İslâm'ı seçse de kültürel, hukuki ve siyasi geleneklerini koruyup uygulamaya devam eden bazı Moğollara karşı verilmiştir. Teymiye'nin bu görüşleri büyük oranda Kur'an'da Maide suresi 44. ayetin tefsirine dayanır. Ayetin Türkçe meali ise şöyledir:
"Gerçekten Biz, içinde bir hidayet, bir nur bulunan Tevrat'ı indirdik. Kendilerini Allah'a teslim etmiş peygamberler, Yahudilere onunla hükmederlerdi. Bir de Allah dostları ve ilim adamları da Allah'ın kitabını muhafaza etmekle görevli olmaları ve üzerine şahit olmaları dolayısıyla onunla hüküm verirlerdi. Artık insanlardan korkmayın, Benden korkun ve Benim ayetlerimi birkaç paraya değişmeyin! Her kim Allah'ın indirdiği hükümlerle hüküm vermezse, onlar hep kafirlerdir."
Eleştiriler
Hanbeli fıkıh ve hadis âlimi iken mezhepsiz oldu. Ehl-i sünnete uymayan yazılarından dolayı Mısır’da iki defa hapsedildi. Bu sebeplerden ötürü birçok İslam aliminden reddiye ve eleştiri aldı.
İbni Hacer-i Mekki, Fetava-yı Hadisiyye'de şöyle söylemişdir: "Allahü teâlânın, sapıtmasına ilmini sebep ettiği kimsedir."
El-Cevher-Ül-Munzam'da ise "İbni Teymiye öyle bir kimsedir ki, bozuk sözlerine ve çürük vesikalarına, büyük âlimler cevap vermişler ve düşüncelerinin çirkinliğini ortaya koymuşlardır. Şam, Mısır ve Kudüs’de kadılık yapmış olan şafii fıkıh ve hadis âlimlerinden Muhammed İzzibni Cemaa, onun için, Allahü teâlânın dalalete sürüklediği, azdırdığı ve zillet gömleği giydirdiği kimsedir. İslam âlimlerine ve bilhassa Hulefa-i raşidine karşı ahmakça itirazlarda bulunmuştur." demiştir.
İmam-ı Sübki Nebras haşiyesinde bildiriyor "Kitab-ül Arş onun en çirkin kitaplarındandır. Ona Şeyh-ül-İslam diyenin kâfir olacağını söyleyen âlimler vardır.", "İbni Teymiye’ye uyanın malı ve canı helaldir."
İbni Battuta Tuhfetünnüzzar tarihi'nde şöyle bahsediyor: "Şam camiinin minberinden inerken “Allah gökten yere, benim indiğim gibi iner” dedi.
Eserleri
Tarihçiler İbn-i Teymiye'nin eserlerinin yaklaşık 300 cildi bulduğunu belirtmişse de bu eserlerin tümü bugüne ulaşamamıştır.
Akaid konusunda bugüne ulaşmış yaklaşık 20 risalesi mevcuttur. Bu risalelerinin bir kısmı ile bazı küçük kitaplar, Mecm'uatü'r-resâil ismi altında basılmıştır.
Hristiyanlara İslâm dinini anlatmaya çalıştığı ve çeşitli Hristiyan doktrinlerini eleştirdiği el-Cevabu's-sahih limen beddele dine'l-Mesih isimli ünlü bir eseri vardır.
Fıkıh konusunda birçok eseri bulunur, risalelerinden bir kısmı Mecm'uatü'l-fetâva ismi altında basılmıştır.
Siyasî konularda es-Siyasetu'ş-Şer'iyye fî İslâhi'r-Râî ve'r-Ra'ıyye ve el-Hisbe fi'l-İslâm en önemli eserleridir.
Bunların dışında tefsir, mantık ve cedel konularında çeşitli eserleri bulunur. Nakdu'l mantık ve Şia görüşlerini çürütmede en sahih kaynak olan Minhâc'ûs-Sünne en-Nebeviyye ünlü eserlerindendir.
- 1440 - III. İvan (Büyük İvan), Rus çarı (ö. 1505)
- 1561 - Sir Francis Bacon, İngiliz devlet adamı, filozof ve şair (ö. 1626)
- 1855 - Albert Ludwig Sigesmund Neisser, Alman tıp doktoru (bel soğukluğunun etkenini bulan) (ö. 1916)
- 1902 - Selahattin Pınar, Türk besteci ve tanburi (ö. 1960)
- 1915 - Ertuğrul Bilda, Türk oyuncu (ö. 1993)
- 1932 - Günseli Başar, Türk manken (ö. 2013)
- 1933 - Kaya Gürel, Türk tiyatro ve sinema oyuncusu (ö. 2010)
- 1933 - Sezai Karakoç, Türk şair, yazar ve siyasetçi (ö. 2021)
- 1941 - İbrahim Arıkan, Türk iş insanı (ö. 2016)
- 1946 - Cihan Ünal, Türk tiyatro sanatçısı
- 1950 - Mustafa Irgat, Türk şair ve sinema yazarı (ö. 1995)
- 1956 - Fadıl Akgündüz, Türk iş insanı
- 1956 - Şükrü Halûk Akalın, Türk dil bilimci ve Türk Dil Kurumu başkanı
- 1958 - Filiz Koçali, Türk siyasetçi ve Sosyalist Demokrasi Partisi genel başkanı
- 1961 - Yavuz Çuhacı, Türk besteci, şarkı sözü yazarı ve TV yönetmeni
- 1967 - Şanver Göymen, Türk kaleci
- 1969 - Durdu Mehmet Kastal, Türk siyasetçi
- 1970 - Aydın Ünal, Türk gazeteci, yazar ve siyasetçi
- 1972 - Mahir İpek, Türk oyuncu
- 1973 - Olgun Aydın Peker, Türk iş insanı
- 1975 - Kenan Çoban, Türk sinema ve televizyon oyuncusu
-
Kenan Çoban
Doğum 22 Ocak 1975 (51 yaşında)
Palu, Elâzığ, Türkiye Eğitim Elazığ Ticaret ve Meslek Lisesi Meslek Oyuncu Etkin yıllar 2003-günümüz EvlilikDilek Özkan
(e. 2011; b. 2012)Helin Nazlı (e. 2017)
[1]Kenan Çoban (d. 22 Ocak 1975, Elâzığ), Türk oyuncu.
-
-

- 1979 - Özge Uzun, Türk TV ve haber sunucusu
- 1982 - Okan Koç, Türk futbolcu
- 1982 - Sedef Avcı, Türk oyuncu ve model
- 1984 - Josef Çınar, Türk asıllı Alman futbolcu
- 1985 - Yasemin Ergene, Türk oyuncu
- 1988 - Abdullah Karmil, Türk futbolcu
- 1992 - Ensar Baykan, Türk asıllı Alman futbolcu
- 1996 - Ramazan Civelek, Türk futbolcu
Ölümler
- 239 - Cao Rui, Çin'in Wei Hanedanı'na mensup 2. imparatoru (d. 204 veya 206)
- 1387 - Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşa, Osmanlı sadrazamı (d. ?)
- 1517 - Hadım Sinan Paşa, Osmanlı vezir-i azam
- 1647 - Koca Musa Paşa, Osmanlı devlet adamı ve denizci (d. ?)
- 1651 - Johannes Phocylides Holwarda, Friz bir astronom, doktor ve filozof (d. 1618)
- 1666 - Şah Cihan, Babür İmparatorluğu'nun 5. hükümdarı (d. 1592)
- 1826 - Antonio Codronchi, İtalyan rahip ve başpiskopos (d. 1746)
- 1901 - Victoria, Birleşik Krallık kraliçesi (d. 1819)
- 1922 - Salih Hayali Yaşar, Türk siyasetçi (d. 1869)
- 1922 - William Christie, İngiliz astronom (d. 1845)
- 1922 - XV. Benedictus, Papa (d. 1854)
- 1952 - Robert Patterson, Amerika Birleşik Devletleri 55. Savaş Bakanı (d. 1891)
- 1975 - Abdi Parlakay, Türk futbol hakemi (d. 1914)
- 1987 - Zeyyad Baykara, Türk siyasetçi ve eski başbakan yardımcılarından (d. 1915)
- 1991 - Feyyaz Berkay, Türk tıp doktoru. Türkiye'de Beyin ve sinir cerrahisi alanının öncülerinden (d. 1913)
- 2005 - Atilla Özkırımlı, Türk edebiyat tarihçisi ve yazar (d. 1942)
- 2006 - Aydın Güven Gürkan, Türk siyasetçi ve Sosyaldemokrat Halkçı Parti eski genel başkanı (d. 1941)
- 2008 - Orhan Aksoy, Türk yönetmen, senarist ve yapımcı (d. 1930)
- 2009 - İsmail Hakkı Birler, Türk siyasetçi (d. 1927)
- 2015 - Oğuz Oktay, Türk oyuncu (d. 1939)
- 2016 - Kamer Genç, Türk siyasetçi (d. 1940)
- 2016 - Osman Şahinoğlu, Türk siyasetçi (d. 1927)
- 2016 - Tahsin Yücel, Türk akademisyen, yazar, eleştirmen ve çevirmen (d. 1933)
- 2017 - İlhan Cavcav, Türk iş insanı ve spor yöneticisi (d. 1935)
- 2018 - Lütfi Doğan, Türk ilahiyatçı, siyasetçi ve 11. Diyanet İşleri başkanı (d. 1927)
- 2018 - Enver Ercan Türk şair (d. 1958)
- 2022 - Ali Arif Ersen, Türk ressam ve fotoğraf sanatçısı (d. 1958)
- 2025 - Aydın Yazıcı, Türk futbolcu (d. 1938)
Yorumlar
Yorum Yap